Otomotivde çarklar yavaşlarken ithal lüks sevdası mı? Üretim seferberliği mi?
Küresel sistemin ekonomik dayatmaları ve kapitalist tüketim sarmalı, modern dünyayı büyük bir girdaba doğru sürüklüyor. İnsanlığı üretmekten ziyade tüketmeye, alın teri dökmekten ziyade borçlanarak lüks içinde yaşamaya sevk eden bu anlayış, ne yazık ki toplumların iktisadi bağımsızlığını da tehdit ediyor.
Bugün önümüze konulan küresel ekonomik şablonlar, üretim yerine ithalatı, yerli kalkınma yerine küresel markaların sadık birer tüketicisi olmayı vazediyor.
İşte tam bu süreçte, sanayimizin kalbi ve lokomotifi konumunda olan otomotiv sektöründen gelen son veriler, bizlere hem çok ciddi bir muhasebe imkanı sunuyor hem de geleceğe dair stratejik bir yön tayin etmemizi zorunlu kılıyor.
Otomotiv Sanayii Derneği tarafından henüz iki gün önce açıklanan 2026 yılının ilk sekiz aylık resmi verileri, hafife alınamayacak bir tablonun işaret fişeğidir. Bu verilere göre, ülkemizdeki toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7,3 oranında azalarak 841 bin 583 adet seviyesine gerilemiş durumdadır.
Tablonun en çarpıcı ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken kısmı ise binek otomobil üretimindeki sert düşüştür. Yılın ilk sekiz ayında binek otomobil üretimi tam yüzde 19 oranında azalarak, 458 bin 169 adede kadar gerilemiştir. İç pazardaki toplam otomobil satışları da yüzde 14 oranında bir daralma yaşamıştır.
Peki, otomobil cephesindeki bu ciddi yavaşlamanın ardında yatan temel gerçek nedir?
Elbette yüksek faiz sarmalı, küresel tedarik zincirlerindeki tıkanıklıklar ve maliyet artışları bu daralmada büyük bir paya sahiptir. Ancak meselenin bir de sosyolojik ve yerli üretim vizyonu boyutu bulunmaktadır.
Yıllardır Batı merkezli lüks binek otomobil tüketim çılgınlığı, toplumumuza adeta bir statü göstergesi olarak dayatıldı. İnsanlarımız imkanlarını zorlayarak, yüksek faizli kredilerin kıskacına girmeyi göze alarak ithal lüks araçlara yönlendirildi.
Bugün iç pazardaki bu daralma, bir yönüyle o suni tüketim balonunun sönmeye başladığını, kapitalist borçlanma ekonomisinin sınırlarına dayandığını göstermektedir.
Fakat madalyonun diğer yüzünde, bu aziz milletin üretim iradesini ve alın terini simgeleyen çok umut verici bir başka gelişme daha mevcuttur. Aynı resmi veriler incelendiğinde, binek otomobillerdeki o sert düşüşe inat, ticari araç üretiminde çok ciddi bir şahlanışın yaşandığı açıkça görülmektedir.
Yılın ilk sekiz ayında ülkemizdeki toplam ticari araç üretimi yüzde 12, hafif ticari araç üretimi de yine yüzde 12 oranında büyük bir artış kaydetmiştir. Ağır ticari araç imalatında da yüzde 7’lik bir yükseliş söz konusudur.
Dahası, adet bazındaki tüm daralmalara rağmen, otomotiv sektörümüzün dolar bazındaki toplam ihracatı yüzde 2,5 oranında artarak 27,2 milyar dolara ulaşmış ve sanayimizin öncüsü olmaya devam etmiştir.
Bu rakamlar bizlere iktisadi açıdan çok net bir mesaj vermektedir. İthalata dayalı, gösteriş ve lüks odaklı binek otomobil sevdası çarkları yavaşlatırken; üretimi, ticareti, lojistiği ve istihdamı temsil eden ticari araç grubu, sanayimizi sırtlamaya devam etmektedir.
Yani kazanan, lüks tüketim çılgınlığı değil; fabrikada, tarlada, yollarda gece gündüz çalışan yerli üretim seferberliği ve emeğin ta kendisi olmuştur. Bu durum, medeniyetimizin özünde yer alan üretim, ticaret ve hakiki kalkınma ahlakının somut bir yansımasıdır.
Türkiye, küresel markaların milyarlık binek araçlarını ithal ederek, refah illüzyonuna kapılan bir ülke olamaz.
Bizim kurtuluşumuz, daha fazla üretmekten, yerli sanayimizi güçlendirmekten ve emeğin hakkını vermekten geçmektedir.
Gelinen bu noktada ekonomi yönetimimize, sanayicilerimize ve aziz milletimize düşen çok net ödevler bulunmaktadır. Faiz kıskacında boğulan iç pazarı canlandırmak adına ithal ve lüks bükümlü politikalardan tamamen uzak durulmalıdır.
Devletimizin sağladığı tüm teşvik ve destekler, binek araçların cazibesine değil, ticari araçlar gibi doğrudan üretime ve istihdama katkı sunan alanlara akıtılmalıdır. Yerli markamız Togg başta olmak üzere, bu topraklarda üretilen her bir çivinin, her bir motorun arkasında durmak milli bir vazifedir.
Unutulmamalıdır ki tam bağımsızlığın yolu, ithal lüks tüketimle örülen sahte rüyalardan uyanıp, yerli üretim seferberliğine sarılmaktan geçer. Çarklar ancak ve ancak üreten ellerin azmiyle dönmeye devam edecektir.







