Karanlıkta konuşulan gerçekler: NAZA belgeseli
17 Eylül Camp David Anlaşması’nın yıl dönümü olduğu gibi aynı zamanda Ürdün’ün FKÖ milislerine karşı siyonist işgal rejimi hesabına gerçekleştirdiği Kara Eylül Hareketi’nin başlamasının yıldönümüydü. Biri Mısır diğeri Ürdün’ün, Filistin direnişini zayıflatma işgal rejiminin bileğini güçlendirme amaçlı ihanetidir.
Kendilerini Müslüman ve/veya Arap olarak tanımlayan yani “bizden” gibi görünen ama gerçekte siyonist işgale hizmet eden ihanetçiler sayesinde Filistin’deki gayri meşru işgal ve zulüm devam edebilmektedir.
“Bizden” gibi görünenler siyonist vahşetin sürmesi için bu ihanetleri yaparken, yahudi bir aileye mensup ABD vatandaşı Rachel Corrie isimli genç kız, Gazze’nin güneyindeki Refah bölgesinde işgalci siyonistlerin buldozerinin önüne yatarak baskınlarını önlemeye çalışmıştı. Ama işgal buldozerleri onu da ezerek katlettiler. Yahudi aileye mensup ve ABD vatandaşı olmasını hiç önemsemediler. Üstelik ABD bu genç kızın ezilmesi olayının doğru düzgün takipçisi bile olmadı.
İşte bundan dolayı biz, siyonist saldırganlığı, insanların etnik ya da dini mensubiyetlerinden tamamen ayrı tuttuğumuzu sürekli dile getiriyoruz. Siyonizm bir din veya fikri akım değil, küresel emperyalizmin hesaplarıyla organize edilmiş, gerçekte yahudiliği de istismar etmeyi amaçlayan aşırı ırkçı bir projedir. Bunun farkında olan vicdan sahipleri hangi dine ve etnik unsura mensup olurlarsa olsunlar bu sapıklığı reddetmiş, ona karşı çıkmışlardır.
Son dönemde dünyada bayağı etkili olan ve siyonist katilleri de ciddi şekilde sıkıştıran NAZA belgeseliyle ilgili haberler birçok medya organında yayınlandı.
İngiliz The Guardian gazetesinin öncülüğünde hazırlanan belgeselin yönetmenliğini “İsrail vatandaşları” Yuval Abraham ve Rachel Szor yaptı. Belgesel ilk olarak, Eylül 2026’da düzenlenen 83. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde dünya genelinde gösterime sunuldu. İzleyiciler belgeseli 25 dakika ayakta alkışladı. Bu aynı zamanda Venedik Film Festivali için bir rekor anlamına geliyordu. Ondan önceki alkış rekoru da yine siyonist zulme maruz kalan bir kız çocuğun dramını dile getiren “Hind Receb’in Sesi” isimli filme aitti. O da 22 dakika alkışlanmıştı. Hind Receb, 2024’te işgalcilerin saldırıları sırasında bir araçta mahsur kaldığı için yardım istediği an işgalci canavarlar tarafından katledilen 6 yaşında bir kız çocuktu.
NAZA belgeseli Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.
Belgeselin yapımcıları işgal rejiminin Batı Şeria bölgesindeki zulümleri ve tehcir politikaları üzerinde duran, Oscar ödüllü “No Other Land (Başka Toprak Yok)” isimli belgeselin de yapımcılığını yapmışlardı.
NAZA ismi, “tali zarar” anlamına gelen İbranice “Nezek Agavi” ibaresinin bir kısaltmasıydı. Bununla da siyonistlerin saldırılardaki muhtemel sivil kayıplar kastediliyordu. İşgal ordusu hava saldırılarında “kabul edilebilir” bir sivil kaybı normal karşılıyordu.
80 dakikalık belgesel, Gazze’deki operasyonlarda, uzaktan öldürme ve gözetleme sistemlerinde görev yapmış 24 asker, istihbarat görevlisi ve muhbirin tanıklıklarına dayanıyor. Bazı tanıkların doğrudan Başbakan Binyamin Netanyahu’ya bağlı gizli birimlerde çalıştığı belirtiliyor. Katılımcıların güvenliği için film üç yıl boyunca Tel Aviv’deki çatılarda gizlice çekildi; askerlerin yüzleri ve sesleri dijital olarak tamamen değiştirildi.
Tanıklar, telefon sinyali takibi gibi yapay zekâ destekli hedefleme sistemleriyle içinde sivil aileler bulunduğu bilinen evlerin bombalanmasını, sığınakların kasten yakılmasını ve gıda dağıtım noktalarındaki ölümleri anlatıyor. Operasyonları “video oyununa” benzeten ve ölümleri “eğlenceli” diye niteleyen bir askerin ifadeleri özellikle dikkat çekiyor.
İşgal rejimi bu belgeselden rahatsız oldu ve şiddetle tepki gösterdi. Netanyahu, belgeseli antisemitik bir provokasyon olarak nitelendirdi. Bazı siyonist liderler yapımcılarının “vatana ihanet”le suçlanarak İsrail vatandaşlığından çıkarılmasını istedi. Ancak bazı sivil kuruluşlar da destek verdi.







