En güvenilen kurum
Bir araştırma şirketi “En güvenilir kurum” araştırması yapmış. Aynı kurum rahmetli Özal zamanında da aynı araştırmayı yapmış. O zaman şöyle soru sormuş: “Bir tatile gidiyor olsanız veya evinizden bir yere gidecek olsanız çocuğunuzu kime emanet edersiniz?” O zaman, on tane seçenekten biri olan “Din görevlileri” seçeneği işaretlenmiş. Şimdi aynı minval soruya verilen cevap arasında din görevlileri hiç çıkmamış.
Buradan araştırmayı yapan firma veya bu araştırmayı değerlendirenler şu sonucu çıkarıyorlar. Dine ilgi zayıfladı, din adamları geçen zaman içinde itibardan düştü.
Bu değerlendirme yanlış ama doğruluk payı da var. Maddeleyecek olursak:
1-İmamların ve vaizlerin vaaz etkinliği azaldı. Çünkü konuları tükendi. Çünkü belli konuları döndürüp dolaştırıp işliyorlar. İlgi çekici konulara giremiyorlar. Dikkat çekemiyorlar. Prof. Ali Erbaş döneminde birkaç hutbe okundu o kadar.
Onun da bedelini hâlâ Ali Erbaş Beyden çıkarmaya çalışıyorlar.
2- Kütübü Sitte’de mevcut bulunan bazı hadisler ki( tartışmalı) bu hadisler iyi niyetli veya kötü niyetli kimseler tarafından tesbit edilip sosyal medyada alabildiğine tenkit görüyor. Sonra da peygamber ile Kur’an- vahiy ilişkisi arasında bağlantı kuruluyor. Bu durum maalesef dine ilgiyi azaltıyor. Türkiye’de ateist ve deistlerin oranı %14 çıkmış; bu ürkülecek bir durum.
3-Bazı tarikat ve tasavvuf şarlatanlarının “Ehli Sünnet” akidesinin ayarlarını bozma girişimleri muvacehesinde uyduruk menkıbeler ayetlerden daha önemli bir halde havada uçuşuyor, bir grup saf Müslüman da onları dinliyor. Nasıl olsa emeksiz cennet vaadi var.
Burada bir şey daha ortaya çıkıyor. “Türkiye’de İslam’a ve İslamca kutsal olan değerlere, figürlere düşman olanlar, hâlâ o kadar güçlü ki; ceza görmelerine rağmen ufacık olayları işleye işleye balon haline getirip patlatabiliyorlar. Güya basın ve medya etkinlikleri azaldı sanıyoruz ama bu onların iki konuda farklı olduğunu gösteriyor. 1- Zararlı yayınları çok iyi takip ediyorlar 2- Memleketin zengin sınıflarını oluşturuyorlar.” Bunu şu üç konudaki tavırlarından anlıyoruz:
1- Tayyip Erdoğan 1994’te ki seçim kampanyasına başlarken bir kadın bir zarfın içinde alyansını göndermiş ve “başkanım bu seçimin kampanyası benim bu mütevazı yardımımla olsun” demiş. Onlar bunu alıp, “bir zamanlar sadece bir yüzüğü olan Tayyip şimdi saraylarda oturuyor” diyecek kadar şahsiyetsiz, bir o kadar da söyleneni bağlamından koparacak kadar etkinler.
2- Ensar Vakfının bir yurdunda bir hocaya iftira mı, iddia mı atıldı. Olayın sonucunu bilen yok. Bilmesine de gerek yok. Cibilliyetsizlerin ağzına geçerse bir konu, küpe girmeden sirke oluyor. O zamanki Aile Bakanı Selma Aliye Kavaf olsa gerek, “Bir kere böyle bir olaya rastlanmış olması hizmetleri ile öne çıkmış bir kurumumuzu kapatmak için gerekçe olamaz. Çünkü Ensar Vakfını hizmetleriyle tanıyoruz” dediği halde, ağzına dolayanlar şerefsiz ve aşağılık olunca bu sözü sayın bakan hanımın, “bir kez tecavüzle o çocuğa bir şey olmaz” şekline çevirdiler ve o pis ağızlarının söylemleri ile toplumda yer ettiler.
3- Türkiye’de yüz bine yakın cami var. Yüz elli bine yakın personel var. Bu kadar personeli emir komuta zinciri ile değil tamamen gönül- iman ilişkisi içinde neredeyse hiç hata ve kusur işlemeyecek noktada idare etmek ne ile mümkündür? “Hiç hata ve kusur” derken vazife ve idari kusur anlamında demiyorum; hırsızlık ve tecavüz anlamında söylüyorum. Elbette bu kadar büyük camia içinde çok küçük bazı kusurlar olabilir. Her hafta milyarlarca TL para toplanıyor camilerden. Bunları veren de gönlünden veriyor, alan da Allah rızası için alıyor. Sonra bir komisyon tarafından, başlarında imam olduğu halde bu paralar sayılıyor, makbuz kesiliyor. Sonra bir görevli bu parayı müftülüklerdeki ilgili birime teslim tutanağı karşılığında veriyor. Sonra imam o tutanağı caminin girişinde, herkesin göreceği bir yere asıyor. Birkaç münferit olay oldu diye kocaman camiayı karalamak ancak nasipsizlerin işi olabilir ama adamlar manipülasyonların o kadar ustası ki; hayatları bununla geçmiş. Zaten birkaç belediyenin yaptıkları, genel ve yerel başkanlarının yaptıkları ortada değil mi?
Yok, yok… Türkiye’nin en güvenilir adamı Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede ve Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek ilan edilsin. Tavsiyemdir: Tatile falan giderken çocuğunuzu cami avlusuna bırakacak değilsiniz ya? Bu ikisinin penceresinin önüne bırakın. Kendi yediklerinden yedirirler, içtiklerinden içirirler.
Hülasa, gavurdan imdat dilenecek halimiz yok. Aklı olsa idi Müslüman olurdu. “Dinime dahleden bari Müselman olsa” demişler ya. Yani dinime giren bari Müslüman olsa idi. Bunlar sadece “Türkiye’nin %99’u Müslüman cümlesinin içine gizlenmişler İslam düşmanları. Mücadele etmek de zevk veriyor. Biz onların yaptığının yarısını yapamıyorsak da gerisini Allah verdiği belalarla tamamlıyor. Allah haklarından geliyor.” Vesselam.







