Şehrin Misafirleri
“Öğrenciler ülkemizin geleceğidir” gibi klişe cümleleri çok duyarız. Öğrenciler aynı zamanda ekonominin de en mühim can simitlerinden biridir. Gelecek ifadesini bu anlamda mı kullanıyorlar acaba?
Ne de olsa 20 milyondan fazla öğrencimiz var. Esnafın bir kısmı bunu 20 milyon “müşteri” olarak algılıyor.
Üniversitelerin Anadolu şehirlerinin ekonomilerine yaptığı büyük etkiyi kim inkâr edebilir ki? Bir şehre binlerce, hatta on binlerce genç insan geliyor. Ev tutuyor, yurtta kalıyor, lokantada yemek yiyor, minibüsü kullanıyor, tıraş oluyor, kırtasiyeden alışveriş yapıyor, kafelere oturuyorlar. Bir öğrencinin şehirde harcadığı para, özellikle küçük ve durağan Anadolu şehirlerindeki pek çok küçük işletmenin can suyu oluyor.
Fakat işin başka bir tarafı daha var.
Öğrenciyi ekonominin can simidi olarak görmekle, onu ekonomik olarak kolayca kullanılabilecek, istismar edilebilecek bir müşteri olarak görmek arasında önemli bir fark var. İnsani bir fark!
Çünkü öğrenci çoğu zaman pazarlık gücü olmayan toy bir müşteridir. Pazarlık gücü olsa da bunu kullanabilecek deneyimden yoksundur.
Kalacak eve, temiz ve ucuz yemeğe ihtiyacı vardır. Ulaşımı kullanacaktır. Ders kitaplarını ve kırtasiye malzemelerini almak zorundadır…
Bazen günün önemli bir bölümünü geçirmek için bir kafeye ihtiyaç duyar. Özellikle ailesinden uzakta yaşayan üniversite öğrencisi için bunların hiçbiri lüks değildir. Aksine zaruri ihtiyaçtır.
İşte “bazı esnaf” diyerek ayırdığım fırsatçıların sert kuralları tam burada devreye giriyor.
Ev sahibi kirayı artırıyor. Lokanta porsiyonu küçültüp, fiyatı yükseltiyor. Ulaşımın, barınmanın, yemeğin ve gündelik ihtiyaçların artan fiyatı öğrencinin bütçesini iyiden iyiye zorlamaya başlıyor.
Çünkü birtakım esnaf öğrenciyi sadece başka bir alternatifi olmayan “yolunacak müşteri” olarak görüyor. Sınırları zorladıkça zorluyor.
Hakikaten kulağa çok çirkin düzenbazlık vakaları geliyor. Şehir dışında üniversite okurken tuhaf muamelelere maruz kalan, zorlanan, yoksulluk yaşayan öğrenci çok.
Eminim aralarında adamakıllı doymadan yatanları bile vardır. Fiyatların fahiş bir şekilde arttığı bir ekonomik düzende öğrencinin zaruri ihtiyaçlarını bütünüyle karşılaması zor görünüyor.
Ailesini bırakıp tek başına bir Anadolu şehrine giden bir genci “soyulacak müşteri” olarak görmek insanlıkla bağdaşmaz.
Bu gençleri önce “insan” olarak… Hatta yolda kalmış olarak görmek lazım. Yolda kalmışlara böyle mi davranıyoruz? Bizim kültürümüzü diğerlerinden bıçakla keser gibi ayıran şey yolda kalmışlara el uzatmak, onu misafir gibi baş üstünde ağırlamaktır. Yüzyıllarca bu hasletleri yaşattık, sürdürdük, kapitalizmin ayartmalarına kulak asmamak lazım.
Gençlere yardımcı olmak, şayet elimizden geliyorsa hayatlarını kolaylaştırmak lazım. Onları kazanmak lazım. Ne mutlu şehrine gelmiş ihtiyaç sahibi bir gencin ihtiyacını görene!
Ayrıca çok güzel işler yapan vakıflarımız, derneklerimiz var. Ekonomik şartların ağırlaştığı böyle zamanlarda onların daha fazla gayret göstermesi daha fazla gence ulaşması gerekiyor. Bu derneklere vakıflara imkân varsa daha fazla destek olmak gerekiyor.
Onlar sadece müşteri değil.
Onlar bizim çocuklarımız, kardeşlerimiz…
Öyle bakmak ve öyle görmek gerekir.







