--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cemaatler FETÖ’leşmesin!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

Cemaatler FETÖ’leşmesin!

Yaşar Değirmenci

Yaptıklarınızı dini ölçülerle değerlendirin kendi ölçülerinizle değil!

Son yaşanan olaylar gündeme oturuyor. Gündeme uyma yerine gündemi belirleyen bir Peygamberin ümmeti olmamıza rağmen dindar olma özelliğiyle tanınan bütün cemaatlerin, “Elhamdülillah Müslümanım” diyenlerin “Allah ve Resulünün ölçülerine uyması” gerekiyor. O dini ölçüleri bırakıp kendileri ölçü koyunca başlarındaki liderlerini putlaştırınca (hatasız görme, emirlerine “mutlak itaat” anlayışını yerleştirince) sapıklık ve sapkınlık başlıyor. Mahfuz ve masum olan yalnız Peygamberlerdir. Bu hususta Peygamberlerin yaptıkları hataların (zellelerin) bizzat Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerle düzeltilmesini ve o Dua Ayetlerini unutmayalım okuyalım. Amel edelim. Âdem aleyhisselamın: “Rabbena zalemna enfüsena…”, Eyüp aleyhisselamın: “Rabbi ennî messeniyeddurru…”, Yunus ayeyhissalamın: “Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke…”

15 Temmuz “Asırlık Gece” dizisinin ilham aldığı “Asırlık Gece” kitabının yazarı Doç. Dr. Hüseyin Aydın’ın FETÖ’cülerin ruh hâline dâir tesbitlerini nakletmekte fayda görüyorum.

FETÖ’nün İsrail ile bilinen dirsek temaslarını, ortaya çıkan iş birliklerini, elebaşlarının Tel Aviv’e düşen füzelere üzülmesini ve “Güneydeki Ülke” hassasiyetlerini bir kenara bırakalım. Asıl dinden beslenen “terör devleti” ile dinî yapı görünümlü “terör örgütü” arasındaki bağı, mazlumların kanlarını dökme biçimleri ortaya çıkarıyor aslında. Yapılanları görünce/bilince “Nasıl bu kadar acımasız, bu kadar vahşi olabildiler?” sorusunu soruyorsunuz ister istemez. On yıl geçmiş olmasına rağmen bu sorunun hâlâ böylesine taze bir öfkeyle sorulması; toplum olarak FETÖ gerçeği unutulduğunda/unutturulduğunda 15 Temmuz gecesi yaşanan vahşetin hafife alındığını dahası örgütün kodlarının hâlâ anlamlandırılamadığını gösteriyor. Belgesel üzerinden madde madde gidelim…

*Sokak aralarında sivilleri sırtlarından vurdular. Elini kaldıran, kendilerine iyi niyetle yaklaşan, “Evladım, ben senin annen yaşındayım.” diyen elinde silah olmayan insanlara hedef gözeterek ateş açtılar. *Yaralıların taşınmasına izin vermediler. MOBESE kayıtlarına da yansıdığı gibi, köprü üzerinde kan kaybından can vermesini seyrettiler ve yardım etmek isteyenleri yaklaştırmadılar. *Belgelerden ve mahkeme kayıtlarından anlaşılıyor ki FETÖ’cüler hava kuvvetlerini tam olarak ele geçirebilselerdi o gece onlarca şehrin meydanını bombalayacaklardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı teslim almak için gerekirse toplu katliama girişeceklerdi. *En çarpıcısı da şu: Öldürme emrini sorgulayan, tereddüt eden veya reddeden FETÖ’cü asker yoktu. Sivillerin üzerine ateş açanlar da emirleri sorgusuz sualsiz yerine getirdi. *Suçüstü yakalanmalarına ve cinayetleri ortada olmasına rağmen örgütlerini korumaya devam ettiler. Canlarından, ailelerinden, kariyerlerinden ve vatanlarından vazgeçip yalnızca örgütsel aidiyetlerini düşündüler. Tablo çok net değil mi? Başlıklarla özetleyelim.

Mankurtlaşma: FETÖ’cü askerler, akıl ve iradelerini tümüyle örgüte teslim etmişlerdi.

Kibir: Cumhurbaşkanı’na yönelik suikast timindeki Kuleli Askerî Lisesinin FETÖ’cü komutanının söylemleri, güç zehirlenmesinin yansımalarıydı. Pişkinlik: Suikast timini yönetenler, kamera kayıtlarına ve geçmiş bağlantılarına rağmen mahkemede, “Ben örgüt mensubu değilim, ihtilalciyim.” deme rahatlığını sergiledi. Merhametsizlik: Bazı sanıklar, duruşma koridorlarında şehit ailelerine hakaret ederek katliamlarıyla övünerek ne kadar taş kalpli olduklarını gösterdiler. Ya şimdi…

FETÖ’cülerin, İslam’ın ve tüm evrensel insanlık değerlerinin dışında bir anlayışa sahip olmaları zaman zaman konuşuldu. Çünkü itaati sorgulamayı günah sayan, “abilerin” talimatını vahiy gibi gören, kendisini devletin ve dinin üzerinde konumlandıran bir “inanç mühendisliği” bu! 

Defalarca izlediğimiz, bildiğimiz âdeta belgesel gibi olan olaylarda yaşananlar: 

Köprü üzerinde yaralı taşırken vurulana, kan kaybederken ambulansa götürülmesine dahi izin vermeyen hain askerlerin görüntülerini izlerken bile kendimizi kaybeder hâle geliyoruz. O sırada birçoğumuzun ağzından aynı cümle çıktı: “Tıpkı İsrail askerleri gibi…” Ölüye ve ağır yaralıya dahi acımayacak kadar vahşiliği dünyada en açık biçimde sergileyenler İsrail askerleri değil mi? Siyonist askerlerin yaptıkları vahşet dehşet hafızalarımıza kazındı. Çocuklara, sivillere ve yaralılara merhamet göstermeyen ve kendilerinden olmayan herkesi öldürmekte bir an bile tereddüt etmeyen Siyonistler; topluluklarını “dokunulmaz” görüyor, Yaradan’ın tarafından seçildiklerine inanıyor, bu yüzden hesap vermeyeceklerini düşünüyor ve menzile giden yolda her şeyi mübah sayıyorlar.

İşte FETÖ’cü hainler de Gazzelilere ölüm yağdıran Siyonistler gibi, 15 Temmuz gecesi “üstünlük” ve “dinî meşruiyet” zırhına bürünmüşlerdi. Fakat FETÖ’cüleri Siyonistlerden daha ileri bir noktaya taşıyan bir durum var: İsrail, tarihsel olarak düşman kabul ettiği Filistinlileri aleni bir din savaşıyla katlediyor. FETÖ’cüler ise içinden çıktıkları halka savaş açtılar, havasını teneffüs ettikleri vatana ihanet ettiler ve aynı kıbleye yöneldikleri dindaşlarını öldürdüler. Asıl tahammül edemediğimiz de bu! Âyette geçen “Ülâike hüm şerrül beriyye” (İşte onlar yaratılmışların en şerlisi/en kötüsü olurlar.)

Dini cemaat veya dindar olarak bilinenlerin bu kadar Yahudileşme’lerini (hem benzeşmeleri hem de aralarındaki “farkı”) ortaya koymak gerekiyor. Karşımızdaki bu güruh; Siyonistler kadar acımasız ve onlardan daha fanatikti. Öyle olmasa, darbeci pilot, Ankara’da Polis Özel Harekât Başkanlığını bombalayıp, meslektaşlarını şehit etmezdi. Bu aziz vatanı ne tür bir yapının elinden kurtardığımızı ve aslında nasıl bir cendereden çıktığımızı idrak etmemiz gerekiyor. Bütün bunları bilmeyen yokken “hedefe ulaşmakta her yol mübah” hareketi, aldıkları emri “dinin emir ve yasakları”ndan üstün tutma anlayışı, Dinimize dayalı kutsiyet idrakinin yerini alan FETÖ’nun koyduğu; sözler, konuşmalar, dersler, tâlimatlar, vs. bu güruhu sapıklıktan/sapkınlıktan kurtarır mı? Her yapılan din adına din düşmanlığı. Her yapılanda “hikmet” aramak şifa bulmaz hastalığının bu millete-ümmete-insanlığa sunulması yaşandı yaşatıldı. Bu öylesine bir virüs ki girdiği maddi/manevi bünyeyi çürütüyor, “meyyiti müteharrik” hâline getiriyor.  Çâre: Bu yapının kırılması bitirilmesi!

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle