• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI

İslam ümmeti ve gerçeklik

31 Ağustos 2026
A


Abdullah Şanlıdağ İletişim: [email protected]

İslam ümmeti ve gerçeklik

ABDULLAH ŞANLIDAĞ 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Ağustos 2026’da Mevlid-i Nebi Haftası programında yaptığı bir konuşma var. Konuşmayı siyasi söylem, İslam düşüncesi, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi açısından eleştirel biçimde değerlendirmek mümkün. Erdoğan’ın sözlerinin temel eksenini; dış aktörlere bağımlılığın reddi, İslam dünyasında kolektif güç oluşturulması, ihtilafların azaltılması ve bölgesel güvenliğin ortaklaşa inşa edilmesi olarak okuyabiliriz.

Reis’in şu sözü çok önemli: Başkalarına umut bağlamamak.

Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız cümlesi, klasik bağımlılık ilişkilerine karşı güçlü bir siyasal özerklik tezidir.

Uluslararası ilişkiler açısından bunun karşılığı stratejik özerklik arayışıdır. Bir devlet veya devletler topluluğu güvenliğini ve siyasal geleceğini bütünüyle başka güç merkezlerinin kararlarına bağlarsa, kendi iradesini sınırlamış olur.

Bu açıdan Erdoğan’ın tespiti özellikle Gazze örneği üzerinden anlam kazanıyor. Konuşmasında küresel yapıların ve uluslararası toplumun çatışmaları önlemede yeterli irade ortaya koyamadığını savunuyor.



Ancak akademik açıdan burada önemli bir sorun var: Başkalarına umut bağlamamak ile başkalarıyla işbirliği yapmamak aynı şey değildir.

21. yüzyıl uluslararası sistemi karşılıklı bağımlılık üzerine kuruludur. Dolayısıyla gerçekçi hedef dış dünyadan kopmak değil, başkalarına bağımlı olmadan başkalarıyla işbirliği yapabilecek kapasiteye ulaşmaktır.

Güçlü ve caydırıcı olmak gerçekçi bir tespit, fakat güç tek başına yeterli değil.

Erdoğan’ın güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak vurgusu realist uluslararası ilişkiler teorisiyle büyük ölçüde örtüşüyor. Dolayısıyla ekonomik, teknolojik, askerî, diplomatik ve siyasi kapasite olmadan yalnızca ahlaki çağrılarla güvenlik sağlamak mümkün değildir.


İslam dünyası fikri güçlü bir normatif proje, fakat sosyolojik olarak son derece heterojen.


Erdoğan’ın konuşmasının en önemli kavramlarından biri Ümmet-i Muhammed. Burada siyasi söylem, Müslümanları ortak bir tarih, inanç ve medeniyet kimliği etrafında siyasi dayanışmaya çağırıyor. Bu, İslam dünyasında uzun zamandır var olan ümmetçilik veya pan-İslamizm düşüncesinin çağdaş bir versiyonu olarak okunabilir.

İslam dünyası siyasal açıdan homojen bir aktör değildir. Müslüman ülkelerin ulusal çıkarları, rejim biçimleri, ekonomik modelleri, mezhepsel farklılıkları, dış politika tercihleri ve büyük güçlerle ilişkileri birbirinden ciddi biçimde farklıdır. Bu birlik hangi kurum üzerinden, hangi ortak çıkarlar etrafında ve hangi karar mekanizmasıyla gerçekleştirilecektir?

Erdoğan’ın Ümmet-i Muhammed’in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini istemesi oldukça güçlü bir siyasal metafor olmakla beraber, yakın vadede gerçekleşmesi zor olan bir temennidir. İslam dünyasında farklı toplumlar, farklı devletler ve farklı tarihsel tecrübeler vardır.

Dolayısıyla sağlıklı bir birlik modeli, farklılıkları ortadan kaldıran bir homojenleşme değil; farklılıkları koruyarak ortak çıkarlar oluşturabilen çoğulcu bir dayanışma modeli olmalıdır. Kitaplarda okuduğumuz ve özlemini duyduğumuz dinamiklerin bazen gerçek hayatta uygulanması pek mümkün olmuyor.

Kalıcı bir bölgesel birlik için; ticaret, enerji, savunma, teknoloji, diplomasi, eğitim, afet yönetimi ve ortak güvenlik mekanizmaları gibi somut alanlarda kurumsal işbirliği gerekir.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23