--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hasta toplumun şifası Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdir! (2)

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

“Haramlar kalpleri kararttı, ayetler işlemez hale geldi”

Toplumdaki ahlaki erozyonun manevi boyutun ihmalinden kaynaklandığı yaşananlara rağmen gözden uzak tutuluyor. 

Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ın ayetleri okunduğu zaman inananların kalpleri titrer” ifadesini düşünelim. Bugün toplum öyle bir kötü hale gelmiş ki; işlenen günahlar, haramlar, kumarlar, faizler insanların kalbinin önünü kapatmış ve leke oluşturmuş. Haramlar kalpleri kararttı, ayetler işlemez hale geldi. Maalesef artık o ayetler kalplere işlemez hale gelmiş. Halbuki toplumsal reçete üç kavramla özetlenebilir: İlim (doğruyu bilmek), Amel (bildiğini hayatına aktarmak) ve İhlas (her şeyi samimiyetle ve sadece Allah rızası için yapmak). İslam insanlığa öfkeyle korku salmayı değil, örnek olmayı teşvik eder. Uğradığımız bir haksızlık ve zulüm karşısında olsa bile öfke hâlimiz; davamız, mücadelemiz, kavgamız varsa, bunun bir de ahlakı vardır. Biz güzel şekilde mücadele etmek zorundayız. Sözün güzelini, öğüdün hikmetli olanını kullanmalıyız. 

İnsanlara hakaret edemeyiz, aşağılayamayız, tecessüs edip, özel yaşantılarını araştıramayız, gizli kayıtlar yapamayız. Tüm bunlar bize yapılsa bile, biz bunları yapamayız. Biz, insan olmanın onurunu, Müslüman olmanın sorumluluğunu taşıyorsak eğer, savaşta hukuka, kavgada ahlaka uymak zorundayız. 

Bizi güçlü kılan şey, öfke haliyle kavgada da insan kalabilmemizdir. Adil, ahlaklı, namuslu ve affedici olabilmemizdir. Çünkü biz Müslümanız. Amcası parçalanarak öldürülen peygambere yapılan tavsiyeye bakın! “Onlar gibi vahşi olma, aşırı karşılık verme.” En dikkat çekici olanı; sabret, yani intikam alma, affet. Ve Peygamberimiz de Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi affetmiş. Bir din ancak bu kadar güzel, bu kadar insani olabilir.

Peygamberimize inen ayetler ise, insanlığın en yüksek erdemli davranışını işaret eder.

“(Ey Muhammed), Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele yap…”


“İman edenler, bilerek işlenen büyük günahlardan, meşrû olmayan şehevî fiillerden, gayri meşrû ilişkilerden, zinadan ve hayâsızlıktan, cimrilikten, haddi aşmaktan ve ahlâksızlıktan kaçınanlardır. Öfkelendikleri zaman kusurları bağışlayanlardır.” 

Ahlakın siyaseti ve siyasetin ahlakı

Ahlak ve siyaset arasındaki ilişki temelde iki şekilde ortaya çıkıyor. Ahlakın siyaseti ve siyasetin ahlakı. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki ahlakın en az görünürlük kazandığı alanların başında da siyaset geliyor. “Fıtrat ahlakının” tarih içindeki tezahürleri iyi ve doğru olanı merkeze alan yaklaşımdır. Erdemli ve saygın olanı ifade edendir. Burada iyi, doğru, saygınlık ve erdem ilkeleri ahlakın özüdür. Yani değişmeyen, öz olan ve evrensel olan özelliklerin hepsi ahlak kapsamındadır. Aile, siyaset, ticaret ve ilim gibi kurumların dayandığı temel iyilik ve erdemlilik ilkesi “fıtrat” ve vahiy ayetleri ile ortaya konulmaktadır. 

Öfkeyi büsbütün yok etmek imkânsız ve fıtrata aykırıdır.

Esas olan, öfkeyi egonun emrinden çıkarıp; aklın, vicdanın, adaletin ve hilmin denetimine sunabilmektir.

Öfkenin İslam ahlakındaki yeri iki temelde tefrik edilmelidir:


Öfkenin bastırılması gereken alanlar: Kişisel hırslar, ego çatışmaları, gurur meseleleri, aile içi önemsiz tartışmalar, sosyal mecralardaki polemikler ve gündelik yaşamın stresiyle tetiklenen durumlardır. Bu alanlarda öfkelenmek cehil patlamasıdır ve dizginlenmelidir.

Öfkenin onurlu bir duruşa dönüştürülmesi gereken alanlar: Adaletsizlik, sistematik zulüm, kul hakkı gaspları, mazlumların ezilmesi ve mukaddes değerlere yönelik tecavüzlerdir. Burada öfke kişisel nefret değil; adaletin tecellisi için sergilenen meşru bir tepki ve haksızlığa karşı duruş biçimidir. Nefsi olmadan yapılmalıdır.

Netice olarak; öfkeyi büsbütün yok etmek imkânsız ve fıtrata aykırıdır. Esas olan, öfkeyi egonun emrinden çıkarıp; aklın, vicdanın, adaletin ve hilmin denetimine sunabilmektir. Şahsi meselelerde ve gündelik gerilimlerde müsamaha, af ve hilm ilkesi; adalet, masumiyet ve kutsallar söz konusu olduğunda ise hukuk çerçevesinde kararlı bir duruş sergilenmelidir. Şiddetten arınmış bir yaşamın yegâne yolu; Allah’ın El-Halîm isminden ilham alarak hilm ahlakını hayatın her alanında ihya etmekten geçmektedir. Öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki ne akıl izah edebiliyor ne de vicdan kabullenebiliyor. İnsanlar artık yaptıkları işi, ürettiklerini değil; kendilerini sergiliyor ve görünür olmayı tercih ediyor. Gösteriş yerini teşhire, paylaşım ise yerini yavaş yavaş nefsi tatmine bırakıyor. Artık insanlar yaşamak için paylaşmıyor; paylaşabilmek için yaşamaya başlıyor. Hayat, ekranın kadrajına sığdığı kadar anlamlı kabul ediliyor. Haddini aşan her şeyin zıddına inkılâp etmesi, tam da burada kendini gösteriyor. Modernizm insana önce imkânlar veriyor, sonra o imkânın dilini öğretiyor. Ardından o dili karakter hâline getiriyor. Fark edilmeden mahremiyet geri çekiliyor ve gösteri öne çıkıyor. Zaruret diye başlayan birçok şey zamanla alışkanlığa, alışkanlık ise kimliğe dönüşüyor. İşte asıl kırılma da burada yaşanıyor. Modern dünyanın en büyük aldatmacalarından biri, görünür olmayı değerli olmakla eş tutmasıdır. Bugün birçok insan; yaptığı işten çok, nasıl göründüğüyle ilgileniyor. Beğeni sayıları, takipçi miktarı ve dijital alkışlar; karakterin, edebin ve vakarın önüne geçmeye başladı. Bu hastalık; yalnızca seküler çevreleri değil, maalesef muhafazakâr kesimi de kuşatmış durumda. Artık ciddî bir öz eleştiri ihtiyacı var.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle