Enis’in gözünde “Devlet sırrı” mı önemli, “Deniz’in yatağı” mı?
“Adalet Yürüyüşü” sloganını görünce..
Hemen koşup, destek vermek istedim..
Bir de baktım ki, bizim CHP imiş, organizatörü..
Önde Kemal..
28 Şubat sürecinde, başörtü yasağına karşı Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Adana’ya Türkiye’nin dört bir tarafında el ele tutuşan yasak karşıtlarını anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ile suçlayan CHP’liler..
El ele yürüyüşü sebebi ile, gazetemiz yazarı Abdurrahman Dilipak başta olmak üzere yüzlerce kişiye DGM’de ömür boyu hapis istemli dava açıldığında, ayakta alkış tutan CHP’liler..
Şimdi, MİT TIR’ları ile ilgili çarpıtılmış görüntüleri FETÖ’cülerden alıp, Cumhuriyet’teki Can Dündar’a servis eden Enis Berberoğlu için “adalet yürüyüşü” başlatmışlar.
İlave etmeyi de unutmamışlar: “Yürüyüşümüz, aynı zamanda HDP’li tutuklu milletvekilleri içindir de..”
Hah işte onu demeseydiniz.
Sadece FETÖ’ye destek çıksaydınız..
Mutlaka PKK’nın hatırı kalırdı..
Hem FETÖ’ye destek çıkmalısınız.
Hem PKK’ya ki..
Vazifenizi eksiksiz yapmış olasınız.
Bir terör örgütüne omuz verip, diğerini mahrum bırakamazsınız tabii..
Daha dün Bingöl şehidimizi uğurladık. Geçtiğimiz hafta bir öğretmeni..
Hani bir Ayşe öğretmen vardı ya..
“Çocuklar ölmesin” diyordu, Kanal D ekranlarında.
Devlet, çocukları öldürüyormuş gibi..
İşte oluşturulmak istenen o algıda, devlete biçilen kaftan.. Katil kimliği idi..
PKK’ya biçilen kaftan ise, “masum insanlar..”
Ayşe öğretmen onun için, Kanal D ekranlarından alkışlattırılmıştı..
Ama geldiğimiz süreçte görüyoruz işte..
Elhamdülillah, çocuklarımız kaza kurşunları ile de olsa, ölmüyor..
PKK kurşunları ile de olsa, ölmüyor..
Ama Aybüke öğretmenler ölmeye devam ediyor. Askerlerimiz, polislerimiz şehit olmaya devam ediyor..
Ve bu kirli tezgahın bir ucundaki HDP’nin, “PKK terör örgütü değildir” söylemindeki sözcülerinin tahliye olması için..
CHP, adalet pankartı ile yürüyüşe geçiyor..
Varsın yürüsünler..
Ne diyordu Demirel: “Yollar yürümekle aşınmaz!”
Ama CHP’liler şunu bilsinler..
Kalpler, teröristlere destek ile kırılır, tekrar da onarılmaz!
•
Haydi “Adalet arıyoruz” diye başlatılan yürüyüşün ikinci amacını bir kenara bırakalım.
Yürüyüşün ilk amacı olan Enis Berberoğlu’nu anlatalım.
Kim bu Enis?
Devletin sırrını, Deniz Baykal’ın yatağından daha önemsiz gören biri..
“Bu da ne demek?” diyeceksiniz..
Anlatayım..
MİT TIR’larında, benim kanaatim o ki, DAEŞ’e giden bir silah yoktu..
O yöndeki tüm iddialar, çarpıtma isnatlar..
Benim ulaştığım veriler, o günlerden sonra yaşadığımız tüm gelişmeler, bu kanaatimi pekiştiriyor...
Ama maalesef, Enis Berberoğlu aracılığı ile Cumhuriyet’te yayınlatılan fotoğraflarla oluşturulmak istenen algı, MİT’in DAEŞ’e silah yolladığı iftirası idi..
Ben olaya şöyle bakıyorum..
Bazı tipler vardır..
Haberin çarpıtmasını falan kavrayamaz..
Haberi görünce, babasını bile satar..
Enis Berberoğlu da, çarpıtma yönünü kavrayamadığından..
Haber görerek, hemen üzerine atlamış olsaydı..
“Haber bu” deyip, alıp Can’cıkına götürseydi..
“Ben haberi görünce, babamı bile satarım” deseydi..
Kendisini yine eleştirirdim ama..
Farklı açıdan eleştirirdim..
Ama..
Enis Bey haberi görünce, babasını satan bir tip değil..
Somut örneğini vereyim..
Deniz Baykal’ın, genel sekreteri ile görüntüleri yayınlandığında..
Yani Deniz Baykal’ın yatağı (çok özür dilerim. Resmi nikahlı eşi ile olan beraberliğinden bahsetmiyoruz. Kendi evinden bahsetmiyoruz.. Bir başkası ile evli olan bir kadınla birlikte çekilen görüntülerin yer aldığı, üçüncü kişiye ait bir evdeki yataktan bahsediyoruz) deşifre olduğunda..
Enis Bey “Bu haberdir.. Bu haberin odağında babam bile olsa, ben bu haberi veririm” demedi..
Ya ne yaptı?
Akşam gazetesinin o tarihteki Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın anlatımına göre..
Küçükkaya, Hürriyet’ten Enis Berberoğlu ile Habertürk’ten Fatih Altaylı ve Star’tan Mustafa Karaalioğlu’nu arıyor..
“Baykal’ın kaseti konusunda ne yapacağız” diyorlar..
Küçükkaya, “Haneye tecavüz” başlığı ile konuyu yazıyor..
Dikkat buyrun: “Haneye tecavüz”
Siz bunu, MİT TIR’larına el atanlara uyarlayın.. Artık “MİT TIR’larına tecavüz” mü dersiniz, yoksa “Bizzat devletin kendisine tecavüz” mü dersiniz, takdir sizin!
Küçükkaya yazısının devamında da..
“O iğrenç tezgah nasıl haber yapılacaktı?” diye saatlerce tartıştıklarını anlatıyor..
“Ne kadar büyük görülecek, nasıl yorumlanacaktı? Her olasılığı tek tek masaya yatırdık” diyordu..
Hatta Küçükkaya, şunu bile yazabilmişti: “İlk seçenek, ‘Böyle bir planın parçası olmayalım’ diyerek haberi görmemekti.”
Devamı ile sizi yormayayım..
Kafa işte bu kafa..
Deniz Baykal’ın, evli bir kadınla, üçüncü bir kişinin evindeki görüntüsü söz konusu olduğunda gösterdikleri hassasiyet(!)e bir bakın..
Saatlerce bu konuyu tartışmalarına bakın...
Hatta, “Üç maymunları oynayabilir miyiz” ihtimallerini bile konuştuklarını açık açık itiraf etmelerine bakın..
Bir de..
Yayınladıkları fotoğrafların çarpıtıldığı bilgisini de hafızanızda saklı tutarak..
Bir anlığına, o fotoğrafların doğru olduğunu varsayın..
Ve devletin istihbarat ile ilgili en yetkin kuruluşunun görevlendirdiği bir TIR’a yapılan yasadışı operasyonun görüntülerinin en çirkef şekilde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmasına bakın..
Deniz Baykal söz konusu olduğunda..
“Haneye tecavüz”den bahsedenler..
“Özel hayat” diyenler..
“Aile sırrı” diyenler...
Fotoğrafları yayınlamamak için direnenler..
Haberi de, Deniz Baykal’ın aleyhine değil, lehine olacak şekilde verenler..
Devlet söz konusu olduğunda..
Devlete, bu hakları vermiyorlarsa..
Üç kuruşluk FETÖ soytarılarının devletin en mahremine girip çektikleri fotoğrafların çarpıtılarak yayınlanması için yaptıkları servisi sorgulamadan kabullenip, emir tekrarı yapıyorlarsa.. O fotoğrafları çarpıtarak kamuoyuna aktarıyorlarsa..
Kusura bakmayın..
Burda adalet arıyorsanız..
25 yıl falan ne ki?







