Kozinoğlu'nun son akşam yemeği ve FETÖ'nün “20 havarisi”
12 Kasım 2011...
Yer Silivri Cezaevi.
Kaşif Kozinoğlu aynı koğuşu emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım'la paylaşıyor.
İlk duruşmasına sayılı günler kalmış.
Kozinoğlu o gün her zamanki rutinini sürdürüyor. Hasan Ataman Yıldırım'la havalandırmada yürüyüş yapıyor. Ardından duşunu alıyor, kendisine bir kahve hazırlayıp odasına çıkıyor.
Kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra birden fenalaşıyor.
Hasan Atilla Uğur'a sesleniyor.
Göğsünde şiddetli bir ağrı var.
Koğuş arkadaşları acil butonuna basıyor.
Uğur, Kozinoğlu'nun isteği üzerine kendi kullandığı dil altı hapını Kozinoğlu'na veriyor.
Sonrası bugün yeniden açılan soruşturmanın konusu...
Acil çağrı yapılıyor.
Görevliler geliyor.
Kozinoğlu sedyeye alınıyor.
Sağlık Bakanlığının olayın ardından yaptığı açıklamaya göre 112 Komuta Kontrol Merkezi'ne çağrı saat 18.30'da ulaşıyor. Ambulans 18.42'de vakaya varıyor.
Silivri Devlet Hastanesinin o tarihteki epikriz raporuna göre Kozinoğlu saat 19.10'da hastaneye getirildiğinde artık yaşam belirtisi göstermiyor.
Saat 19.30'da ölüm kaydı düşülüyor.
Bir MİT yöneticisinin hayatındaki son saatler böyle kapanıyor.
Bugün savcılık haklı olarak o akşamın peşinde.
Üç gündür de TV kanallarında bu tartışılıyor.
Verilen hap neydi?
Müdahale zamanında yapıldı mı?
Daha sonra “Esmer Melek” rumuzuyla ortaya çıkıp Kozinoğlu'nun zehirlendiğini öne süren kişi kimdi?
Kurtlar Vadisi'nde gerçek ölümden günler önce yayınlanan o garip sahne neydi?
Bunların tamamı araştırılmalı.
Ama benim asıl dikkatimi çeken Kozinoğlu'nun son akşam yemeğinde ne yiyip ne içtiği değil.
Üç yıl önce Fetullah Gülen'in önüne giden bir mektuptaki o 20 kişi...
Takvimleri 2008'e geri saralım.
Enver Altaylı'nın bilgisayarından yıllar sonra Fetullah Gülen'e gönderildiği belirlenen bir mektup çıkıyor.
Mektupta Kaşif Kozinoğlu'nun adı geçiyor.
Kozinoğlu, Özbekistan'daki Gülen okullarının kapatılmasında etkili olan isimlerden biri olarak gösteriliyor.
Ve onun için son derece dikkat çekici bir ifade kullanılıyor:
“Etkisiz hale getirilmeli.”
Bu çok önemli ama...
Benim üzerinde durduğum yalnız bu üç kelime değil.
Aynı mektupta çok daha büyük bir mesele var.
MİT içerisindeki 20 personelin, Fetullah Gülen'e yakın oldukları gerekçesiyle sıkı takibe alındığı bilgisi veriliyor.
Başlıktaki “20 havari” ifadesini özellikle tırnak içerisinde kullanıyorum. Çünkü bugün bu kişilerin kimliklerini bilmiyoruz. FETÖ mensubu olduklarının kesinleştiğini de söyleyemeyiz.
Ama Altaylı'nın bildikleri dikkat çekici.
Takibi biliyor.
Kaç kişinin takip edildiğini biliyor:
20.
Kozinoğlu'nun bu mücadeledeki yerini biliyor.
Ve bütün bunları Fetullah Gülen'e yazdığı mektuba taşıyor.
Altaylı eski bir MİT mensubu.
Dolayısıyla istihbarat çevrelerinde bağlantılarının bulunması şaşırtıcı değil.
Bence soru “Enver Altaylı bunları nasıl öğrendi?” değil.
Asıl soru şu:
Bu bilgileri Enver Altaylı'ya kim verdi?
Çünkü konuştuğumuz şey herhangi bir siyasi kulis değil.
Devletin istihbarat teşkilatının kendi içerisindeki son derece hassas bir takipten söz ediyoruz.
Eğer bu bilgi MİT'in içerisinden çıktıysa, daha da önemli bir soruyla karşı karşıyayız:
Sızıntıyı yapan kişi de o 20 kişinin arasında mıydı?
Bilmiyoruz.
Ama araştırılması gereken yer tam burası.
Çünkü o zaman karşımıza çok daha ürkütücü bir ihtimal çıkıyor:
MİT, kendi içerisindeki FETÖ yapılanmasını takip etmeye çalışırken, FETÖ'nün haber ağı da MİT'in ne yaptığını takip ediyor olabilir.
Üstelik yıl 2008...
17-25 Aralık'tan beş yıl önce.
15 Temmuz'dan sekiz yıl önce.
Ve aynı mektupta Kaşif Kozinoğlu'nun “etkisiz hale getirilmesinden” söz ediliyor.
