Müslümanlar Neden Bir Araya Gelemiyor?
Bazen insanın söyleyecek sözü tükeniyor.
Gazze’den gelen görüntülere, dünyanın farklı coğrafyalarında hayatını kaybeden masumlara, yıkılan evlere, yetim kalan çocuklara baktığımızda insanın zihninde aynı soru dönüp duruyor: Biz neden bu hale geldik? Nasıl oldu da nüfusu milyarları aşan, geniş coğrafyalara yayılan, büyük ekonomik imkânlara, doğal kaynaklara ve köklü bir medeniyet mirasına sahip Müslümanlar; yaşanan zulümler karşısında ortak ve güçlü bir irade ortaya koymakta bu kadar zorlanıyor? Hâlâ Arakan’da, Gazze’de, Doğu Türkistan’da çocuklar katlediliyor.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın.” buyuruyor.
Fakat bugün İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri, aynı kıbleye yönelen insanların ortak meselelerde ortak bir irade oluşturamamasıdır.
Mesele sadece dışarıdan gelen saldırılar değil.
Elbette İslam coğrafyasında yaşanan savaşların, işgallerin ve askerî müdahalelerin dış boyutu vardır.
ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’daki politikaları, askerî operasyonları ve bölgesel ittifakları yıllardır tartışılıyor. Filistin meselesinde İsrail’in Gazze’ye yönelik askerî operasyonları da dünyanın gündeminde.
Ancak bütün sorumluluğu dış güçlere yükleyerek kendi zaaflarımızı görmezden gelmek de doğru değildir.
Çünkü dışarıdan gelen baskı kadar, içerideki bölünmüşlük de güç kaybettirir.
Mezhepçilik, etnik ayrımcılık, siyasi rekabet, iktidar mücadeleleri, ekonomik çıkar hesapları ve birbirini ötekileştiren dil; Müslüman toplumların ortak meselelerde hareket kabiliyetini zayıflatıyor.
Birbirine güvenmeyen toplumların güçlü bir birlik oluşturması kolay değildir.
Allah birlik istiyor, fakat birlik nasıl kurulacak?
Kur’an’daki birlik çağrısını yalnızca “hepimiz aynı fikirde olalım” şeklinde anlamak eksik olur.
Birlik; farklılıkların tamamen ortadan kaldırılması değil, ortak değerler ve ortak hedefler etrafında adaletli bir dayanışma oluşturulmasıdır.
Müslümanlar farklı mezheplere, milletlere, dillere ve siyasi düşüncelere sahip olabilir.
Fakat çocukların ölmemesi, sivillerin korunması, zulmün engellenmesi, mazlumun yanında durulması ve adaletin tesis edilmesi konusunda ortak bir vicdan oluşturabilmelidir.
Peygamber Efendimiz’in tarif ettiği ümmet anlayışı da budur.
Bir Müslümanın acısı, başka bir Müslümanın meselesi olmaktan çıkıp hepimizin meselesi haline gelmelidir.
Peki neden sessiz kalıyoruz?
Aslında tamamen sessiz olduğumuzu söylemek de doğru değildir.
Dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan Filistin için meydanlara çıkıyor, yardım kuruluşları aracılığıyla destek sağlıyor, diplomatik girişimler yürütülüyor ve farklı ülkeler İsrail’in uygulamalarına karşı siyasi tutum açıklıyor.
Ancak bütün bunların ötesinde daha güçlü ve koordineli bir siyasi iradenin ortaya çıkması gerektiğini düşünenler de var.
Burada asıl soru şudur: Neden ortak bir irade oluşturamıyoruz?
Çünkü devletlerin öncelikleri aynı değil.
Her ülkenin güvenlik hesabı, ekonomik ilişkileri, enerji politikası, dış politika dengeleri ve bölgesel çıkarları bulunuyor.
Aynı dine mensup olduğu halde mezhebi, milleti, dili, ülkesi veya siyasi görüşü farklı diye birbirine düşman gözüyle bakan toplumlar, nasıl büyük bir medeniyet birlikteliği kuracak?
Bugün sosyal medyada Müslümanların birbirlerine söyledikleri bazı sözlere bakıldığında, insan ister istemez üzülüyor.
Birbirimizi kolayca suçluyor, tekfir ediyor, küçümsüyor ve dışlıyoruz. Sonra da “Neden birlik olamıyoruz?” diye soruyoruz.
Birbirimize merhamet göstermeden, birbirimizi dinlemeden, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmeyi öğrenmeden büyük bir birliktelik kuramayız.
Allah’ın yardımı, hiçbir şey yapmadan bekleyen toplumlara değil; sorumluluk alan, çalışan, adaleti ayakta tutan ve kardeşliğini koruyan toplumlara yöneliktir.
Kur’an’daki çağrı bugün de bütün Müslümanların önündedir:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın.” Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Allah birlik olmamızı isterken, bizi birbirimizden uzaklaştıran şey nedir?
Cevabı sadece dışarıda ararsak eksik kalırız. İçeride büyüttüğümüz ayrılıklara dikkat edelim. Ve belki de yeniden ayağa kalkmanın ilk adımı, başkasını suçlamadan önce kendimize şu soruyu sormaktır:
Ben bu ümmetin kardeşliği için ne yapıyorum?”







