Avrupa Şampiyonu ‘voleybolcular’ kimin kızları?.?
Bayan voleybolcuların üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonluğu bize, halkın arasında sıkça dillendirilen şu rivayeti hatırlattı; “Bir baba, oğlunun huyunu, kişiliğini beğenmez ve ona yeri geldikçe “Sen adam olmazsın” dermiş. Böylece yıllar geçmiş, çocuk okumuş, sonunda (x) mesleğinin en üst mertebesine yükselmiş. Emrindeki adamları babasını alıp getirmeleri için göndermiş. Adamlar babasının kapısına varmışlar, “…Bey sizi getirmemizi emretti!” deyip, babasını aldıkları gibi, oğlunun makamına getirmişler. Oğlu da babasını karşısında görünce, babasını haksız çıkardığını göstermenin rahatlığıyla gururla konuşmuş: “Bak sen bana ‘adam olamazsın’ derdin; ama ben (x) oldum.” demiş…
Babası, oğlunun bu halini görünce başını sallamış ve şöyle demiş: “Oğlum ben sana ‘adam olamazsın’ dedim, ‘Şu anda oturduğun makamda olamazsın’ demedim ki!.. Sen adam olsaydın, babanı böyle ayağına getirtmez, kalkar kendin gelirdin. ” Çocuk (x) mesleğinde ulaşılabilecek en yüksek makama gelmiş fakat bu yaptığıyla insanların diline de düşmüş. Böylece halk içinde makama, paraya, şöhrete ulaşmasına rağmen ‘adam’ olamamışlara bu söz yakıştırılmış.”
Tabii bu rivayet durduk yerde bugünkü yazımıza konu olmadı. Bayan voleybol takımının üst üste Avrupa Şampiyonu olması, ülke gündeminin ilk sırasına yerleşti. Voleybol branşında alınan neticeden dolayı İslam’la şereflenmeyen kesim, ülke takımın elde ettiği sportif sonucu, düşünce anlayışını yansıtan övgüler yağdırmak bir yana, elde edilen dereceyi gerekçe gösterip yazı ve çizgileriyle toplumun İslami değerlerine saldırmaktan geri kalmadılar…
Kılık kıyafetinden izleyicisine, antrenöründen masörüne kadar birçok açıdan Kur’an ve sünnete uygun ortam ve zeminden uzak tüm ‘yaşananları’ bir kesim, Atatürk ismini kendilerini koruyucu ve kollayıcı kuvvet/kalkan olarak görüp, ‘Atatürk’ün kızları’ olarak gazete sayfaları, televizyon ekranlarına yansıttılar. Öylesine bir hadsizlik ki, Osmanlı’yı çağrıştıran ‘Sultanlar’ kelimesine dahi tahammül edemeyişlerini, yazılarının içeriğinde yer alan ‘Onlar sultan değil, Atatürk kızları’ ifadelerini kullandılar. Böylelikle, sahip oldukları ideolojik anlayışın, bir sadakatinin yansıması olsa gerek, tarihe ve toplumun dini inancına ne kadar uzak, bir o kadar sergiledikleri kin, nefret ve ayrıştırıcı tavırlarını ortaya koydular. İşin bu tarafını da hukukçulara bırakalım!..
2018 yılında gazetemiz Yeni Akit’in bize ayrılan bu satırlarda paylaştığımız ‘Sporla ahlâk tahribatı’ yazımızda ‘Şanlı tarihimizin ortak değerleri için kullanılan ve takdir edilen ‘sultan’ ismi, sanki marifetmiş gibi bayan / kadın voleybolcular için kullanılıyor…’ ifadelerini kullanmamızın boşuna olmadığını görüyoruz… Kadının spor ‘maskesi’ tarafından açılması, haçlı zihniyetine prim demek! 1930’lu yıllarda kimlerin ‘Çıplak bacak yarışı’ düzenlediği, kimlerin ‘Türk Kadınını Dünya Güzeli’ seçtiği gün yüzüne çıkaran süreç, tarih kitaplarında mevcut. ‘Atatürk’ün kızları’ manşetlerini atanlar, 1930’lardaki anlayışın uzantıları. Başlığımıza konu olan husus ise akla ‘Voleybolcuların anne ve babaları ‘Atatürk’ün kızları’ yakıştırmasına ne der?’ sorusunu getiriyor!..
Kadın voleybol takımının elde ettiği ‘şampiyonluk’ sonrası, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, makamına kabul etti. Mevcut hükümetin ‘sportif’ açıdan her türlü desteğiyle bu tür sportif sonuçların altına imza atıldı. Ona rağmen, voleybol-güreş gibi performans sporu yapması fiziksel, ruhsal ve dini inanç açısından bayanın ‘fıtratına’ uygunsuzluğuna rağmen eleştiri konusu yaptığımız süreçte, sportif sonuçlar üzerinden halkı kin ve nefrete taşıyacak ayrım ve ayrıştırıcı tavırların sergilenmesi, sporun kendi haline bırakılamayacak kadar önemli bir ‘cephe’ olduğunun, özellikle ailelerin çocuklarını böyle bir sürecin bir parçası olmamasına bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz…







