--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Adalet yürüyüşçüleri, 3 günde Ankara’dan çıkamadı!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

“Adalet yürüyüşü” olarak tanımladıkları etkinlik başlayalı üç gün oldu..

23 günde İstanbul’a varmayı düşünüyorlardı..

3. gün doldu..

Daha Ankara’dan çıkamadılar..

Hani aramızda kalsın.

Çıkacaklarını da sanmam..

Bir turlayıp, tekrar eve dönecek gibiler..

Doktor raporunu vermiş zaten:

“Günde 16 kilometreden fazla yürümeyin..”

Aslında amaçları şu: “Yürüyüş ne kadar uzun sürerse, o kadar gündemde kalırız.. O kadar kazançlı çıkarız.” 

Dolayısı ile..

Günde 16 kilometre değil, 10 kilometre, hatta 6 kilometre yürümeleri kendileri için daha iyi..

Ama yürüyüşün ilk günleri ile..

Sonraki günleri arasında değişecek ilgi farklılığını tahmin ettikleri için..

İlk açıklamalarında günde 23 kilometrelik bir tempo belirlemişlerdi..

“Oha” demiştim kendi kendime..

“Kemal Bey bir günde 23 kilometre yürüsün, ertesi günü CHP kendisine yeni bir genel başkan arar..” diye devam etmiştim..

Neyse ki doktor tavsiyesi ile..

Şimdilik 16 kilometre olarak program revize edilmiş..

Benim merakım şu: “Bu revize oruçlu duruma göre mi ayarlandı.. Yoksa oruçsuz duruma göre mi?”

•

3. günde bile daha Ankara’dan çıkamayan “adalet yürüyüşçüleri”nin başındaki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün Kahramankazan’da mola sırasında açıklama yapmış..

“Kavurmacı’nın tekrar tutuklanması kararını doğru bulmuyorum. Yargıda çifte standart olmamalı. Aslolan tutuksuz yargılamadır” deyivermiş..

Oysa yürüyüşe başlamadan bir gün önce, grup toplantısında şöyle diyordu, Kemal bey:

“Damatlar serbest bırakılıyor. Parası olan, dayısı olan serbest bırakılıyor. Gariban olan içeride kalıyor. Kadri Gürsel’in evi yok mu, Murat Sabuncu’nun yok mu? Var... Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak’ın, Ahmet Şık’ın yok mu, evleri yerleri yurtları var. Onlar niye serbest bırakılmıyor? Çünkü kayınpederleri kayınpeder değil. Dayıları, paraları yok. Parası olanın, kayınpederi olanın serbest bırakıldığı bir ortamda adaleti sağlayamazsınız.”

“Oruç başına mı vurdu” diyeceğim ama..

Doktor raporunda oruçtan bahsedilmediğine göre..

“Söylem değişikliği” yürüyüşten kaynaklanıyor olmalı..

Baktı ki Kemal Bey, yürüyüşün reytingi düşüyor.. 

Kavurmacı’nın tutuklanmasına bile itiraz etti..

•

İşin magazinsel boyutunu bırakalım..

Etkinliğin ismi “adalet yürüyüşü” olduğuna göre..

Biz “adalet” penceresinden olaya bakalım..

Yürüyüşün sebebi olan, Enis Berberoğlu’na verilen 25 yıllık hapis cezasında, CHP’nin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, aynı kafadan kesimin herhangi bir açıklamasını duydunuz mu?

“Enis Berberoğlu’nun, isnat edilen olayla bir ilgisi yoktur. Görüntüleri Can Dündar’a veren kişi Enis değildir” dediklerini duydunuz mu?

Ben duymadım..

İyi de, işin esası hakkında bir açıklama yapmadan, “adalet” nasıl istenebilir?

Enis Berberoğlu, suç konusu çarpıtılmış görüntüleri Can Dündar’a veren isim ise, mahkemenin vermesi gereken karar başka..

O çarpıtılmış görüntüleri Can Dündar’a veren başka bir kişi ise, mahkemenin vereceği karar bambaşka..

“Adalet istiyoruz” diyenler, işin temeli olan bu konuyu es geçiyorlar..

Pankartlara yazmışlar; “Adalet istiyoruz” diyorlar..

İyi de emmiler..

Siz önce  ne yaptığınızı söyleyin de, sonra adalet isteyin..

Ne yaptığınızı söylemeden, neyin adaletini istiyorsunuz?

•

Suç işlenmiş ise, ceza verilmesi zaten zorunlu..

Ama şu da sorulan bir soru: “Cezası bu kadar mı olmalı idi?”

Başımdan bire bir örnek olay geçmemiş olsa..

Belki ben de “25 yıl hapis cezası çok olmuş” diyebilirdim..

Ama kıytırıktan bir olayda..

FETÖ dersanesindeki bir öğretmen ile, bir öğrenci arasındaki konuşmanın..

Ne devlet sırrı söz konusu..

Ne devlet faaliyeti söz konusu.

Ne uluslararası arenada Türkiye’yi zor duruma düşürecek bir tartışma söz konusu.

Ne Türkiye ile komşu ülkeler arasında sıkıntı doğuracak bir durum söz konusu..

Buna rağmen..

Bir öğretmen ile bir öğrenci arasındaki sohbet, bir başka öğrenci tarafından izlenip, gazeteye aktarıldığı ve gazetede yayınlandığı için..

5 yıla kadar hapis cezası istemi ile yargılandım..

“Burda 5 yıl hapis cezası istenecek ne var” dedik.

Dinletemedik.

“Bir öğretmenin, okul niteliğindeki dersane içinde, öğrenci ile konuşması, kamuya açık alandaki bir görüşme olarak kabul edilmeli” dedik, dinletemedik.

“Öğretmenin söylemi, illegal bir talep içeriyor.. Öğrenciden, AK Parti’ye oy vermemesi isteniyor. Bu dersanelerin kuruluş amacına aykırı bir durum.. Bunun ifşası için haber amacı ile konuşma içeriğini kamuoyuna aktardık” dedik, kabul ettiremedik.

Hakim “İki kişi arasındaki özel görüşmeyi, gazetede yayınlamışsınız. Sizin böyle bir hakkınız yok” dedi..

Başka bir şey demedi.

Neyse ki, sabıkasız oluşumuzu ve başka lehe olan özelliklerimizi dikkate alarak  2 yıl 5 gün hapis cezası ile yetindi..

Düşünebiliyor musunuz..

Resmi bir görevi sebebi ile olmaksızın..

İki kişi arasındaki 10 dakikalık bir görüşmenin haberleştirilmesinin, “Kişiler arasındaki konuşmanın gizlice kayda alınması, gazetede yayınlanması” gerekçesi ile 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması mümkün ise..

Devletin gizlilik üzerine kurduğu özel istihbarat teşkilatı olan MİT’e ait bir etkinliğin illegal olarak kayda alınıp, sonra o kayıttaki bilgi ve ayrıntıların, çarpıtılarak yayınlanmasının cezası kaç yıl olmalıdır?

Mevcut kanunun savunucusu/avukatı değilim ama..

Özel kişiler arasındaki, üstelik mahrem bir konu da olmayan görüşmenin yazılmasının cezası 5 yıl ise, devletin üstelik de mahrem konularının, bir de çarpıtarak yayınlanmasının cezasının 25 yıl olması..

Herhalde pek orantısız olmasa gerek.

•

Bu noktada..

CHP’nin farklı bir söylemi/talebi var ise..

Kendileri TBMM’de grubu olan bir parti..

Türk Ceza Kanunu’ndaki  bu ceza miktarlarının orantısız olduğu yönünde bir kanaatleri var ise..

Versinler bir kanun teklifi..

Değiştirtsinler, ceza miktarlarını..

Sokakta ne arıyorlar?

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle