--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslam Dünyası Ve Ortadoğu: Kimlik, Kriz Ve Gelecek Perspekti

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
42

İslam Dünyası Ve Ortadoğu: Kimlik, Kriz Ve Gelecek Perspekti

ABDULLAH ŞANLIDAĞ

Köşe yazarlığında neredeyse 35 yıla merdiven dayadım. Yazıma başlık yaptığım suali, bir Müslüman olarak her zaman kendime sorup durdum.

İslam dünyası kavramı, coğrafi ve kültürel sınırları aşan bir topluluğun adıdır. Ancak günümüzde bu kavram sadece dini bir aidiyeti değil, aynı zamanda siyasi, sosyolojik ve jeopolitik krizleri de çağrıştırır hale gelmiştir. Bir yanda Batı merkezli uluslararası sistemde marjinalize edilen bir topluluk kimliği, diğer yanda ise kendi iç dinamikleriyle barışık olamayan, sürekli çatışma ve istikrarsızlık içinde olan bir coğrafya söz konusudur. Bu makale, “Gerçekten İslam dünyası var mı?” sorusundan hareketle İslam ülkelerinin yapısal problemlerini, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın nedenlerini ve bu dünya için bir gelecek perspektifinin olup olmadığını tartışmayı amaçlamaktadır. Türkiye, bu gelecek perspektifinin neresinde duruyor?

1. İslam Dünyası Var mı? Varsa, Gazze ve Ortadoğu sorununa nasıl bir çözüm önerisi var?

Tarihte “İslam dünyası” kavramı, hem siyasi bir birlik (Hilafet) hem de kültürel-sivil bir medeniyet ağı (Darü’l-İslam) olarak anlam taşımaktaydı. Bugün ise İslam dünyası, 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında sembolik bir birlik görüntüsü sunsa da, ortak hareket etme refleksi zayıf, çıkarları çatışan, çoğunlukla batı ülkelerine bağımlı yönetimlerden oluşan bir dağınık yapı sergilemektedir. Dolayısıyla İslam dünyası bir realite midir yoksa sadece bir retorik mi? Bu sorunun cevabı,  İslam ülkelerinin tarihsel hafızasına, sosyo-politik şartlarına ve uluslararası sistemdeki konumlarına bağlıdır.

2. Sürekli Mağduriyetin Sosyo-Politik Nedenleri.. Asıl soru da bu. Neden mağdur olanlar ve ezilenler sürekli Müslümanlardır?

İslam ülkelerinin çoğunda halklar, adalet, özgürlük ve refah arayışı içerisindedir. Ancak bu arayışın önünde üç temel engel bulunmaktadır:

A) Siyasal Otoriterlik: Çoğu İslam ülkesinde demokrasi kültürü zayıf, yönetimler otoriter veya yarı-otoriterdir. Siyasal katılım, ifade özgürlüğü, kadın hakları gibi temel değerler ya sınırlıdır ya da kontrollüdür. İyi de neden?

B) Kolonyal Miras ve Yapay Sınırlar:

Osmanlı sonrası Ortadoğu’da cetvelle çizilen sınırlar, etnik, mezhebi ve kabilevi yapıları göz ardı etmiş ve kalıcı çatışmaların temelini atmıştır. Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkeler hâlâ bu yapay yapının sancılarını çekmektedir.

C) Ekonomik Bağımlılık ve Kaynak Tuzakları: Petrol ve doğal kaynaklar açısından zengin olan birçok İslam ülkesi, bu zenginliği toplumsal kalkınmaya dönüştürememiştir. Ne yaparsak yapalım, dışa bağımlılık artmıştır.

3. Ortadoğu’da Süregelen Krizlerin Nedenleri

Ortadoğu, hem jeopolitik konumu hem de enerji kaynakları nedeniyle küresel rekabetin merkezinde yer almaktadır. Ancak bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen faktörler sadece dış müdahaleler değil, aynı zamanda içsel sorunlardır:

Mezhebi Ayrışmalar: Sünni-Şii çatışması, İran-Suudi Arabistan rekabetinin dini kılıfıdır.

Etnik Sorunlar: Kürt, Arap, Türkmen, Fars gibi etnik gruplar arasında eşit temsil ve hak sorunu hâlâ çözülememiştir.

İsrail-Filistin Sorunu: Filistin meselesi hem bölgesel bir yara hem de İslam dünyasında ortak bir vicdan krizidir.

Dış Müdahaleler: ABD, Rusya, Çin ve AB ülkeleri, Ortadoğu’da nüfuz mücadelesi içindedir. Bu da iç savaşları, darbeleri ve vekâlet savaşlarını tetiklemektedir. Konumu gereği ve denge politikası açısından Türkiye, reel politik gereği ve de güçlü bir İslam paktı olmadığı için, zaman zaman uluslararası küresel yapılarla birlikte hareket etmektedir.

