Zulme karşı çıkmaya devam!
Zulme karşı çıkmaya devam!
AHMET VAROL
Mısır’da küresel emperyalizmin ve bölgesel güçlerin desteğiyle gerçekleştirilen darbeyle meşru yönetimi gasp eden gayri meşru cunta, 14 Ağustos 2013’te meşru yönetimin geri gelmesini isteyen ve tamamen sivil yollarla direnen halka karşı tarihe kara bir leke olarak geçen korkunç bir katliam gerçekleştirdi. Gösteri meydanını her taraftan kuşatan silahlı güçler, kadın-erkek, küçük-büyük ayrımı yapmadan büyük bir vahşet sergiledi. Resmi açıklamalara göre 278, gayri resmi tespitlere göre büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 1300 kişi hunharca katledildi.
Tarihe Rabia katliamı olarak geçen bu vahşet, silah gücüyle yönetimi gasp eden cuntanın bir işgal gücünden farklı olmadığını gösterdi. Cunta, tehditlerinde ciddi olduğunu kanıtlamak amacıyla öyle bir katliam gerçekleştirdi ki, krallar döneminde ülkeyi sömürgeleştiren İngiliz ordusunu ve 1967 Haziran Savaşı’nda Sina’yı işgal eden Siyonist işgal ordusunu bile geride bıraktı.
Bu vahşetin ve zulme direnenlerin onur mücadelesinin unutulmaması amacıyla bazı sivil toplum kuruluşları 14 Ağustos’u Dünya Rabia Günü ilan etti. Faaliyetlerin uluslararası çapta koordine edilmesi ve zulme karşı ortak tavır sergilenmesi amacıyla Uluslararası Rabia Platformu adında bir sivil organizasyon oluşturuldu. Bu vesileyle Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede fotoğraf sergileri, anma programları, ödül törenleri ve muhtelif sempozyumlar düzenlendi.
Zalimler kendilerini güçlü gördüklerinde azgınlaşır. Bu, Kur’an-ı Kerim’de de dikkat çekilen ortak bir karakterdir. Azgınlaştıkça sınır tanımaz hale gelir, kendilerini haklı, zulme uğrayanları ise suçlu göstermeye çalışırlar. Bugün zalimlerin kendilerini güçlü hissetmelerinin sebebi, karşılarındaki vicdan cephesinde yeterli ittifak ve dayanışmanın sağlanamamasıdır. Oysa zulme tepki duyanların, bir şeyler yapma arzusu taşıyanların sayısı, meydanlara çıkanların veya etkinliklere katılanların sayısından çok daha fazladır. Sorun, bu tepkinin pasif güçten aktif güce, yani kuvveden fiile dönüştürülememesinden kaynaklanmaktadır.
Vicdanlardaki tepkiyi eyleme dönüştürme çabalarına öncülük edenleri yetersizlikle suçlama hakkımız olamaz. Önce herkesin kendi gücü ve imkânı ölçüsünde katkı sunma sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir. Herkes, “bir kişiyle ne değişir” yanılgısına düşmeden, zulme karşı tavırda doldurması gereken bir yer olduğunu bilmelidir. Zira bir kişinin bir kişiyi daha kazanması, aktif katılımcı sayısını ikiye katlayacaktır. Böyle bir sonuç için herkesin, başkalarının başarısına bakmadan önce kendi katkısını sorgulaması gerekir. Unutulmamalıdır ki zalimler bugün güçlerini kendi aralarındaki dayanışmadan almaktadır. Bu durumda zulme karşı duranların da bir vicdan cephesi oluşturarak dayanışma içine girmeleri zorunludur.
Rabia katliamı, insanlık tarihine geçen Srebrenitsa, Hama, Felluce, El-Halil, Doğu Guta ve Gazze katliamı gibi diğer kara lekelerle birlikte anılmakta ve bunlar da yerli zalimlerle onlara yön veren harici zalimlerin vahşette yarışmalarını gösteren ibret verici örnekler oluşturmaktadır.
Bu yıl da Rabia katliamının yıl dönümü münasebetiyle İslami Dayanışma Platformu’nun öncülüğünde, 15 Ağustos Cumartesi günü Fatih Saraçhane’de bir dayanışma eylemi gerçekleştirilecek. Bu yılki eylemin amacı Rabia katliamında haksız yere öldürülen mazlumları anmakla birlikte hâlâ Mısır’da cunta yönetiminin zindanlarında esaret hayatı yaşayan mağdurların davalarını gündeme taşımak.
Bu insanlar hukuki anlamda herhangi bir suç işlediklerinden dolayı değil sadece siyasi tercih ve görüşlerinden dolayı zindanda tutuluyorlar. Yani insan hakları literatürüne göre siyasi tutuklu hükmündeler. Üstelik birçokları hakkında herhangi bir mahkeme kararı verilmiş bile değil. Mahkum edilenlerin ise verilen cezayı haklı kılacak ve hukuk mantığına göre suç kategorisine giren bir fiilleri yok.
Uzun süreden beri unutulmuş durumda olan bu insanların davalarının ve ızdıraplarının gündeme taşınması da önemli bir girişimdir.