Konuşma Adabı
Bu hafta tanıtacağımız eserin adı, “Konuşma Adabı”. Esas adı ise “Âdâb-ı Makâl”. Büyüyenay Yayınları arasında çıkan kitabın günümüz Türkçesine hazırlanması, Ahmet Kayasandık’a ait.
Konuşma adabı denilince akla ne gelir ve kimler nasıl bir kitap tasavvur eder bilemeyiz ama eser söze şu soruyla başlıyor:
“İletişim bir dil işi midir, yoksa gönül işi mi”? Konuşma Adabı bu soruları cevaplandırıyor.” Kitabın basım yılı 1588 tarihli. Yani konuşma adabı, bugünün meselesi değil. İnsanlık tarihiyle yaşıt.
“Dil yarası, kılıç yarasından keskindir” sözü; konuşmanın, diyalog kurmanın önemini anlatmak için yeterdir.
“Söz tohumdur” der eskiler ve ilave ederler. “Söz tohumdur, neyi nereye ekeceğini bilmezsen, gelir istemediğin yerde biter”.
Günümüzde iletişim kurulan her alanda, konuşmadan çok homurdanarak, -şikâyet ve eleştirerek söze girmek- iletişim sanılmaktadır.
Bu halden kurtulmak için kitaptan aşağıya alıntıladığımız kısmı konuk olmak gerek.
…………….
“Dil aklın vekilidir ve hiçbir nesne, aklın kapsamı dışında değildir. Vehme yahut hayale gelen her şeyden dil haber verir. Diğer uzuvlar böyle değildir.
Renkler ve şekillerden başkası, gözün tasarrufunda değildir, sesten başkası kulağın tasarrufunda değildir. Diğer uzuvlar da bunlar gibidir, her biri bir yere tasarruf eder daha fazlasına etmez.
Dilin tasarrufu, gönlün tasarrufu gibi her yere ulaşır. Nitekim dil, gönlün karşılığındadır, gönülde olan suretleri alıp, onlardan haber verir.
Keza dilden de gönle nice suretler ulaşır. Dilin söylediği her şeyden gönül bir sıfat alır.
Mesela dille huşu içinde yalvarsalar, ağlasalar, tevazu ile yalvarma sözlerini söyleseler, ağıt yaksalar, gönül bundan acıma ve tasa sıfatını alır, gönül ateşinin buharı dimağa azmedip gözden dışarı çıkmaya başlar.
Mutluluk sözlerini söyleyip güzelleri nitelendirmeye başlasa, gönülde hareket, sevinç ve esenlik ortaya çıkıp, meşhur olma isteği uyarmaya başlar.
Gönülde dille söylenen her söze uygun bir sıfat ortaya çıkar. Dil, batıl söz söylese, gönül kararmaya başlar, hak sözler söylemeye başlasa, gönül aydınlanmaya başlar, kötü ve yalan söz söylese, gönül kötü olur, öyle ki şu eğri aynı gibi bazı nesneleri kötü görmeye başlar.
Bu sebepten çoğu şairlerin ve yalancıların rüyası doğru çıkmaz, zira onların içerisi eğri olmuştur. Nitekim yalan söyleyen kimse, bu cihanda rüyasını doğru görmez. Dilin şerrinden ve afetinden sakınmak, dinin lüzumlu işlerindendir.
………………..
Evet, kitap böyle söylüyor: Meğer rahmetli dedemin bize öğrettiği duanın hikmeti burada imiş. Şöyle dua eder ve ettirirdi:
-“Allah’ım kem sözlü, kem gözlü insanların şerrinden evlatlarımı muhafaza eyle” Âmin! (kem: kötü-fena-adi-hırs-tamah-açgözlülük)
Ezcümle: “Gönül müstakim olmayınca, iman müstakim olmaz. İman müstakim olmayınca da dil müstakim olmaz”!
Eser hakkında: www.buyuyenay.com