4. Gelecek Perspektifi: Yeni Bir Uyanış Mümkün mü?

İslam dünyasının geleceği için umut ancak üç temel eksende kurulabilir:

A) Entelektüel ve Dini Yenilenme (Islah):

İslam düşüncesinin özgürleşmesi, yorumlanabilirliğinin genişlemesi ve çağın sorunlarına çözüm üretebilir hale gelmesi gerekir. İslam›ın evrensel değerleri, güncel sorunlarla irtibat kurabilecek yeni bir dil geliştirmelidir. Buna hazır mıyız?

B) Bölgesel İşbirliği ve Dayanışma:

Ekonomik, askeri ve kültürel işbirliği kurumsallaşmalı; İslam ülkeleri kendi iç pazarlarını ve kalkınma modellerini inşa etmelidir. Türkiye, Endonezya, Malezya gibi ülkelerin öncülük edebileceği bir blok mümkün olabilir. (mi?)

C) Sivil Toplum ve Gençlik Dinamizmi:

Yönetimlerden bağımsız olarak gelişen sivil toplum hareketleri, dijital platformlar ve genç kuşaklar, yeni bir İslam dünyası tahayyülünün taşıyıcıları olabilir. Bu kesimler daha çok adalet, ifade özgürlüğü ve insan onurunu temel alan taleplere sahiptir. Geldik sonuca...

İslam dünyası bir realite olarak var, ancak bu realite krizde. Sadece bir inanç topluluğu değil, aynı zamanda ortak sorunları ve arayışları olan bir topluluktur. Ortadoğu ise bu krizin hem merkezi hem de potansiyel çıkış noktasıdır. İslam dünyasının geleceği, içsel yenilenme, özgürlükçü siyaset, ekonomik kalkınma ve bölgesel işbirliğine bağlıdır. Ancak bu yönde güçlü iradeler ve tutarlı vizyonlara ihtiyaç vardır. Aksi halde “İslam dünyası” kavramı, sadece geçmişin nostaljik bir hayaline dönüşebilir.

Yorumlar

(42)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nesrin Erbilir

1 Ağustos 2025 14:32

Bitmek bilmeyen üzücü sorunlardan çok bıktık .Hayırlısıyla Allah ferahına çıkartsın inşallah...Hep ezilen üzülen Müslümanlarının olması canımızı yakıyor...

Laz Kaptan

29 Temmuz 2025 20:09

ES selam üstadım Başarılı çalışmalarınız daim olsun öncelikle bunu söylemek istiyorum uzun zaman yazı yazmak yorumlarda bulunup bizleri bilgilendirip yön vermek kolay bir şey değil takdire şayan,ortadoğu analiziniz gayet güzel doğru olan birleşik İslam halkları, eskiden halife sancağı altında birleşik islam coğrafyası bundan sonra bir araya gelebilirmi?

Hülya

28 Temmuz 2025 14:25

Kutsal savaş - esir cariyeler - köleler - kullar - itaat ve biat dünyası, hayaliniz ve ufkunuz !! Afganistan, Pakistan, İran, Sudan , vizyonunuz.........

Çalışmak

28 Temmuz 2025 12:45

Para güçtür. Müslümanlar batının yaptığı katliam gibi hırsızlık gibi aşağılık sömürü işleri yapamazlar. Çalışmaktan başka çare yok. Kat kat fazla çalışmak gerek.

Şurası nettir ki

28 Temmuz 2025 12:38

Geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde Totaliter sistemleri En Çok Diş Güçler Tercih ederler/etmektedirler. Tipik bir Rejimde yönetici Devletin basına gecer yetkileri alır, artırır, atamalarını yapar bir yandan içeriye karşı gücünü artırıp güçler ayrılığını demokrasiyi kendi ayarına göre bozarken diğer yandan. ülkelerinin ekonomisini istediği anda krize sokabilecek yerlere yeksan edebilecek bu güçlerin ekonomi ve bir çok konuda elde ettikleri baskı unsurlarına karşı zayıf hale gelirler....Çünkü bu tip sistemde onlar artık karar ve aşırı yetki sahibidirler meclismiş onaymış hukukmuş vs vs mazeretleri olmaz..Sonuçta özellikle ayriştirp kendine körü körüne bakıpta görmeyen biat ve şükür eden okumuş/okumamış kalabalıkların desteği ile memleketi bölmeye ver Allah Muhafaza parçalamaya doğru bile götürmeye çalışabilirler.

