Ha savcıya kurşun sıkmışsın, ha kurşun sıkana gerekçe uydurmuşsun!
Önceki gün, Berkin Elvan’ın ölümünden sorumlu tutulan polisin yargılandığı davanın duruşması vardı..
“Berkin Elvan” denilince..
Benim aklıma, Savcı Selim Kiraz’ın, görevi başında DHKP-C’li teröristler tarafından şehit edilmesi geliyor..
Benim aklıma, Berkin Elvan’ın cenaze töreninde, DHKP-C’lilerin provokasyonları sonucunda, arkadaşları ile sokakta yürürken göstericilerin vurarak öldürdüğü Burak Can Karamanoğlu geliyor..
Benim aklıma, DHKP-C’lilerin terör estirdiği mahallede, 14 yaşındaki bir çocuğun aldatılarak, sokak gösterilerine nasıl çekildiği ve kanına nasıl girildiği geliyor..
Berkin Elvan’ın ölümünden, kim memnuniyet duyabilir?
Terör örgütlerinden başka..
Selim Kiraz’ın şehit edilmesinden, kim memnuniyet duyabilir?
Teröristlerden başka..
Buran Can Karamanoğlu’nun ölümünden, kim memnuniyet duyabilir?
Eli silahlı eşkıyadan başka?
Benim “Berkin Elvan” ve onun ismi üzerinden zincirleme yaşanılan olaylara bakış açım bu idi..
Bugüne kadar yoğun tartışmalara sebep olan, bundan sonra da sebep olmaya devam edecek gibi görünen “Berkin Elvan” olayında, herhangi bir ayrıntıyı atlamayayım diye, önceki günkü duruşma haberlerini, önce ajanslardan, sonra da internet sitelerinden tümü ile okumuştum..
Cumhuriyet’in verdiği haberde, baba Sami Elvan’ın, daha önce anlattıkları ile hiç ilgisi olmayan, bambaşka bir anlatımına şahit oldum..
haber.sol.org.tr’ye daha önce şöyle anlatmış, baba Elvan, olayı:
“Cumartesi gecesi mahalle komple sokaktaydı. Ama ben evdeydim. Şeker hastasıyım. Okmeydanı’nda oturuyorum. Herkes meydandaydı. Ben de gidecektim fakat sağlık açısından çıkamadım. Eşime dedim ki herkes çıkıyor, sen de çocuklara sahip çık.”
Önceki gün ise, anlatım şöyle değişmiş:
“Berkin yanıma gelip, Pazartesi günü mezuniyet töreni olduğunu ve törende giyecek kıyafeti almamı istedi. Ben de tamam dedim. Ancak yorgun olduğum için annesi ile birlikte elbise almaya gittiler. Akşam geldiklerinde Berkin dışarıda kalmak istemiş, gelmemişti. O sırada Gezi Parkı olayları vardı. Ablasıyla kardeşi de dışarı çıkmak istedi. Önce izin vermedim. Bana sadece hak arayacaklarını söylediler. Ben de anneleriyle birlikte gitmelerine izin verdim. Tekrar uyumuşum. Sabah küçük kızım uyandırdı beni.”
Bir anlatımda, Berkin gece vakti, sokakta gibi aktarılırken..
Diğerinde sabah ekmek almaya gittiğinde, olayın yaşandığı söyleniyor..
Anne Gülsüm Elvan ise, bambaşka anlatıyor, aynı olayı:
“Ekmeğe gideyim dedim.. ‘Ben giderim’ dedi. Olay yoktu. İnsanlar işe gidiyordu. Yürüyüş olsa ben çocuğumu gönderir miydim.”
Baba, “Sabaha kadar uyuyamadık, gaz atılıyordu” derken..
Anne her şeyin normal olduğunu söylüyor..
O gün Pazar olmasına rağmen..
İnsanların işe gittiğini söylüyor..
Daha onlarca çelişki.. Onlarca farklı anlatım..
Şöyle düşündüm: “14 yaşında oğlunu kaybetmiş anne-babayı eleştirip de ne yapacağız? Küçücük çocuklarını kaybetmişler.. Velev ki olayı bir öyle, bir böyle anlatmış olsunlar..
Ortaokul çağında çocukları ölmüş.. Varsın, olay öncesindeki yaşanılanları, gerçeğe uygun aktarmasınlar..
Hatta yalan söylesinler..
Hatta birilerinin öğretmesi üzerine..
14 yaşındaki bir çocuğun ölümü tek başına yeterince dram değilmiş gibi..
Olayın arka planındaki gerçekleri kimsenin araştırmaması için olayı daha da dramatize etmek amacıyla, ‘Ekmek almaya gitmişti’ desinler..
Sonuçta onlar, anne ve baba..
Acıları büyük..
Yanlışları görmezden gelsem, ne olur ki?”
Evet, böyle düşündüm..
Çelişkileri, yanlışları, söylenilen yalanları yazmaya, elim varmadı..
Ama dün gazeteleri açınca..
Özellikle Aydın Doğan’ın Posta ve Hürriyet gazetesi..
Özellikle, yöneticileri cezaevinde olan Cumhuriyet gazetesini görünce..
“Anne ve babaya sözüm yok ama..
Bu şarlatanlık da ne?
Bu hokkabazlık da ne?” dedim kendi kendime..
Posta’nın manşeti, “Hatırlamıyormuş”
Polisin ifadesini başlığa koymuşlar..
O günlerde, 24 saat uykusuz çalışan bir polis..
Olaylar devasa boyutta sürerken..
Hedef gözetilmeden atılan onlarca gaz fişeğinden birinin..
Ne şekilde atıldığı, nasıl atıldığı, kimin emir verdiği ve daha birçok ayrıntının sorulması üzerine..
“Hatırlamıyorum” demiş..
Kendi patronları..
“Kağıt Üçkağıdı” davasında, milyon dolarlık uyanıklıkları hatırlayamadı..
Vergi kaçırdı.. Hatırlayamadı..
Naylon şirket kurdu.. Hatırlayamadı..
Şimdi kalkmışlar, acılı anne-babanın üzüntüsünü istismar ederek.
Onu kendilerine kalkan yaparak, Siyasi iktidara atış yapıyorlar..
Posta “Hatırlamıyormuş” diye alay ederken..
Hürriyet ne yapıyor?
“Belli ki, anne baba çocuklarını sokaktan geri çekememiş. İstenmeyen bir olay yaşanmış. Anne babayı da üzmeyelim.. Haksız yere insanları da suçlamayalım” diye, objektif bir haber yapacaklarına..
“Hâlâ o ekmeği bekliyorum” yalanını, tekrarlatmışlar..
Tekrar belirtiyorum..
Anne onu söyleyebilir..
Baba söyleyebilir..
Ama bir gazete..
Yalan olduğunu bile bile..
Bir açıklamada “Uyuyordum” diyen babanın.,.
Bir başka açıklamada “Ekmek almaya gitti” demesindeki çelişkiyi gördüğü halde..
Nasıl, “Hâlâ o ekmeği bekliyorum” başlığı atabilirler?
Ya Cumhuriyet?
O da, Aydın Doğan’ı aratmıyor..
“Berkin’in annesi Gülsüm Elvan, gözaşları içinde haykırdı: Hâlâ bekliyorum.”
Hani diyorlar ya..
“Gazetecilik, teröristlik değildir..”
Cumhuriyet’in yaptığı.. Hürriyet ve Posta’nın yaptığı, tam bir teröristliktir.
Berkin gerekçe gösterilerek, bu ülkede bir savcı, görevi başında şehit edilmiş..
Ve gerekçe gösterilen Berkin Elvan’ın ölümü, bire bir yalanlarla kamuoyuna çarpıtılarak anlatılıyorsa..
Bu teröristliktir..
Ha Selim Kiraz’a kurşun sıkmışsınız..
Ha kurşun sıkacaklara gerekçe olması için, “Ekmek almaya gitmişti” diye yalan yazmışsınız..
Benim nazarımda, hiçbir farkı yoktur.







