--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İmanımızı muhafaza dönemindeyiz!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

Putperestliğe, putçuluğa dikkat etmemiz gereken bir devirde yaşadığımızı, her hâl ve şartta yaşanan bir Dinimiz olduğunu da unutmayalım!

Âlemin/evrenin/tekâmülün düzeni, zıtlıkların varlığı üzerine kurulmuştur. Tevhid ile şirk de bu düzenin temel iki değişmezidir. Zaten tevhid cümlesini oluşturan “Lâ ilâhe illâllah” ifâdesine baktığımızda ilk başta yer alan “Lâ ilâhe” bölümü de Allah’ın yanına ve yerine konulan yedek ilâhları veya başka bir deyişle şirk unsurlarını öncelikle nasıl reddetmemiz gerektiğini bize göstermektedir. Yani tevhide giden yol “lâ ilâhe”den geçmekte “lâ” süpürgesiyle yollar süpürülmeden “İllâllah” sarayına varılamamaktadır. Bu sebeple Kur’an’da tevhidin temsilcisi olan peygamberleri tanımak ne kadar önemliyse, en az onlar kadar şirkin temsilcilerini tanımak da önemlidir. “Kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, kopması mümkün olmayan sağlam kulpa tutunmuştur.” (Bakara, 256) Dikkat edelim: Ayette sadece “Allah’a iman edin” denmiyor. Önce tağutu reddetmeyi, ardından Allah’a iman etmeyi zikrediyor. Çünkü insanın kalbinde iki mutlak otorite bulunamaz. Tağut sadece put değildir. Bazen bir insan olur. Bazen bir lider olur. Bazen bir ideoloji olur. Bazen para olur. Bazen makam/mevki olur. Bazen şan şöhret olur. Bazen de insanın kendi nefsi olur. Asıl tehlike, tağutun dışarıda aranırken insanın kendi içindeki putları görmemesidir. Şeytan taşlarken de içimizdeki nefsin ve şeytanın da oyunlarına gelerek putperestliğe götürecek adımları irademizi kullanarak atmamaktır. 

Kur’an’da yer alan sembolleşmiş şirk karakterlerini kısa da olsa ele alıp incelemeliyiz. Çünkü bu portreleri analiz etmeden yeryüzünde hâkimliğini/egemenliğini her türlü imkânlarıyla ve algı operasyonları ile sürdüren şirkin siyasetini anlamak, şifresini kırmak mümkün değildir. 

Elbette Hz. Mûsâ varsa Firavun, Hz. İbrâhim varsa Nemrud ve Hz. Muhammed varsa Ebû Cehil de olacaktır. Her artının kandili bir eksiyle tutuşacak, her iyi ve güzel amel, bir kötünün taşında bilenecektir. Kısaca ışığı elde etmek için kandille kıvılcımın zorunlu, hikmetli karşılaşmasından başka yol yoktur.  

Din dilinde şirk; Allah’a zâtında veya tasarrufunda ortak tanımak, bir anlamda “Ulûhiyet”in özelliklerinden birini bir başkasına vermektir. Ancak şu da vardır ki; şirkin bütün yıkıcılığı açık şirkten çok, gizli şirkten gelmektedir. Açık şirki tespit etmek kolaydır ama gizli şirk, Allah’ın tasarruflarına kafa tutmak ve Allah’tan beklenmesi gerekeni başkasından beklemek olduğundan insanın iç dünyasında kolaylıkla yer bulabilir. Rahatlıkla saklanabilir, hatta insanın kendisi bile bunun farkında olmayabilir. Bu yüzden Hz. Peygamber, ümmeti adına açık şirkten değil daha çok gizli şirkten endişe duymuş ve bunu da birçok sözünde -riyayı merkez alarak- tekrarlamıştır. Riya; Allah’a giden yola en amansız pusuyu kuran ve dini içinden yıkarak insanlığı karmaşaya ve onursuzluğa mahkûm eden bir karanlıktır. 

Tevhid, sadece dilde “Allah birdir” demek değildir. Tevhid, hayatın merkezine Allah’ı koymaktır. Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur: Başkalarının tağutunu aramadan önce kendi kalbimizdeki putları yıkmak. Çünkü tevhid, önce insanın kendi içindeki sahte ilahları terk etmesiyle başlar. Hiçbir insanı Allah’ın yerine koymamaktır. Allah’ın kulu olmayan insan, mutlaka başka bir şeyin kulu olur. Kelimeyi Şehadette de “önce kul, sonra resul” geçer. Özgürlük de önce Allah’a kulluk ile başlar.

Kur’an ve Hz. Peygamber’i; putperestler, insan hayatından söküp atmaya çalıştıkları için en büyük bağışlanmaz günah olan şirki yerleştirmeye çalışmışlardır. Bütün peygamberlerin esas amelleri de şirkin insan hayatından kovulmasıdır. Şirk; varlık ve oluşun yaratıcı prensibine ters düşmek olduğundan, bu prensibin bir uzantısı olan insanı, desteksiz, yolsuz ve yönsüz bırakmaktadır. Böylece Allah ile bağı kopan insanın varlıkla kaynaşması, oluşun ahengiyle buluşması imkânsız noktaya gelmektedir. Özetle şirk, Allah’a özgü nitelikleri/sıfatları yaratılmışlara vererek oluşun yolunu tıkamakta ve varoluş zevkini zedelemektedir.

Bizde hiçbir ülkede olmayan heykelcilik, günlerin “tek adam”a indirgenmesi, zafer günlerinde putlaştırılan tek adamın dışındakilerin çıkarılması, “her insan ölümlü olduğu halde (peygamberler de dahil) putlaştırdıkları “günah sektörü”nün mimarının Allah’ın vasıflarını taşır hâle getirilmesi, dışarıdan alınan ve Batı uşaklığının sembolü olan Laikliğin dokunulmaz, değiştirilemez konuma sokulmasının hepsi kurulan rejimi “putperest bir rejim”e dönüştürmüştür. Bütün bunlardan kurtulmadan özümüze de kendi millî manevi değerlerimize de dönemeyiz. Kendi kutsallarımızla da buluşamayız. Sahte kutsalları da gerçek kutsallar hâline getirmekten de kurtulamayız. “Elhamdülillah Müslümanım” diyenler de şirke düştüğünün, imanının tehlikeye girdiğinin farkında bile olamazlar. Peygamber Efendimizin “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” Buyurması da tehlikeye dikkat çekmektedir. 

Peygamber Efendimizin bahsettiği zaman, ahir zaman fitnesidir. Ahir zaman fitnesi yıllarca süren ve şiddetine göre değişik safhaları olan uzun bir zaman dilimidir. Biz elbette ahir zaman fitnesinin içerisindeyiz. “Allah Allah” demenin yasak olduğu, Kur’an okuyanın hapse atıldığı, bazı camilerin ahırlar hâline getirildiği bir zaman dilimini büyüklerimiz bizzat yaşamıştır. Binlerce subayın sırf namaz kıldığı veya sırf eşinin başı örtülü olduğu için görevinden atılması “ateş korunu avucunda tutmak” değil de nedir? Hem şirk konusuna ve (hem de isimleri/yöntemleri değişse de) her çağda faaliyetlerini kesintisiz sürdüren şirk odaklarına ve onların bütün yaptıklarına dikkat etmeliyiz. Bitmeyen Hilâl-Haç mücadelesine de Putperestliğe ve putçuluğa da dikkat etmemiz gereken bir devirde yaşadığımızı da unutmayalım! Müteyakkız (manevi uyanıklık) hâlimiz devamlı olsun.

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle