• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI

İsrail neden terörsüz Türkiye’den rahatsız olabilir?

24 Ağustos 2026
A


Abdullah Şanlıdağ İletişim: [email protected]

İsrail neden terörsüz Türkiye’den rahatsız olabilir?

ABDULLAH ŞANLIDAĞ 

İsrail’in Türkiye’deki Kürt meselesinin çözümünden rahatsız olduğunu söylersem, komplo teorisi yapmış olur muyum?

Ortadoğu, son yıllarda hem savaşların, hem de  bölgesel güç dengelerinin yeniden kurulduğu tarihsel bir kırılma döneminden geçmektedir. Gazze’de devam eden yıkım, İran-İsrail çatışması, Suriye’de Esad sonrası yeni düzen arayışı ve Irak’taki güç dengeleri, bölgenin geleceğini doğrudan etkilemektedir.

Bu karmaşık tabloda Türkiye’nin kendi Kürt meselesini silahlı çatışma zemininden çıkararak siyasi ve toplumsal bir çözüme kavuşturma çabası, Türkiye’nin iç siyaseti açısından ve Ortadoğu’nun genel güvenlik mimarisi açısından çok önem arz etmektedir. Türkiye’de silahlı çatışmanın sona ermesi ve Kürt meselesinin siyasi zeminde çözülmesi, İsrail’in bölgesel çıkarlarını nasıl etkiler? Bu soruya verilecek cevap, “İsrail Türkiye’de barış istemiyor” şeklindeki basit bir sloganın ötesine geçmeli; Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasındaki jeopolitik ilişkilerin bütünü içerisinde değerlendirilmelidir.

Turgut Özal’la başlayan, Erbakan döneminde şekillenen ve Erdoğan döneminde ise silah bırakma noktasına kadar taşınan Terörsüz Türkiye yalnızca Kürt sorununun çözümü ve sadece  bir iç politika meselesi değildir. Türkiye ile PKK arasındaki çatışmanın yaklaşık kırk yılı aşan tarihi, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan ağır maliyetler ödemesine yol açtı. Günümüzde yürütülen süreç, PKK’nın silahlı mücadeleyi sona erdirme ve örgütsel yapısını feshetme yönündeki adımlarıyla yeni bir aşamaya girmiş durumda.


18 Ağustos 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, PKK mensuplarına yönelik şartlı hukuki düzenlemeyi yürürlüğe koyması da sürecin kurumsal bir aşamaya taşındığını gösteriyor. Düzenlemenin uygulanması, PKK’nın tamamen silah bırakması ve fesih şartına bağlanmış durumda. Dolayısıyla mesele artık yalnızca “terörün sona ermesi” değildir.


Asıl mesele, Türkiye’nin onlarca yıldır enerjisinin önemli bir bölümünü tüketen güvenlik sorununu çözerek daha bütünleşmiş, daha istikrarlı ve bölgesel ölçekte daha etkili bir aktöre dönüşüp dönüşemeyeceğidir.

Nitekim akademik literatürde de Türkiye-PKK sürecinin başarılı bir biçimde sonuçlanması halinde bunun Türkiye’nin hem iç hem de dış konumunu güçlendirebileceği değerlendirmesi yapılmaktadır.

İsrail geçmişten beri Irak Kürdistanı başta olmak üzere bölgedeki Kürt aktörlerle çeşitli düzeylerde ilişki kurmuş ve bazı Kürt yapılarını bölgesel stratejiler açısından önemli ortaklar olarak değerlendirmiştir.

Ancak İsrail açısından asıl stratejik mesele, Ortadoğu’daki devletlerin ve devlet dışı aktörlerin birbirleriyle kurduğu güç ilişkileridir.



Türkiye’nin kendi Kürt meselesini çözmesi; PKK’nın silahlı kapasitesinin ortadan kalkması, Irak Kürdistanı ile Ankara arasındaki ilişkilerin derinleşmesi, Suriye’deki Kürt aktörlerin Şam ile bütünleşmesi, Suriye’nin yeniden merkezi bir devlet yapısına kavuşması, Türkiye’nin Irak ve Suriye üzerinden ekonomik ve lojistik bağlantılarını güçlendirmesi gibi sonuçlar doğurabilir.

Bütün bunların ortak sonucu ise Türkiye’nin bölgesel ağırlığının artmasıdır. Türkiye’nin devlet kapasitesi, NATO üyeliği, gelişmiş savunma sanayii ve geniş diplomatik ilişkileri bulunmaktadır. Şimdi buna bir de Türkiye’nin Kürt meselesini çözmüş, Irak ve Suriye ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerini geliştirmiş bir Türkiye olarak ortaya çıkması eklenirse, bölgedeki güç dengesi önemli ölçüde değişebilir.

Bu nedenle “terörsüz Türkiye’nin İsrail açısından jeopolitik sonuçları olabileceğini söylemek mümkündür. Çünkü kırk yılı aşkın bir çatışmanın sona ermesi; daha az ölüm, daha az göç, daha az ekonomik kayıp ve daha güçlü bir toplumsal bütünlük anlamına gelir. Bu nedenle “iktidara yarar”, “şu parti güçlenir”, “bu kesim kazanır” gibi dar siyasi hesaplarla barış ihtimaline yaklaşmak tarihsel açıdan büyük bir hata olur. Türkiye, kırk yıllık çatışmanın ardından silahların sustuğu bir dönemi, gerçek bir toplumsal barışa ve bölgesel işbirliğine dönüştürebilecek midir? Toplumsal barışa katkı sunacak, İsrail’in bölgede nefes borusunu kesecek olan bu projeye destek vermeliyiz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23