Kuriş yapılanmasına operasyon
Kuriş yapılanmasına operasyon
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
Süleymancı yapı, Türkiye’nin en eski ve en organize dini-sosyal yapılanmalarından biri olarak uzun yıllardır özellikle eğitim, öğrenci yurtları, Kur’an kursları ve Avrupa’daki Türk toplumu üzerinden geniş bir ağ oluşturdu. Çocukluğumun gençliği Pazarcık ilçesi ve Kahramanmaraş’ın diğer ilçelerinde Süleymancı yapı oldukça güçlüdür. Üst yapıyı, özellikle hasat zamanında görürdük. Mahiyetinde barındırdıkları öğrenciler için öşür toplarlardı. Dedem Rahmetli de onları hiç boş çevirmezdi. Şimdi bu yapının yönetimini ele geçiren Kuriş’e, devlet operasyon düzenledi.
17 ilde 123 adreste yapılan aramalar, Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilmesi ve operasyonun ardından Kuriş dahil 32 kişinin tutuklanması, Türkiye’nin son yıllardaki en dikkat çekici dini yapılanma operasyonlarından birini ortaya çıkardı.
Bu meseleye “Süleymancılara operasyon yapıldı” şeklinde tek cümleyle bakmak hem doğru olmaz hem de eksik kalır. Son gelişmeler, dini yapılanma ile ekonomik güç, örgütlenme, siyaset ve devlet içindeki nüfuz iddialarının kesiştiği daha geniş bir dosyaya işaret ediyor. Ancak soruşturma tamamlanmadan “Süleymancılar suç örgütüdür” hükmü vermek hukuken doğru olmaz.
Ağustos 2026’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu kişiler hakkında geniş kapsamlı operasyon yapıldı.
Buradaki kritik nokta, dosyanın “cemaat faaliyeti” üzerinden değil, iddia edildiği üzere çıkar amaçlı örgütlenme ve mali yapı üzerinden yürütülmesi. Yani Süleymancılarla iktidarın arası açıldı, Süleymancılar AK Parti’ye destek vermiyor, dolayısıyla devlet de onlara operasyon çekiyor” şeklinde yapılan yorumlar sağlıklı değildir.
Yani devletin bakış açısı şu noktaya kaymış olabilir:
“Bir dini topluluk var mı?” sorusundan ziyade, bu topluluğun çevresinde hukuka aykırı ekonomik ve hiyerarşik bir yapı oluşmuş mu?”
Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.
“100 milyar TL yurt dışına çıkarıldı” iddiasına dikkat.
Son günlerde en çok konuşulan rakamlardan biri 100 milyar TL’nin üzerinde para hareketi iddiası. Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Mahkeme ve savcılık dosyasındaki deliller ortaya çıkmadan kesin hüküm vermemek gerekir. Peki “perde arkası”nda ne olabilir?
Bence burada üç ayrı ihtimali birbirinden ayırmak gerekiyor.
Birinci ihtimal: Gerçek bir mali yapılanmanın çözülmesi.
Eğer şirketler, vakıflar, dernekler, yurtlar ve şahıs hesapları arasında sistematik para aktarımı, sahte faturalama, kayıt dışı finansman veya suç gelirinin aklanması tespit edilirse operasyonun temel nedeni budur.
İkinci ihtimal: Cemaatin siyasi nüfuzunun kırılması. Süleymancı yapı Türkiye’de uzun yıllardır özellikle yurtlar, Kur’an kursları, öğrenci çevreleri, iş dünyası ve siyasi ilişkiler üzerinden önemli bir sosyal ağ oluşturmuş bir yapı olarak biliniyor.
2016’da Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünden sonra Alihan Kuriş’in fiili liderliği konusunda kamuoyunda yaygın bir kanaat oluştu.
Son yıllarda cemaat ile iktidar arasındaki siyasi mesafenin açıldığına ilişkin çok sayıda haber ve yorum da yapıldı. Fakat bunun operasyonun doğrudan siyasi gerekçesi olduğunu söylemek için resmi delil gerekir.
Bence en az diğerleri kadar önemli.
Çünkü Süleymancı yapı içerisinde liderlik konusunda yıllardır tartışmalar var. Eski milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun’un Alihan Kuriş’e yönelik çok ağır suçlamaları bulunuyor. Ayrıca Arif Ahmet Denizolgun’un 2016’daki ölümüne ilişkin 2025’te savcılık tarafından soruşturma başlatılmıştı. Bu iddialar henüz mahkeme kararıyla doğrulanmış değil.
Dolayısıyla bugün yaşananları yalnızca “devlet-cemaat çatışması” olarak okumak da doğru olmayabilir. Cemaat içindeki eski liderlik ve miras tartışmaları da tabloyu etkiliyor olabilir.
Bazı yorumcular, kapalı hiyerarşi, mahrem yapılanma, ekonomik ağ, bürokrasiyle ilişkiler gibi unsurlar nedeniyle Süleymancı yapı ile FETÖ arasında benzerlik kuruyor.
Fakat benzer örgütlenme özellikleri, iki yapının hukuken aynı olduğu anlamına gelmez.
Nitekim geçmiş yıllarda Süleymancılar hakkında çok ağır suçlamalar içeren ihbar ve başvurular yapılmıştı; bunların bazıları doğrudan eski mensupların iddialarına dayanıyordu.
Devlet ne yapıyor?
Bence operasyonun en önemli tarafı burası.
Türkiye’de son yıllarda devletin yaklaşımı giderek şu noktaya geliyor:
Dini kimlik, devlet içinde ayrıcalık sağlayan bir zırh olmayacak.
Bu prensip gerçekten uygulanıyorsa, bunun sadece Süleymancılar için değil, bütün dini ve ekonomik yapılanmalar için geçerli olması gerekir. Devlet, dini referanslı bütün örgütlenmelerin ekonomik ve bürokratik ağlarını aynı hukuk standardıyla denetleyecek mi?
Eğer cevap evetse, Türkiye açısından çok önemli bir normalleşme olur.
Ama yalnızca siyasi olarak iktidarla ters düşen yapılara operasyon yapılıp, iktidarla yakın ilişki içerisinde bulunan başka dini yapılanmalara dokunulmazsa, o zaman toplumda “hukuki temizlik mi, siyasi tasfiye mi?” şüphesi dile getirilir.