• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Ahmet Davutoğlu’nun parti siyasetini bırakması!

31 Temmuz 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Ahmet Davutoğlu’nun parti siyasetini bırakması!

ALİ KARAHASANOĞLU

Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’ni kapatma kararı almış..

Garip..

Tek adam diye suçlamalar yapıp..

Çıktığı yolda partiyi kapatmaya tek başına karar vermesi...

Partideki hiç kimsenin, “Biz de bu karara katılıyoruz. Birlikte karar verdik” dememiş olması...


Gerçekten garip..

Tam da, başkalarını eleştirdiğimiz noktada, sınanıyoruz..

Ve kaybediyoruz..

Düne kadar, Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarını, bir çok konuda ise açıklama yapmamasını eleştiriyordum..


Şimdi “haydi rahat edin” dercesine parti kapatıldığında, ona da eleştiri getirme niyetim yok..

Ama sayın Davutoğlu, tarihe not düşmek için uzun bir anlatım ile, partisini feshettiğini açıklamış ise..

Biz de, tarihe not düşmek için, katıldığımız ve katılmadığımız noktaları belirtelim..

“YARININ TÜRKİYE’Sİ İÇİN” başlığına katılıyorum..

Herkes, Yarının Türkiye’si için bir şeyler yapmalı..

Bulunduğu konumu gözden geçirmeli..


İlk cümleye de katılıyorum: “İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir.”


İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımı. Soykırıma sessiz kalan Avrupa ve Amerika..

Sessiz kalmak ne demek?

Verdikleri silahlarla soykırıma ortak olan Avrupa ve Amerika..

İran’a yönelik İsrail ve ABD ittifakının teröristlerin eylemlerini kopyalamış saldırıları..

Gerçekten de, Sayın Davutoğlu’nun belirttiği gibi, “İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir.”

Bu tespiti yapan Davutoğlu’nun, “Herkese eşit işleyen adil bir sistem, İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni, Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü” gibi başlıklar açıp, bu noktalarda Türkiye’nin “ağır bir gerileme yaşadığı”nı söylemesi, gerçekten bir handikap..

Türkiye, İsrail’in soykırımına en sert tepkiyi veren nadir ülkelerden birisi..

Türkiye, İran’a yönelik saldırılara, asla destek vermemiş bir ülke.

Davutoğlu’nun dikkat çektiği “Köklü bir medeniyet kırılması”nda, asla katillerin yanında durmamış Türkiye’ye, bu “gerileme” isnadı ne derece haklı?

“Sen dedin, ben dedim. Ben önce dedim, sen sonra dedin” kısır tartışması yapmanın hiçbir anlamı yok.. Gereği de yok..

Ama, aklına esen parti kurup, aklına esen “iktidara geliyorum” deyip muhafazakar insanların kafasını çelip, ardından da ayrıldığı partiye isnat ettiği yanlışların bin mislisini kendisi yaparsa..

Bunun da tarihe not düşülmesi gerekir..

Kimse kusura bakmasın.

Ahmet Davutoğlu da kusura bakmasın..

“Nezaket bunu gerektirmez” denilmesin..

“Başta ülkenin geleceğini inşa eden üniversitelerimiz olmak üzere düşünce ve bilim kurumlarımız, uluslararası rekabette her geçen gün mevzi kaybetmektedir.” cümlesini kuran sayın Davutoğlu, “Köklü bir medeniyet kırılması” tespiti ile birlikte, “uluslararası rekabette mevzi kaybetme”yi bir daha değerlendirsin..

Kimdir rekabette gerilediğimiz üniversiteler?


İsrail’in soykırımına sessiz kalan sözde bilim yuvaları?

İçlerinde bir-iki vicdanlı insan çıktığında, onları azleden, tardeden, cezalandıran ve sonuçta çocukların hastane odalarında, küvözlerde öldürülmesini film izler gibi izleyen üniversitelere karşı “mevzi kaybetme” tanımlaması, neyin nesidir?

“Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır.” diyen Davutoğlu, Ekrem İmamoğlu’nun ortaya çıkarılan yolsuzlukları hakkında, bugüne kadar hangi açıklamayı yapmıştır ki, bugün bu cümleyi kurabilmektedir?

“Kurumsal hafızaya ve ortak akla değil, kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri; öngörülemezliğe, tutarsızlığa ve bürokratik keşmekeşe yol açmaktadır.” diyen Davutoğlu, parti siyasetine son verdiğinin açıkladığı günün ertesinde, Ali Babacan’ın ziyareti sebebi ile geldiği parti genel merkezindeki çalışanları görünce, “Siz daha gitmediniz mi?” diye sormuş..

İşte tam da, Davutoğlu’nun eleştirdiği kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri”nin bir görüntüsü değil mi, parti siyasetini bitirmek..

Bazı gazeteler “partinin fesholduğu”nu söylüyor.

Kimisi “Davutoğlu siyaseti bıraktı” diyor.

Kimisi, “Davutoğlu bıraktı, diğer idareciler belki devam eder” diyor..

İşte, “kişisel iradelere dayalı karar” böyle keşmekeşe sebep oluyor..

“Siyaset kurumunun ve siyasetçi kimliğinin tarihimizin en derin itibar kayıplarından birini yaşıyor olması” tanımlamasını, hayatı boyunca mücadele ettiğini söylediği siyasi parti ile ittifak yapıp, o parti listesinden seçime giren Davutoğlu’nun asla etmemesi gerektiğini düşünüyorum..

Dindar insanların, egolarını ayaklarının altında ezmeleri gerektiğine inanıyorum.

Nefis mücadelesinde, en üst noktada başarılı olan bir kimliğe sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum..

“Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez. Bugün yaşadığımız tam da budur.” cümlelerinin, hiçbir bilim insanına, hiçbir mücadele insanına yakışmayan ifadeler olduğunu düşünüyorum..

Çöl iklimi bugün mü oluştu?


Çöl ikliminde gül yetişmeyeceğini, bugün mü öğrendiniz, Ahmet bey..

Dün de çöl iklimi yok muydu?

Eski dava arkadaşlarınıza, gider ayak dahi, bu sataşmalarınızın, kime ne faydası olabilir?

“Gücün tek elde toplanması; Meclisin denetim yetkisinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi ve bürokrasinin kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakate göre şekillenmesi, devlet düzenini kırılgan hale getirir.” diyen, başbakanlık yapmış bir kişi, kendi başına parti feshediyorsa..

Feshetmesini eleştirdiğim için değil. Söylemde ne kadar samimi olunduğunu sorgulamak için bunu belirtiyorum.. 

Partinizde ikinci adam bile yok ise..

Başkalarını eleştirmeye hakkınız olabilir mi?

25 yıldır ülkeyi yöneten partide olmamasını istediğiniz eksiklikler, seçime tek başına bile girmeye cesaret edemeyen partinizde yaşanıyorsa, buna mantıklı bir izah getirmeniz gerekmez mi?

“Otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılması” ne demektir?

Halkının yüzde 95’inin müslüman olduğu belirtilen bir ülkede, Kadıköy’e cami yapılmasına bile, günlerce birinci sayfasından itiraz edilen bir ülkede, ne otoriteleşmesinden bahsediyorsunuz, Davutoğlu?

“Karanlık senaryolar” başlığı ile, “çocuklar tekbir getirdi” şikayetinde bulunan kemalist gazetelerin var olduğu bir ülkede, siz “otoriteleşmenin manevi değerler üzerinden meşrulaştırılması”ndan nasıl bahsedebiliyorsunuz?


Davutoğlu’nun şu tespitini de kabul etmiyorum.. En azından akittv açısından söyleyeyim, Davutoğlu’nun sözleri, çok açık bir yalan.

Davutoğlu, Gelecek Partisi için, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kurulduğu andan itibaren siyasi baskılarla, medya ambargolarıyla ve kamuoyu algısını yönlendirmeye dönük manipülasyonlarla mücadele etti.”

Kendisini defalarca akittv’ye davet ettik..

Bir defa, partisinin kuruluşunun ilk yılında..

Bir defa da, ittifak yaptığı partinin yolsuzlukları ayyuka çıktıktan ve artık o partiye umut kalmadığı bir dönemde geldi..

Oysa, tam da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde. Mahalli seçimler öncesinde, siyasi partiler ekrana çıkmak ister..

Davutoğlu ise, akittv’ye çıkmak istemedi..

Tam aksine, Tayyip Erdoğan’a kendisinin sırtından zarar vermek isteyenleri memnun etti, onların ekranlarına çıktı. Halktv’ye, Sözcü TV’ye ve diğerlerine defalarca çıktı..

Şimdi geldiğimiz noktada, “medya ambargosu” diyorsa..

Sözlerine “güven”i zedelemiş olur. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet Davutoğlu Siyaseti bıraktı

Ahmet Davutoğlu Siyaseti bıraktı. Gerçekten bıraktı mı yoksa AK PARTİ’de mi devam edecek

Adanalı

….Teoride dersen zehir gibi,pratik dersen sallanmakta…Bazen ben hümanistim diyor,bazen rasyonalist oluyor…Değişik bir psikoloji,bir felsefe:idiotloji……Davutoğlu doğruları konuşamadı ,CHP ne der diye kuru kalabalığın baskısı altında kaldı,kendi seçimiyle yanlış tarafda durdu ve tasfiye oldu…Darısı chp’ye vagon olan diğerlerinin başına
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23