--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

BM’nin 81. Genel Kurulu

Ahmet Varol
Ahmet Varol
0

Birleşmiş Milletler (BM), İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1945’te uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kuruldu. Örgütün altı ana organından biri olan Genel Kurul, 193 üye devletin eşit oy hakkıyla temsil edildiği tek küresel platformdur. Her yıl eylülde New York’ta toplanan Genel Kurul, dünya liderlerinin küresel sorunlara dair görüşlerini ortaya koyduğu en geniş katılımlı diplomatik zemin olma özelliğini koruyor.

81. Genel Kurul 8 Eylül’de resmen açıldı; üst düzey haftası ise 22-28 Eylül tarihleri arasında yapılıyor. Oturumlara Bangladeşli diplomat Halilurrahman başkanlık ediyor. Bu oturumlar aynı zamanda Genel Kurul’un yeni dönem çalışmalarının başlatılması anlamına geliyor. Dolayısıyla 81. Genel Kurul’un çalışmaları normalde bir sonraki Genel Kurul’un açılışına kadar sürecek.

Genel görüşmelerin ardından çalışmalar altı ana komitede devam ediyor, taslak kararlar komitelerde müzakere edildikten sonra genel kurul oylamasına sunuluyor. Bu yılın teması “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir BM” olarak belirlendi.

Bu yılki Genel Kurul, BM çalışmalarının en hassas dönemlerinden birine denk geliyor. BM, dünya genelinde tahminen 130 çatışmayla ve Genel Sekreter Guterres’in “yakın mali çöküş” eşiği olarak tanımladığı bir finansman kriziyle karşı karşıya. İkinci beş yıllık görev süresi 31 Aralık’ta dolacak olan Guterres için bu, son Genel Kurul. Yıl sonundan önce yeni Genel Sekreter seçimi yapılması bekleniyor.


Gazze, Ukrayna, Sudan, iklim krizi ve yapay zekanın yönetişimi gündemin başında yer alırken, örgütteki örtüşen yapıları ve eskimiş görev tanımlarını elden geçirmeyi amaçlayan UN80 reform girişimi de tartışmaların merkezinde.

Filistin meselesinin gündemin en öncelikli konuları arasında yer almasına ve siyonist işgal rejiminin Gazze’de sağlanan ateşkese hiçbir şekilde riayet etmemesine rağmen Filistin heyetinin, bu meselenin görüşüldüğü toplantıya katılmasına fırsat verilmedi. Sebebi ise ABD’nin vize vermemesi.

ABD, vize engelini kullanarak Filistin heyetinin BM Genel Kurulu’na iştirak etmesini ikinci kez engelliyor. Bu yıl vize vermemesinin gerekçesi ise Filistin Yönetim’inin Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail aleyhine hukuki süreçleri sürdürmesi. Yani ABD’nin mantığına göre Filistinlilerin vize alabilmeleri için, Gazze’de 70 binden fazla insanı katleden siyonist katillerden hiç şikayetçi bile olmamaları gerekiyor.


ABD’nin engellemesi yüzünden toplantılara bizzat iştirak edemeyen Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın video yoluyla iştirak etmesine, 3 aleyhte oya karşı 152 lehte oy verilmesiyle imkan sağlandı.

Bu tablo, BM’nin hareket alanının ev sahibi ülkenin çizdiği sınırlarla belirlendiğini açıkça gösteriyor. Üye devletlerin ezici çoğunluğunun iradesi, bir heyetin kürsüye fiziksel olarak çıkmasını sağlamaya yetmiyor.

Bu boşluk, Filistin’in sesini salona taşıyan ülkelerin önemini artırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Eylül’deki konuşmasında Abbas’ın iki yıldır salonda yer alamamasının vicdanları yaraladığını belirterek, Türkiye’nin geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacağını söyledi ve Filistin’i henüz tanımamış ülkeleri kararlarını gözden geçirmeye davet etti. Filistinli yetkililerin kürsüye erişiminin kısıtlandığı bir ortamda, bir üye devletin Filistin davasını kendi konuşmasının merkezine koyması, meselenin uluslararası gündemden düşmesini engelleyen önemli bir işlev görüyor.

Genel Kurul kararları, Güvenlik Konseyi kararlarından farklı olarak hukuken bağlayıcı değil. Bu kararlar güçlü bir uluslararası irade beyanı ortaya koyuyor, meşruiyet zemini oluşturuyor ve diplomatik baskıyı artırıyor. Ancak uygulanmaları, büyük güçlerin tutumuna ve veto yetkisiyle kilitlenen Güvenlik Konseyi’nin işleyişine bağlı kalıyor. 81. Genel Kurul’un Filistin konusunda gerçek bir fark oluşturup oluşturmayacağı, alınan kararların bağlayıcı adımlara dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı olacak.

 

Ahmet Varol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle