Tek çözüm paranın idaresini yapay zekâya bırakmak…
Yeni Akit yazarıyız ya… Şimdi dünyanın en büyük sırlarının ifşası olsa bile, eski bakanlardan Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte fon spekülasyonundan milyarlar kazandığının ortaya çıkması ve istifası dışında ne yazsak meseleden kaçmak gibi olur.
O nedenle dilimiz döndüğünce bu ve benzeri durumlar ve çözüm önerileriyle ilgili bir şeyler aktaralım…
Bir kere hırsızlık her yerde hırsızlıktır. Yolsuzluk her yerde yolsuzluktur. Tarihin ilk çağlarında da bu böyledir, şimdi de böyledir. Bu nedenle kimse bu işi siyasi tarafından ele alma hafifliğine girmesin.
Ha bu hafifliğe girenler olmaz mı? Olur tabii. Ama özellikle CHP’yi rüşvet, hile hurdayla ele geçirip kazandıkları belediyelerde yüzlerce milyar Liralık yolsuzluklara imza atanlar, çaldıklarını özel jetlerle Londra’ya, Atina’ya, İsviçre’ye şuraya buraya kaçıranlar buna kalkışırsa ağızlarına adeta kürekle vururlar. Tıpkı CHP’den Yeni Parti’ye (YP) geçen Bülent Tezcan’ın düştüğü durum gibi.
Eskinin CHP, şimdinin Yeni Parti Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, sosyal medya hesabından, fon spekülasyonundan milyarlık kazanç elde ettiği ortaya çıktıktan sonra istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya hakkında; “AK Partili eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya kocasıyla birlikte beş ay içinde borsada %1.350 kazanmışlar. 162 milyon TL yatırmışlar, beş ay sonra 2 milyar 170 milyon TL alıp sistemden çıkmışlar. Hem de fon patlamadan hemen önce! Ferasete, zekâya, öngörüye bakar mısınız?” diye yazmış…
Sanki kendi kızı ve damadı gözaltı ihtimali belirince Londra’ya kaçmamış gibi bir de “Ferasete, zekâya, öngörüye bakar mısınız?” diye kafa bulmaya kalkmış…
Ancak Tezcan’a Gazeteci Ece Sevim’in verdiği; “Av. Bülent Tezcan’ın kızı Av. Ezgi Tezcan Yaşar ve damadı Av. Umut Yaşar hakkında Kuşadası Belediyesi'ne yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltı kararı bulunmaktadır. Ancak şüpheliler Londra’da firari konumda olup, savcılığın yürüttüğü soruşturmadan kaçmaktadırlar. Zirâ Av. Bülent Tezcan “Tatildeler, dönecekler” demiş olmasına rağmen 7 Ağustos’tan beri dönmediler. O yüzden etik gereği Bülent Tezcan gibi isimlerin YOLSUZLUKLAR VE HIRSIZLIKLAR hakkında konuşmaya hakkı bulunmamaktadır” şeklindeki cevap tam kapak olmuş.
Tezcan ve onun gibilere “etikten” bahsetmesi dışında, ağzının payını iyi vermiş, tebrik ederim. Geçelim…
Ne yazık ki paraya tamah, ne yolla olursa olsun hep kazanma ve cukkalama hırsı toplumun her kesiminde var.
Siyasetçiler ve üst düzey bürokratlar uzayda özel bir gezegende fanuslar içinde yetiştirilip vakti geldiğinde mükemmel idareciler olarak gökten indirilemeyeceğine göre, ne yazık ki yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, irtikap her zaman olma potansiyeli taşır.
Yazık ki bu, toplumumuzun hatta insanlığın bir hastalığıdır. Bugün yolsuzlukları eleştirenler, ellerine aynı fırsat geçtiğinde daha kötüsünü yapabilmektedir.
Genel bir ahlaki çöküntünün farklı yerlerinden etkileniyoruz yani toplum olarak.
Ben inanıyorum ki, bu tür yolsuzluk ve usulsüzlüklerden en fazla ülkemizi karanlık ve sıkıntılı bir durumdan alarak, Hollanda, Suudi Arabistan ve İsviçre’nin üstünde, dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi haline getiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan müteessir oluyordur. Çünkü her dönemde yaşanan yolsuzluklardan kaynaklanan kayıp kaçaklar olmasa Türkiye bugün en azından dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında olurdu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ne yapsın? Kendisinin uzun yıllardır tanıdığı dostları, yol arkadaşları gelip, “Efendim, bu genç sizin de iyi tanıdığınız şu ailedendir. Şu şu okulları okumuş. Sonra şu ülkede master yapmış. Şu konularda çalışmaları var. Çok ehildir” diyorsa, o da iyi yetişmiş bir uzman bulduğuna sevinerek o gence sorumluluk ve makam veriyor, ama bir süre sonra yanlış işlere bulaştığı ortaya çıkıyorsa ve bu durum yıllar içinde sıkça tekrarlanıyorsa ne yapmak gerekir?
Bir kere “İnsan çiğ süt emmiştir”… Bunu unutmamak lazım. İşin içine insan faktörü girince ne yaparsanız yapın, onu yoldan çıkaracak şeytan da giriyor.
O şeytan da A'râf Suresi 16 ve 17. ayetlerde belirtildiği gibi: “İblîs dedi ki: ‘Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.’ Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokularak saptıracağım! Onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksınız!’ dedi” şeklinde aktarıldığı gibi insanı saptırmak üzere ant içmişken insan faktörüne güvenmek çok zor.
Tarihin başlangıcından bu yana çalmaya niyet etmiş insanı ne din ile ne de ideoloji ile dizginleyemediğimize göre...
Geriye tek bir yol kalıyor. O da yazılımı iyi hazırlanmış, hırsızların, casusların ele geçiremeyeceği yeni nesil bir idari yapay zeka oluşturup insanların elinden paralı, akçeli işleri almak.
2008 yılında yazdığım çok satan “Kırmızı Kitap”ta, bir benzerini yargı için ortaya koymuştum. Orada, bütün hukuk sistemini, içtihatları, uygulamaları, yüksek yargı kararlarını bir yapay zeka programına yükleyen, pek çok okurumun Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledikleri Türkiye Lideri, her davanın dakikalar içinde en doğru şekilde sonuçlandığı bir uygulama başlatmıştı.
Hatta, yargıda yapay zeka uygulamasını ben Kırmızı Kitap’ta 2008 yılında yazdıktan yıllar sonra, Çin benzer bir uygulamayı hayata geçirdi.
Çin mahkemelerinde yapay zeka sistemleri resmi olarak 27 Haziran 2019 tarihinde Pekin İnternet Mahkemesi'nin online dava merkezini hizmete açmasıyla kullanılmaya başlandı.
Demem o ki, ülkemizin kaynaklarının çarçur edilmemesi, tamahkârların, yolsuzların, hırsızların insafına bırakılmaması için bütün kurum ve kuruluşları kapsayacak şekilde, bütün iş ve işlemlerin, ihalelerin, ödemelerin, tahsilatların gelişmiş ve ele geçirilemez bir yapay zeka sistemine bırakılması gerekir.
Ancak o zaman yüz kızartıcı hırsızlıklardan yolsuzluklardan kurtuluruz.
Bu benim naçizane bir tavsiyem…







