Yemen olaylarının bölgesel ve küresel etkisi
Yemen’de 2022 ateşkesinden bu yana donmuş olan cepheler, 2026 yazında yeniden hareketlendi. Temmuz’da Suudi Arabistan’a “deniz ambargosu” ilan eden Husi örgütü, 6 Ağustos’ta Marib ve Hadramut’ta hükümet güçlerine saldırı başlattı. Çatışmalar Taiz ve Hudeyde’ye yayıldı. Suudi Arabistan’ın yapıtığı açıklamalara göre 8 Eylül’de ülkenin güneyindeki dört şehre düzenlenen saldırılarda 73 sivil yaralandı. 10 Eylül’de Muha limanını ele geçiren Husiler, ertesi gün Kızıldeniz kıyısının geri kalanını, Babu’l-Mendeb’in ortasındaki Mayyun (Perim) Adası’nı ve Haniş Adaları’nı kontrol altına aldı. 11 Eylül’de Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı petrol boru hattı insansız hava araçlarıyla vurularak kapatıldı. Mekke çevresinde ilk kez sivil savunma alarmları verildi. BM verilerine göre saldırı 500’ü aşkın can aldı, 46 bin kişiyi yerinden etti. Suudi Arabistan hava saldırılarıyla karşılık verirken Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ABD’den askeri müdahale talebinin reddedildiği bildirildi.
Kanaatimizce Yemen’deki yangının yeniden alevlenmesinde belirleyici etken, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı Körfez Savaşı’dır. Hürmüz’ün fiilen kapanması Suudi petrolünü Kızıldeniz’e yöneltmiş, İran da müttefiki Husiler aracılığıyla ikinci boğaz üzerinde baskı kurma imkânı elde etme yoluna gitmiştir. Mart ayında savaşa dahil olacaklarını açıklayan Husilerin bu cepheyi tam da Körfez’deki savaşın yedinci ayında fiilen açması tesadüf değildir. Tahran, bir boğazı elinde tutarken ikincisini de müttefiki eliyle kontrol altına almanın pazarlık masasındaki avantajının farkındadır.
Bu gelişmelerle Babu’l-Mendeb çok daha güvensiz bir hale gelecektir. Kıyının ve boğazın ortasındaki adanın aynı silahlı yapının elinde bulunması, gemileri topçu menziline sokmaktadır. İki kritik boğazda güvenliğin aynı anda kaybolması, petrol piyasasını ve dünya ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Nitekim Brent petrol 107 dolar civarına tırmandı. Tam yüklü süper tankerler Süveyş’ten geçemediği için yüklerini SUMED boru hattına aktarmak ya da daha küçük gemilere bölmek zorunda. Asya’ya giden petrol ise Afrika’yı dolaşmak durumunda. Körfez petrolü dünyaya daha pahalı, daha yavaş ve daha düşük hacimle ulaşacaktır.
Mısır açısından tablo ağırdır. Süveyş gelirleri 2022/2023’teki 8,8 milyar dolardan 4,67 milyar dolara geriledi ve daha da azalacaktır. Mısır’a destek veren Suudi Arabistan’ın da bu krizden ekonomik olarak zarar görmesi, Kahire’nin yükünü katlayacaktır. Hürmüz ve Kızıldeniz’deki kayıplar ile saldırıların maliyeti altında yıpranan Riyad’ın destek kapasitesi daraldıkça, Mısır ekonomisi krizin en ağır faturasını ödeyen ülkelerden biri olacaktır.
ABD’nin Yemen’deki son gelişmelere doğrudan müdahaleden ve çatışmalarda bilfiil yer almaktan özenle kaçınmasının sebebi, Körfez’de yaşadığı ciddi sarsıntı ve 3 Kasım ara seçimlerine hazırlanıyor olmasıdır. Washington’un mühimmat stoklarının azaldığını kabul etmesi, İran karşısındaki caydırıcılığında önemli bir prestij kaybına yol açmıştır. Bu nedenle her ne kadar Trump, İran’ın şartları kabul etmek zorunda kalacağını iddia etse de ABD’nin seçimlerden sonra savaştan çok anlaşmaya yakın duracağı kanaatindeyiz.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması da ilk sınavıyla karşı karşıya. Pakistan başta anlaşmanın işletilebileceğini söylese de ardından askeri yanıtın gündemde olmadığını açıkladı. Türkiye ise kınamayla yetindi. Anlaşmanın tarafları olaylara doğrudan dahil olmayı tercih etmeyebilir.
Bu arada ABD’nin bölgedeki caydırıcı gücü günden güne zayıflamakta ve bu olaylarla daha da zayıflayacaktır. En yakın müttefikinin yardım talebini geri çeviren, Hürmüz’ü aylardır açamayan ve Babu’l-Mendeb’in el değiştirmesini seyreden bir güç, bölge ülkelerine artık eskisi kadar güven verememektedir. Varlığını büyük ölçüde ABD desteğine borçlu olan İsrail, bu desteği kaybetmesi halinde saldırgan tutumunun bedelini tek başına ödemek zorunda kalacaktır.