Zekeriya Yapıcıoğlu

28 Temmuz 2025 12:02

En önemli sorumluluk camia, cemaat , tarikat medernist , gelenekçi ne derseniz le ilahe illallah diyen her taifenin önde gelenleri ilk adımı atmadan olmayacak gibi

Emine Arık

28 Temmuz 2025 12:01

milletde böyle büyük bir dünya sevgisi varken bırak filistini kendi memleketi için bile kılını kıpırdatmaz herkez sanki ölmeyecek gibi yaşıyor 3 5 kuruş peşinde ahiretininden vaz geçiyor hele hele de ağzından din kitap

Ayşegül

28 Temmuz 2025 12:00

Üstadım biz izzetimize şerefimize sahip çıkıp dogru müslümanlar olmazsak Allahu'tela bizim yerimize daha izzetli daha şereflilerimizi getirecektir Rahman bizleri bu davada payidar ve hissedar eylesin

Yunus Çayır

28 Temmuz 2025 11:59

Düşmanlarımız maddi hesaplar ve projeler üzerinden çalışıyor ,bizler duygusal beklentiler ve ihtimaller üzerinden bir sonuç almak istiyoruz ...siyaset ve teşkilatçılık okuyarak talim edecegiz ....pembe,kırmızı ,yeşil devrimleri halklar meydana inip gercekleştirse dahi ,yine yönetimi bu setefsiz kanı bozuk idareciler ele alacak ,çünkü halkın elinde KENDİ İDEOLOJİSİN SAHİP YERLİ YÖNETİM KADROSU YOK....yine de sağa sola bakmadan ben varım diyen kardeşlerime selam olsun ,bizi çokluk değil TAKVA hassasiyeti ilahi rızaya götürecek

Hüseyin Karapınar

28 Temmuz 2025 11:58

İNSANLIK Hz. Davut’a Yahudiler “Bize bir komutan ata. Allah’a yemin olsun ki biz ona itaat edeceğiz.” dediler. Hz. Davut toplumun gariban kesiminden olan Hz. Talut’u komutan atayınca hemencecik itirazlar yükselmeye başladı… “Bula bula Talut’u mu buldun?” dediler. Aslında burada Hz. Talut üzerinden günümüze birçok örnekler alınabilir. Ama maalesef o günde Talut’a yapılan itirazlar sırf düşüncesi ve duruşu yüzünden bugün de farklı kesimdeki insanlara yapılmaktadır. Nasıl mı? Talut ile ilgili olan Bakara Suresinin 249. ayetinde “Ve Talut, kuvvetleriyle yola koyulduğunda "Bakın," dedi, "Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek: ondan içen benden olmayacak, onu tatmaktan sakınan ise benden olacaktır; ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affa mazhar olacaktır." Ancak, birkaçı dışında hepsi ondan (dolu dolu) içtiler. O ve ona inananlar nehri geçer geçmez ötekiler: "Calut ve kuvvetlerine karşı (koymak için) bugün hiç gücümüz yok!" dediler. (Ama) kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler: "Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir! Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir." diye cevap verdiler.” ifadeleri yer almaktadır. Acaba bu ayette geçen Talut’un geçtiği nehir neydi? Sakın ola bugün dünya üzerinde milyonlarca insan aç yatarken bolluk içinde yaşayan biz ve bizim gibiler olmasın. Burada dikkatimizi çeken önemli nokta şu; Bu nehir üzerinde (dünyada) kana kana içenlerin yığılıp kalacağını yani ahirete bir şey götüremeyeceğini, tadına bakanlarınsa tövbe ile kurtuluşa ereceğini, hiç tadına bakmayanlarınsa kurtuluşa ereceğini düşünebilir miyiz? Oysa biz bugün kapitalist ve küçülen dünyada hiç kimseyi düşünmeden helale harama bakmadan nasıl daha çok kazanır, nasıl daha çok tüketiriz, derdinde değil miyiz? Hâlbuki haram lokmanın fıtratımızı, kalbimizi, aklımızı ve düşünce melekelerimizi bozduğunun farkında bile değiliz. Burada ben, helal bir liranın haram bir trilyondan daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. Evet dün küçücük evlerimizde otururken bugün kocaman evlerde oturuyoruz. Dün binecek bir bisikletimiz yokken bugün lüks arabamız hatta arabalarımız var. Birçoğumuzun gayrimenkulü, altınları ve bilmem hangi bankada faiz karşılığında bekletilen paraları olduğu halde hiç birimiz mutlu değiliz. Oysa Rabbimizin ‘dünyaya geçici olarak geldiğimizi, kalıcı olanınsa ahiret olduğunu’ beyan ettiğini biliyoruz. Yine de bunda ısrar ediyoruz. Son olarak; “Bazı yüzlerin (mutluluktan) parladığı ve bazı yüzlerin (acıyla) karardığı o (hesap) gününde yüzleri kararanlara: "İmana erdikten sonra hakikati inkâr mı ettiniz? O halde hakikati inkâr ettiğiniz için tadın bu azabı!" (denilecek). (Ali İmran 106) ayeti ile hatırlatmada bulunmuş olalım. Salih amel işleyecek imana sahip olmak duası ile kalbinizin sahibine emanet olun. Selam ve dua ile…

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle