• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

28 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
28 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (28 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٢٠) وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِؕ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًؕ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَصٖيراًࣖ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(20) Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda dolaşırlardı.

Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık ki bakalım sabredecek misiniz!

Rabbin her şeyi görüp gözetlemektedir.

(Furkan Suresi, 25/20)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


TEFSİRİ:

Müşriklerin, 7. âyette Hz. Muhammed’in peygamberliğine itiraz olarak ileri sürdükleri iddialara cevap veren bu âyette peygamberlerin beşerî özellikler bakımından diğer insanlardan farklı olmadığına, şu halde inkârcıların ileri sürdükleri bu iddianın geçersiz olduğuna işaret edilmektedir (Râzî, XXIV, 65). “Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık” cümlesiyle ilgili olarak farklı yorumlar yapılmıştır. Bir yoruma göre burada Mekke putperestlerinin ileri gelenleriyle çoğunluğunu yoksul ve himayesiz insanların oluşturduğu müslümanlar kastedilmiştir. Âyete göre bu iki kesim, birbirleri karşısındaki tutumlarıyla bir imtihan vermektedirler.

Nitekim kendilerini soylu ve üstün gören müşrikler, sıradan kişilerle aynı inancı paylaşmayı reddediyor, güya onların seviyesine düşmediklerini göstermek için inkârda daha da inatlaşmakla kalmayıp diğerlerine eza ve cefa ediyor ve bu suretle kötü bir imtihan vermiş oluyor; müslümanlar ise onlardan gördükleri hakaretlere, maddî ve mânevî baskılara sabredip Allah’a ve peygambere bağlılıklarını koruyarak iyi bir imtihan vermiş oluyorlardı.

Ancak âyeti, bu yorumu da içine alacak şekilde bütün insanlıkla ilgili olarak anlamak daha isabetli görünmektedir. Buna göre âyet, genel olarak insanlar arasındaki ilişkilerin gelişigüzel yürütülemeyeceğini, bu ilişkilerin belli insanî ve ahlâkî kuralları bulunduğunu göstermektedir.


Bu kurallara uymak, kişisel çıkarlar ve benlik iddiaları yerine hak ve adalet ölçüleri içinde davranmayı zorunlu kıldığı, bu da yerine göre sabrı ve özveriyi gerektirdiği için âyette, “Bakalım sabredecek misiniz?” buyurulmuş; ardından da Allah’ın her şeyi görüp gözettiği hatırlatılmak suretiyle ödevlerini belirtilen kurallar çerçevesinde yerine getiren, böylece söz konusu sınavda başarılı olan kimselerle kurallardan saparak sınavda başarısızlık gösterenlere hak ettikleri mükâfat veya cezanın verileceğine işaret edilmiştir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 116-117


HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

“Bir baba evlâdına güzel edep ve ahlâktan daha üstün bir miras bırakmış olmaz.”

Kaynak: Tirmizi, Birr 33
 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Sermayesi Yalan Olanın Dili de Fitne Fücur Olur: Münafıklık Alameti ve Toplumsal Çürümenin Anatomisi! İnsanın özü neyse, sözü de odur. Bireyin dünyayı algılama biçimi, ahlaki değerleri ve kalbinde büyüttüğü hasletler, doğrudan lisanı üzerinden dış dünyaya yansır. Bu bağlamda, "sermayesi yalan olanın dili de fitne fücur olur" sözü, karakteri sahtelik üzerine kurulmuş bir insanın hem kendi ahiretinde hem de toplum hayatında yaratacağı tahribatı gözler önüne seren çok güçlü bir tespittir. İslam ahlakında insanın en kıymetli hazinesi sıdk, yani doğruluktur. Bir insanın hayattaki en temel birikimi, yani sermayesi dürüstlük yerine yalan ve kizb olduğunda, o insanın kalbi kararır ve lisanından dökülenler de kaçınılmaz olarak nifak, gıybet ve kötülük olur. Yalan, sadece gerçeklerin çarpıtılması değil, aynı zamanda emanet duygusuna ihanet eden ve güven üzerine kurulu tüm insani bağları koparan ahlaki bir çöküştür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), konuşunca yalan söylemeyi, sözünde durmamayı ve emanete hıyanet etmeyi münafıklık alameti olarak nitelendirmiştir. Sermayesini yalan üzerine kuran birey, dünyevi menfaat devşirebilmek ya da kendi günahlarını gizleyebilmek için sürekli olarak gerçeği eğip bükmek zorundadır. Ancak yalan, doğası gereği bereketsiz ve kaygan bir zemindir. Söylenen her yeni yalan, bir öncekini korumak için daha büyük sahteliklere ihtiyaç duyar. İşte bu noktada dil zehirlenmeye başlar; yalan, yerini fitne (insanların arasını bozma, kargaşa çıkarma) ve fücura (günah ve ahlaksızlıkta sınırı aşma) bırakır. Müslümanları birbirine düşürmek, nemime (laf taşımak) yapmak ve huzuru bozmak, yalancının kendi yarattığı sahte dünyayı ayakta tutma çabasından başka bir şey değildir. O, dikkatleri kendi yalanlarından uzaklaştırmak için çevresindeki insanları manipüle eder ve kaos ortamından beslenir. Oysa Kur'an-ı Kerim, "Fitne, adam öldürmekten daha beterdir" buyurarak bu dilin topluma ektiği zehrin vahametini açıkça ortaya koymuştur. Bu durum sadece bireysel günahlarla sınırlı kalmaz, kul hakkı ihlalleriyle toplumsal düzeyde büyük bir manevi çürümeyi beraberinde getirir. Güven duygusunun yok olduğu, hüsn-ü zan (iyi niyet) yerine su-i zan (kötü niyet ve şüphe) duygusunun hakim olduğu bir toplumda huzurdan bahsetmek imkansızdır. Kelimelerini hakikatin değil de nefsin ve menfaatlerin hizmetine sunanlar, farkında olarak ya da olmayarak toplumsal barışın temellerini oymaktadır. Kalbi kibir ve yalanla mühürlenmiş bu odakların ürettiği her fitne, adeta toplumun damarlarına zerk edilen bir zehirdir. Sonuç olarak dil insanın aynasıdır ve o aynaya yansıyanlar, kalpteki sermayenin niteliğini gösterir. Yalanla beslenen bir zihnin dilinden hayır dökülmesi, etrafına huzur ve güven vermesi beklenemez. İnsani ve İslami erdemlerin yeniden yeşerebilmesi, ancak sözün namusuna sahip çıkmakla ve sermayemizi doğruluk, ihlas ve samimiyetle doldurmakla mümkündür. Müslümana yakışan, lisanını kötülükten korumak ve her daim hakikati haykırmaktır. Unutulmamalıdır ki, yalanın ve fitnenin dili bu dünyada geçici ve sahte zaferler kazandırsa da, mizan günü hakikatin yalın ve mutlak gücü karşısında hüsrana uğramaya mahkumdur.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23