Hukukçu olmasanız da, vicdanınız olmalı Ömer Abi!
Yandaş diye tanımlanan bir gazete var.
Karşı mahalledekiler, öyle tanımlıyorlar..
“Aloo Fatih” diye meşhur oldu..
Nasıl yandaş ise..
AK Parti içinde bir süre bulunup.
Hatta önemli iki farklı bakanlık koltuğuna oturup.
Sonra dinlendirilmek istenilince..
Bayrak açanlardan birisine köşe verdiler..
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, daha iki hafta önce söylemişti; “Bu partiye sırtını dönen kimse iflah olmamıştır” diye..
Erdoğan’ı kutsamak için hatırlatmıyorum..
“Yandaş basın” diye tanımlamanın yanlışlığını açığa çıkartmak için söylüyorum.
Adamlar yandaş diye hedef tahtasına konuluyor ama..
Yaptıkları hatalar, AK Parti’ye fatura ediliyor ama.
Her fırsatta AK Parti’ye bel altından vurmayı da ihmal etmiyorlar..
Son somut örneği, Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı koltuklarına oturan Ömer Dinçer..
Ömer Bey’in işi gücü yok.
Hemen her hafta..
Değişik bir açıdan..
AK Parti’ye çakıyor..
Hani insanın diyesi geliyor, “Yıllarca bakanlık koltuğunda oturdun.. O yanlışlardan kaçını düzelttin?”
•
Eleştiri, tabii ki güzeldir.
İkaz, tabii ki gereklidir.
Ama bu kadar düşman var iken..
DHKP-C’li teröristlere, açlık grevi yaptırtıp, “Ölüyorlar duymuyor musunuz” diye algı operasyonları yapılırken..
Bir başsavcının ölümüne sevincini deklare eden Cumhuriyet gazetesi yetkilisinin gözaltına alınmasına tepki açıklamaları ardı ardına, taaa Avrupa’lardan gelirken..
Eğer düşünce özgürlüğünün mutlaklığına inanıyorlarsa..
Atatürk’ün manevi kızı ile ilgili iddiaları sebebi ile geçtiğimiz hafta tutuklanan Süleyman Yeşilyurt için de itirazda bulunmaları gerekirken..
Tek kelime edilmediği apaçık ortada iken..
Bir de Ömer Abi’miz kafa çıkarıp, “Ben buradayım.. Beni unutmayın” diyor..
Haklı bir konuda desin..
Başım üstüne..
Haklı da değil..
Ben aktarayım..
Siz de görün..
Ömer Abi’mizin dünkü yazısının başlığı, “Kuvvetler ayrılığı güçlendi mi?”
Danıştay Başkanı Zerrin Güngör Hanımefendi, Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde, “Kuvvetler ayrılığı güçlendi” dedi ya..
Onu sorguluyor, Ömer Abi’miz..
Peki sorgularken, ne diyor?
Buyrun birlikte okuyalım:
“Akademik çalışma alanım ‘yönetim ve organizasyon’ bilimi. Bu bilim dalı aynı zamanda görev tanımı, görev ve yetkilerin tasnifi, işyükü dağılımı ve dengesi gibi konularla da ilgilenir. Bakış açımın hukuk olmadığının farkındayım.”
Bu farkın bilincinde olan birinin, Danıştay Başkanı’nın bir hukuki tespitini sorgulaması doğru olur mu?
Bence olmaz..
Ama Ömer Abi’nin egosu, kendisini zorguluyor.
Ve “Her şeye muhalifim” formasını giyip, sahaya çıkıyor..
“Seçimlerin yenilenmesi halinde Meclis üyelerinin nitelikli çoğunluğu aranırken, yürütme tek başına her iki güç için de seçim kararı alabilecek.”
Ömer Abi’mizin iyiniyetli olmadığı, Meclis’in de, Cumhurbaşkanı’nın da, seçime gitme kararı alması halinde, hem Meclis hem cumhurbaşkanlığı seçiminin birlikte yapılacağı gerçeğini anlatırken..