İşte bana göre hikâyenin düğümü burada atılıyor.
Sonra MİT'in başına Hakan Fidan geliyor.
2010 yılında Müsteşar olan Fidan, Kozinoğlu'nu Asya Bölgesi Başmüşavirliği'ne getiriyor.
Kozinoğlu Orta Asya'yı biliyor.
Gülen yapılanmasının bölgedeki faaliyetlerini biliyor.
FETÖ cephesinde Kozinoğlu'na nasıl bakıldığını ise 2008 tarihli mektuptan görüyoruz.
Fazla zaman geçmiyor.
Mart 2011'de Kozinoğlu Afganistan'dan Türkiye'ye dönüyor.
Onu sorgulayan isim Zekeriya Öz.
Bugün FETÖ firarisi olan eski savcı...
Kozinoğlu'na sorulan konular arasında Fetullah Gülen yapılanmasının yurt dışı faaliyetleriyle ilgili MİT belgeleri de bulunuyor.
Tutuklanıyor.
Daha sonra MİT'in yaptığı incelemede suçlamaya konu belgelerle Kozinoğlu arasında doğrudan veya dolaylı bağlantı tespit edilemiyor.
Kozinoğlu ise ilk duruşmasına çıkamadan, o duruşmada bildikleri her şeyi anlatmadan (anlatamadan) Silivri'de hayatını kaybediyor.
Burada duralım.
Çünkü hikâyenin ikinci önemli rakamına geldik.
İlki 20 idi.
İkincisi 87.
Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünden yalnızca 87 gün sonra, 7 Şubat 2012'de bu kez FETÖ'nün yargı içerisindeki yapılanması MİT'in başındaki Hakan Fidan'a uzanıyor.
Özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya, Fidan'ı ifadeye çağırıyor.
Sonraki soruşturmalara yansıyan anlatımlara göre Fidan ifadeye gitseydi tutuklanacaktı.
Üstelik zamanlama da dikkat çekici.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyat olmasının planlandığı gün...
Erdoğan devreye giriyor.
Fidan savcılığa gitmiyor.
Ardından devlet MİT yöneticilerinin soruşturulmasına ilişkin kanuni düzenleme yapıyor.
İşte şimdi 2008'deki mektuba bir kez daha bakalım.
Önce MİT içerisindeki 20 kişinin takip edildiğini bilen bir yapı...
Sonra Kaşif Kozinoğlu'nun “etkisiz hale getirilmesini” isteyen bir mektup...
Ardından Kozinoğlu'nun FETÖ firarisi Zekeriya Öz'ün yürüttüğü soruşturmada tutuklanması...
Cezaevindeki şüpheli ölüm...
Ve sadece 87 gün sonra MİT'in başındaki Hakan Fidan'a uzanan operasyon...
Ben bütün bunlardan “Kozinoğlu'nu FETÖ öldürdü” hükmünü çıkarıyor muyum?
Bunu söyleyecek olan delillerdir, savcılıktır, mahkemedir.
Ama gazeteci olarak şu soruyu sorarım:
FETÖ'nün asıl hedefi Kaşif Kozinoğlu muydu, yoksa MİT miydi?
Belki Kozinoğlu büyük mücadelenin hedeflerinden biriydi.
Belki de daha büyük bir hedefin önünde duran önemli bir engeldi.
Bunu bilmiyoruz.
Fakat 2008'de MİT'in içerisindeki gizli bir takibin ayrıntılarından haberdar olan yapı ile 2012'de MİT Müsteşarı'nı tutuklamaya kalkışan yapının aynı olması, üzerinde durulmayı hak ediyor.
Ve bu iki tarihin tam ortasında da Kaşif Kozinoğlu var.
Önceki gün Kozinoğlu'nun mezarı açıldı.
Adli Tıp ölümün üzerindeki şüpheleri araştırıyor.
O hap incelensin.
Sağlık müdahalesi incelensin.
“Esmer Melek” bulunsun.
Adli Tıp'taki hırsızlığın dosyayla bir bağlantısı olup olmadığı araştırılsın.
Ama benim savcılıktan beklediğim bir şey daha var:
O 20 kişiyi bulun.
Kim olduklarını bulun.
Sonraki yıllarda nerelerde görev yaptıklarına bakın.
15 Temmuz'dan sonra haklarında FETÖ kapsamında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını araştırın.
Ve bir soru daha:
MİT'in kendi içerisindeki o gizli takibini Enver Altaylı'ya kim sızdırdı?
O kişi MİT'in içerisinden miydi?
Takip edilen 20 kişiden biri miydi?
Yoksa henüz bilmediğimiz başka bir kanal mı vardı?
Çünkü belki Kaşif Kozinoğlu'nun son akşamının sırrı 12 Kasım 2011'de başlamadı.
Belki üç yıl önce, Fetullah Gülen'in önüne giden o mektupta başladı.
Ve belki Kozinoğlu'nun son akşam yemeğini anlamanın yolu, FETÖ'nün o “20 havarisinin” kim olduğunu bulmaktan geçiyor.







