Bugün Türk gençliği meselesizdir! “Gençliğini ihmal eden geleceğini imha eder!”
Uzun yıllardır âdeta öç alırcasına kayıtsız kaldığımız, ya da tahrip eylediğimiz dilimizi, dinimizi, tarih, sanat, görenek ve geleneklerimizi, gelecek zamanların kurtarıcılığının müjdesi, temeli olan çocuklarımızın fikrî ve ruhî yapılarına yerleştirmeliyiz. Ki kendi kendinden soğutulan ve soğutulduğu için de büyük ölçüde yabancı ideolojilerin hizmetine giren, Batı uşaklığına koşan gençlik, millî vicdanına dönsün. Mâzisini bilsin.
Bugün Türk gençliği meselesizdir. Onu bir dâvâ sâhibi kılmak ve başını kendi millî cevherinin üstüne eğmesini sağlayacak zemini hazırlamak, boynumuzun borcudur.
Gençlik masumdur. Onu başıboş ve her türlü koruyucu idrâk ve heyecandan mahrum bırakanlar biziz, suçlu ve mesul olan da gene biziz.
Üç dönemi yaşamış Osmanlı tarihiyle beraber Cumhuriyet tarihini çok iyi bilen merhume Sâmiha Ayverdi Hanımefendi bunları yazarken bugünü anlatıyor zannedersiniz. Değerli entelektüelimiz Yusuf Kaplan hocamız “Gençliğini ihmal eden geleceğini imha eder!” sözünü her gençlik meselesinde boşuna mı söyler?
Gençliğe hukuki, ideolojik bakışın dar geleceğini, derinlemesine psikolojik bir bakış gerektiğini anlatmaya çalışmak şarttır. Gençlik toplumun umududur, geleceğidir, kıymetidir. Bu kıymeti görmek ve onu korumak hepimizin mesuliyeti. Gençliği bekleyen tehditler ve tuzaklar da büyük. Uyuşturucu çeteleri, ideoloji cambazları, batıl inançların “yalancı peygamberleri”, terör şebekeleri... Hepsi de gözünü gençliğe diker. Bundan dolayı gençlerimize “göz kulak” olmak mesuliyetimiz var. Onları tanımalıyız, yönelimlerini bilmeliyiz, sorunlarını görmeliyiz, güzelliklerini ve umutlarını paylaşmalıyız. Bunun yolu da onlarla ilgili araştırmalar yapmaktır, onlar üzerine düşünmektir, onları konuşmaktır. Uzun süredir bir deizm tartışması sürüyor. Muhafazakârlar panik içinde. Ancak yine de bu tehditlerle umutsuzluktan uzak durmalıyız. Gerçeklerin üzerine araştırarak, düşünerek ve çözümler üreterek gitmeliyiz.
“Ed-din” bir hakikattir. Bu hakikat, ona teslim olan bir Müslüman için, bütün nesiller için geçerlidir. İçinde yaşadığımız dünyanın değişken, kaotik ve belirsiz akışı içinde bu sabitemiz ile ilişkimizi sürdürdüğümüz zaman nesiller/kuşaklar arası iletişimimiz de sürer.
Ancak bunun dili, üslubu ve meşrebinin “zamanın rubuna” hitap etmesi ya da “asrın idrakine söyletilmesi” zorunludur.
“Bizim zamanımızda gençler ne kadar edepli, ahlaklıydı, çalışkan ve kadirşinastı oysa şimdikiler…” diye başlayan sözleri hep duyuyoruz. Gençliğimiz sırasında yetişkin olanlar da bizim hakkımızda böyle diyorlardı, onlara da onların büyükleri. Nesiller değişse de gençlere tavrımız değişmiyor. Gençlik dönemini bilmiyor, gençleri anlamıyoruz.
Genci birçok zorlu sınav beklemektedir. Hangi mesleği edinecek, duygusal hayatını yoluna koymak, bir dünya görüşü, bir kimlik oluşturmak için ne yapacak, kimlerle nasıl bir sosyal çevrede bulunacak? Tüm bu sorulara cevap vermek zorundayız.
İnternet teknolojilerinin, oyunlarının, sosyal medyanın kucağında büyüyen günümüz gençlerinin kimlik edinme zorlukları kat be kat arttı. Aileden, akrabadan, okuldan, arkadaş çevresinden sonra günümüzde dünyanın her yerinden sunulan çok çeşitli değer önerileri geliyor gencin zihnine. Bunların içinden sağlam bir kimlik duygusu için en uygun olanları seçip içselleştirmek zorunda. Gençlerin; en güçlü, en enerjik, yeteneklerinin değerlendirilme devresi. Gençlerimiz; tecrübesizliğin, ne yapacağını bilememenin, enerjisinden faydalanmak için musallat olanlarla uğraşmanın, çok zor görev yükünün altında. İlgilenilmediği takdirde o güç ve enerji boş yere akar gider.
Gençleri asla küçümsememeli, küçük düşürmemeli, güçlerini, değerlerini ve kişiliklerini basite almamalı, tehdit etmemeli, iyi örnek olmalıyız. Evet, gençler için yapılabilecek en olumlu davranış, iyi örnek olmaktır. Gençlerin sonunda onlara örnek olan yetişkinlere benzedikleri, bu dünyadaki insani boyutun hiç değişmemesinden belli değil mi?
Sadece gençlerimiz değil hepimiz bir yanda modernlik diğer yanda kültürel ve dini değerlerin arasında yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Elbette problemler olacak. Önemli olan, bu problemleri nasıl ele aldığımız, nasıl baş etmeye çalıştığımız. Günümüzde bu problemlere bir de teknomedyatik dünyada yaşamanın gençler üzerindeki olumsuz etkileri eklendi. Sabırlı, umutlu, iyi niyetli olmalı; çocuklarımıza ve gençlerimize ne yapmak istediğimizi anlatmalı, onları da tartışmanın içine katabilmeliyiz. Burası bizim ülkemiz ve sağlıklı, iyi eğitimli nesiller yetiştirmeye mecburuz. Eğitim meselesi milli mesele. Siyasetler-üstü. İktidarı ile muhalefetiyle “Önce Türkiye! Önce devlet-millet el ele! Ezan susmayacak, bayrak inmeyecek, vatan bölünmeyecek!” duyguları hiç kaybedilmeyecek İnşallah… Asla bıkmamalı, yılmamalı, “tamam oldu” dememeliyiz. Sorunlarını elbirliğiyle çözmeye çalışan, herkesin samimiyetle açık yüreklilikle görüşlerini ortaya koyduğu, millî ve manevi değerlerine sahip bir gençlik meselemiz.
(Devam edeceğim İnşallah…)