Meclis’in sanki sadece kendisi için seçim kararı alıyormuş gibi bir izlenimle, Cumhurbaşkanı’nın seçim yetkisinin ise “Her iki güç için de seçim kararı alabilecek” şeklinde anlatılması ile suçüstü oluyor..
Meclis de “iki güç için” seçim kararı alabiliyor.
Cumuhurbaşkanı da..
Birisinde “Her iki güç için de seçim kararı alabilecek” denirken.. “İki güç için de”nin altı çizilirken..
Meclis sanki sadece kendisi için böyle bir yetkisi varmış gibi izlenim verilmesi..
Bir bilim adamına yakışmaz..
Olsa olsa, muhalif partinin, politize olmuş üyesine yakışır..
•
Devam edelim Ömer Abi’mizin yazısından alıntılamaya:
“Cumhurbaşkanı kararnameleri için ‘kanuna aykırı olmama şartı’ da konulmadı. Anayasa’da her iki normun çelişmesi halinde kanun hükmünün uygulanacağı belirtiliyor. Bu durum normlar hiyerarşisi açısından kanunlar ile Cumhurbaşkanı kararnamelerini eşit konuma getirdi.”
Ömer Abi’miz ifadelerini öyle ustaca yazıyor ki..
Satır aralarındaki çarpıklıkları farketmezseniz..
Ne kadar önyargılı olduğunu da farkedemezsiniz..
“Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için kanunlara aykırı olmama şartı konulmamış..”
Bunu okuduğunuzda, siz ne anlarsınız?
Önceki anayasada varmış da.. Yeni anayasada konulmamış..
Peki öyle mi?
Hayır, değil..
Önceki anayasada da, yeni anayasada da, böyle bir şart yok.
•
Ama işin daha vahim bir yanı var..
Ömer Abi’miz, eski anayasada “normlar hiyerarşisi” varmış da, yenisinde yokmuş gibi bir izlenim de veriyor..
Oysa, eski anayasada, kanun hükmünde kararname, zaten adı üstünde, kanun hükmünde olduğu için..
Kanunla eşit sayılmış..
Aslında normlar hiyerarşisini, kanun hükmünde kararname kanunlaşana kadar ihmal etmiş olduğu halde..
Bunu görmezden geliyor..
Sanki eski anayasada, kanunlar üstte, kanun hükmünde kararname altta kalıyormuş gibi bir intiba verdikten sonra..
Esas önemli hatayı yapıyor: “Kanunlar ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini eşit konuma getirdi.”
Yeni anayasa için bunu söylüyor..
Oysa, daha bir cümle öncesindeki şu ifade de yine Ömer Abi’mizin:
“Anayasa’da her iki normun çelişmesi halinde kanun hükmünün uygulanacağı belirtiliyor.”
Kanun ile Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin çelişmesi halinde, kanunun uygulanacağı öngörülmüş ise, nasıl oluyor da, kanun ile kararname eşit konuma gelmiş oluyor?
Nasıl, bir izah etsin Ömer Abi..
Önümüzde bir kanun var. Bir de Cumhurbaşkanı kararnamesi..
Kanun “A” diyor.. Kararname “B” diyorsa..
Anayasa diyor ki, “Kanun uygulanır ve ihtilaf “A” lehine çözümlenir..”
Peki bu açık düzenlemeye rağmen, kanun ile kararname nasıl eşit oluyor?
•
Bunun adı, kimse kızmasın ama, sırf eleştirmek için eleştirmektir..
“Ben sana gıcığım. Her yaptığına itiraz edeceğim. Anlayan çıkarsa, çıksın.. Anlamayanlara yutturduğum, bana kârdır” demektir..
Lütfen Ömer Abi..
Hukukçu olmayabilirsiniz..
Ama her insanda var olan vicdana sahip olmalısınız..







