--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayata sokulmayan din anlayışı

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
9

Hayata sokulmayan din anlayışı

YAŞAR DEĞİRMENCİ 

Camiinin dört duvarı arasına hapsedilen, hayat tarzımıza karıştırılmayan, belli gün ve gecelerde hatırlanan, Batı’nın kilise anlayışını yerleştiren din anlayışının İslâm ile alakası yoktur. Bu anlayış da bizi sekülerizme, laisizme götürür. İstenen de bu!

Bizler; müminler ve Müslümanlar olarak her hâl ve şartta dinimizi yaşamaya çalışan insanlarız. Bulunduğumuz çevreye uyan değil, bulunduğumuz her kesimi İslâm’a dâvet etmekle mükellefiz ve mesulüz/sorumluyuz. Genel değerlendirme yapalım.

Siyaset kavramı bugün, bazı metinlerde şöyle açıklanıyor:


“Birden fazla kişiyi etkileyen kararlar almak ve uygulamak siyasetin temelidir. Hükümet etme sanatı olarak da tanımlanır; kamu otoritesinin, genel kurallar çerçevesinde (özellikle kamu hukuku ve toplumsal değerler doğrultusunda) yönetimi sağlama sürecidir. Siyaset, yalnızca devletle ilgili değil, aynı zamanda toplumsal hayatın her alanında görülebilir.”


Kişinin Müslümanlığı, inanmak, bilmek ve yapmakla gerçekleşir. İslam’a iman eden, dini doğruca öğrenen Müslümanların fert, aile, cemiyet ve bütün insanlığa yönelik ilâhî emirlere uygun yaşaması (yapmak) farzdır. Bu farz, imkanlar çerçevesinde yerine getirilir, Allah Teâlâ kulunu, gücünün yetmediği bir şey ile yükümlü kılmaz, imkanlar daraldığında hikmete riayet edilerek genişletilir.


Laik sistemlerin ilkesi dini, devlet ve siyasetten ayırmaktır.

Vahiy ve din, İslam’ı diğer sosyal kurumlardan (ilim, siyaset ve ekonomiden) ayırma ve dinin bunlara müdahalesini önleme hüküm ve talimatını getirmemiştir. Tam aksine temel kaynaklarda, ferdi ve cemiyeti ilgilendiren hemen her şey hakkında ya doğrudan ya dolaylı olarak emir, tavsiye, bilgilendirme, yol gösterme vardır.


Kur’an-ı Kerim ve Sünnet kaynakları ile asırlar boyu sahabe, tâbiûn ve diğer nesillerin icmaı ile sabittir ki, İslam’a göre düşünce, duygu ve düzen sahalarında insan kendi kendine yeterli değildir, onun bir ışığa ve irşada ihtiyacı vardır; bu ışık vahiydir, vahiy sayesinde insan diğer yeteneklerini fıtrat ve amaca uygun olarak kullanabilecektir, rotasını hedeften saptırmayacaktır, içtihat ve icma da bu çerçeve içinde gerçekleşecektir. Kitap ve Sünnet ki birincisi yalnızca Kur’an-ı Kerim’dir, ikincisi ise Hz. Peygamberin, âdet olmayan, dini tamamlayan sözleri ve uygulamalarıdır. İlmin kesin verileri ile çatışmaz, çelişmez; böyle bir görüntü varsa ya nakil sahih değildir ya anlama yanlıştır yahut da ilmin verisi kesin ve doğru değildir. Çözüm dini; sosyal hayattan, siyaset ve ekonomiden ayırmak, dinin bu sahalara müdahalesini önlemek değildir, çözüm çatışma görüntüsünü yukarıdaki şıklarda arayarak gidermektir. Dinin irşadını ahkâm ve talimatını, akıl ve bilim ile ortak olan, bunların da yetkili oldukları sahada, aklı ve ilmi kullanıp test etmektir. Aklın ve ilmin ulaşamadığı sahalarda ise doğruyu, faydalıyı, iyi ve adili bulmada dini yegâne rehber olarak kullanmaktır.


Dinin toplum içindeki fonksiyonunu yalnızca ahlak, tezkiye ve denetlemeye hasretmek İslam’a göre değildir. Ayrıca böyle bir anlayış Batılı manada laikliğe de gerçek manada İslam’a da ters düştüğü için kimseyi memnun etmeyecek, taraftar bulamayacaktır.

İslam’ın diğer inanç mensuplarına din ve vicdan düşünce ve beyan hürriyeti verdiği, kendi aralarındaki ve daha ziyade hususi hukuk alanına giren ihtilafları kendi din ve inançlarına göre çözme imkânı bahşettiği bilinen bir gerçektir. Ancak bu, Batılı manada bir çoğulculuk olarak yorumlanamaz. İslam’ın (varsa) çoğulculuğu yukarıdaki satırlarda açıklandığı manadadır. İslam Devletinde ve toplumunda üstün topluluk (hayırlı ümmet) Müslümanlardır, hak din İslam’dır, hedef zorlamadan dinleyenlerin Müslüman olmalarını (hidayete ermelerini) sağlamaktır. Toplum ve eğitim düzeni; Müslüman çocuklarının dinden uzaklaşmalarını, başka din ve inançlara girmelerini sağlayacak şekilde değil, Müslümanların dinî hayatlarını koruyup geliştirecek ve başkalarını da (zorlamadan) İslam’a kazandıracak şekilde kurulacaktır. Bu amaç da dine, ahlaka, hukuka, ekonomiye, siyasete, vs. ait düzenlerin/düzenlemelerin birbirinden, su geçirmez kaplar gibi ayrılmasına engeldir. Müslümanların başka bir hukuk sistemi seçme hakkı da yoktur.


Hasılı İslam dini ilme, ekonomiye, yönetime yön verir, bunları yönlendirir, iyiden, doğrudan, faydalıdan ve adaletten sapmalarını engeller, ancak bu fonksiyonu yerine getirirken teokrasiye, baskıya, istismara sebebiyet vermez; usulüne göre meşruiyet tanıma, serbest (mubah) saha, ehliyet, emanet, adâlet, maslahat, zaruret, ilahi vekalet, içtihat, icmâ ilke ve usulleriyle dengeyi sağlar tıkanmayı önler.

Yorumlar

(9)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mahmut güneş

31 Ocak 2026 02:41

Sizin şu geçenlerde paylaştığınız modern çağın ebu cehilleri yazısı bende cuk diye oturuyor bazı şeylere Böyle yazıların devamını bekleriz İnananların yüz akı akit! Çizgisinde taviz vermeden yola devam inşeallah

Fevzi çakmak

30 Ocak 2026 19:46

Hikmet ne yapsın müslümanlar Hac farz satılmış işbirlikçi yöneticiler yüzünden hacca gitmesinmi,,,bu arada Hac farz

Kanber

30 Ocak 2026 15:56

Selamlar Allah razı olsun hocam yine bizi aydınlattınız

bir

30 Ocak 2026 15:13

Hikmet Yılmaz gibi düşünüyor idim ama Hac' dan evvel Umreden, evvel Kudüs Mescidi Aksa ziyaret ediliyor imiş bırakıldı sonra itrail ortada

Nedim

30 Ocak 2026 13:42

Muhammed as merkezdeki kendilerini İbrahim as ce İsmail as 'a nispet eden kendilerini Müslüman gören merkezlere la ilahe illallah a davet edince onlar da cevaben sa'd 5 ayetinde geçen ifadelerinde ki," çok tuhaf ilahlar i tek mi yapmak istiyor " ile yaratıcı rizik verici olarak kabul ettikleri Allah cc in hayatın bütününe müdahil olmasına itiraz edip Allah cc isim ve sıfatlarını esmai husnasinn kendilerine putlarina kurumlarına verdikleri hakların da Allah cc hakki olduğunu söyleyen Resulullaha itiraz ettikleri biliniyordu. Yani ateist değillerdi fakat Allah cc in mesela hakim sıfatı ile yegane yasama ve yargı yapmasına itiraz ediyorlardı. ÇÜNKÜ YARATICI OLAN ALLAH CC ADİL OLDUĞUNU VE HÜKÜMLERİNDE ÇELİŞKİ OLMADIĞINI BİLİYORLARDI. AMA BU ADALET HESAPLARINIA GELMİYORDU. NE YAZIK Kİ OSMANLI SONRASI İSLAM DÜNYASINDA EMPERYALİST SİSTEMLERE VE HAYAT TARZLARINA GEÇİNCE ALLAHA AİT ESMAİ HUSNA NIN BIR KISMI BAŞTA YASAMA VE YARGININ KİŞİLERE VE KURUMLARA VERİLMESİ İLE DÜNYA İSLAM ÖNCESİ ZULME ADELETSIZLIGE FUHSUATLARA DÖNÜLDÜ. CARE TABİKİ İMAM MALİK RAHİMULLAHİN DEDİĞİ GİBİ, "ILK KAVMİ NE KURTARDIYSA SON KAVMİ DE O KURTARACAKTIR " SÖZÜDÜR. ALLAH CC IN KAİNATTAKİ MUAZZAM SİSTEMİ NIN BENZERİNİ YERYÜZÜNDE DE TESİS EDEN KURAN VE PEYGAMBER İNİN SÜNNETİDIR

Osman TOKLU

30 Ocak 2026 12:43

yorum yazanlar yazılanı anlamadığınız belli oluyor yada anlamamak için okuduğunuz için anlamıyorsunuz buda zihin kodlarınızı kontrol etmeniz gerektiğini gösteriyor. Ben teşhisi koydum uyup uymamak sizin özğürlüğünüz.

Yargi

30 Ocak 2026 11:50

Yav siz dini ipotek altinami aldınız. 

Hikmet Yılmaz

30 Ocak 2026 10:52

Mekke ve Medine'ki cami imamlarından tek bir tanesinden İSRAİL'İ KINAYAN söz duydunuz mu ? ABD'YE TRİLYON DOLAR sakal parası ödeyen Suud'ların gerçek yüzlerini görüp Umre ve Hac yapacak Müslüman kardeşlerimize yazıklar olsun. .

ahmet

30 Ocak 2026 09:39

Bu konuyu Afganistan da olan biteni de yorumlayarak biraz daha açın bakalım, neye dayanarak neyi referans alarak konuya ne kadar hakim olarak yazıyorsunuz anlamaya çalışalım

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle