--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İşgal vahşeti başlangıcından beri hiç değişmedi

Ahmet Varol
Ahmet Varol
0

Mehmed Akif’in “Kıssadan Hisse” başlıklı şu dörtlüğünü sık sık tekrar ederiz. Ama üzerinde çok az düşünürüz:

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi eder?

Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

İki gün önce yani 16 Eylül, siyonistlerin kirli sicillerine işlenen korkunç Sabra ve Şatilla katliamının yıldönümüydü. Bu olayın yıldönümüne tekabül eden günün sabahında Gazze’de, siyonistlerin soykırım saldırılarında kullanılamaz hale getirdikleri ama tamamen evsiz barksız kalmaları sebebiyle Filistinlilerin kullanmak zorunda kaldığı Saadet Apartmanı’nın çökmesi sonucu çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan onlarca kişi hayatını kaybetti. Yirmiden fazla insanın cenazesi çıkarıldı. Enkaz altında daha onlarca kişinin bulunduğu tahmin ediliyor.

Dün yani 17 Eylül de, Mısır’ın eski diktatörü Enver Sâdât’ın (Sedat değil) siyonist işgalcilerle sözde “barış” yaptığı ve işgal rejimini resmen tanıdığı Camp David Anlaşması’nın yıldönümüydü. Mısır diktası güya, işgalci siyonist rejimle ilişkilerin “normalleştirilmesinin” mümkün olduğunu gösteriyordu.


Oysa siyonist işgalle ilişkilerin normalleşebilmesi için önce “siyonist vahşet”in normalleşmesi gerekir. Bu mümkün müdür? Asla! İşgal rejiminin resmen kuruluşunun ilan edildiği tarihten sonraki 78 yıllık tecrübemiz bunu anlamaya yetmedi mi? Bu gerçeği görebilmemiz için kaç Gazze feda etmemiz gerekiyor?

“Deir Yasin olmasaydı yahudi devleti olmayacaktı!” diyen ve bu katliamı gerçekleştiren Irgun terör örgütünün lideri Menahem Begin ve Sabra ve Şatilla katliamını planlaması sebebiyle “Beyrut kasabı” olarak tarihe geçen Ariel Şaron ile bugünkü Likud terör örgütü lideri Netanyahu arasında bir fark var mı? Hepsi de işgal rejiminde başbakanlık yaptı.

Biz eğer ki siyonist terör rejimini kuranların Deir Yasin katliamı gibi korkunç bir vahşete imza atan teröristler olduğu gerçeğini hafızalarımızdan silmiş olmasaydık, siyonist işgalin normalleştirilmesini tabii bir durum olarak algılamayacak ve İslam âleminin kalbine saplanmış hançer durumdaki bu işgale hep karşı çıkacaktık. Ama yeri geldi onunla da “barış”ın mümkün olduğunu ve bunun bölgeye güven sağlayacağını düşünenlerimiz oldu! Ben de 42 yıldan beri bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyorum.


Bakın, dün yıldönümünü idrak ettiğimiz Sabra ve Şatilla katliamı; siyonist canavarla barış ve normalleşmenin mümkün olduğunu gösterme iddiasındaki Camp David Anlaşması’ndan dört yıl sonra gerçekleştirildi. Çünkü Camp David Anlaşması siyonist katillerin 1982’de Lübnan’ı işgal etmesinin önünü açtı. Başkent Beyrut dahil Lübnan’ın güneyinin tamamını işgal eden siyonist katiller bu ülkedeki Filistinli mültecilerin yaşadığı Sabra, Şatilla ve Burcu’l-Beracine mülteci kamplarında korkunç katliamlar gerçekleştirdiler. Böylece siyonistin gerçek yüzünün Camp David Anlaşması’na imza atan eli tutan değil Sabra ve Şatilla’daki korkunç katliamları organize eden yüz olduğunu dünyaya bir kez daha ilan ettiler.

İşte bu vahşi ruhun gerçek kimliğini Sabra ve Şatilla katliamlarında net bir şekilde görseydik belki Gazze’deki korkunç soykırımın önüne geçme konusunda biraz hazırlıklı olmaya çalışırdık. Tam tersine siyonist işgal rejimini kuran Deir Yasin katliamını çok hızlı bir şekilde unuttuğumuz gibi Sabra ve Şatilla katliamını da çok hızlı bir şekilde hafızalarımızdan sildik.

Bunun neticesinde FKÖ, 13 Eylül 1993’te işgal rejimini “meşrulaştıran” Oslo İlkeler Anlaşması’na imza attı. Onun da yıldönümünü beş gün önce idrak etmiştik. Böyle bir anlaşmanın iki devletli çözüme giden yolu açacağını zannettiler. Oysa Filistin’in Batı Şeria-Kudüs ve Gazze bölgeleri arasındaki irtibatı tamamen koparmanın, bu da Gazze’deki soykırımın önünü açtı.

Peki bu gerçekler bizim gözümüzü ne kadar açtı? Bunu da Fas’taki ihanet rejiminin tam da Sabra ve Şatilla katliamının yıldönümünde siyonist işgalle karşılıklı büyükelçilik açma anlaşması yapma cüreti göstermesinden anlayabiliriz.

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Ahmet Varol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle