Uzatılan eli ısırmak
Zahide Güçlü, TUSAŞ’ta başmühendis idi. Biricik kız evladı kanser hastalığını henüz yenmiş ve yakın zamanda yuvasına dönebilmişti. Bu sebeple kanser hastası olan çocuklara destek olan bir hayırseverdi. Evlilik yıl dönümünde eşinin göndermiş olduğu çiçeği almak üzere nizamiyeye gittiği esnada şehit düştü.
Kahramankazan’da taksicilik yapan Murat Arslan ise, ekmeğinin derdinde olan bir Anadolu insanı. Çevresinde sevilen ve kimseye zararı olmayan biri. Üç çocuğu vardı. Namerde muhtaç olmamak için geceyi gündüze katarak taksicilik yapıyordu. Terör, onu da sevdiklerinden kopardı.
TUSAŞ’taki hain saldırıda Hakk’a yürüyen diğer şehitlerimizin hikâyeleri nasıldır, kim bilir?
Terör, yıllar boyu sürdürdüğü eylemlerle geride nice acılı insan bıraktı. Beşikteki bebesini göremeden hudut savunmasında şehid düşen güvenlik güçlerinden kalan hatıralar insanın yüreğini sızlatıyor.
Benzer dramlar yaşanmasın diye güvenlik politikalarının yanında başka arayışlar da devletin yıllarca gündeminde oldu. Samimiyetle üretilen makul çözüm arayışları maalesef yeterli karşılık bulamadı.
“Açılım Süreci” diye bilinen ve ülkemizdeki “Akil Adamlar”ın hareketiyle devreye sokulmak istenen çözüm arayışları da sonuç vermedi. PKK ve meclisteki siyasi uzantılarının ardındaki dış güçler buna köstek oldu. PKK, ipini elinde tutan ağababaları tarafından şiddetle uyarıldı ve silah bırakmaları engellendi. Yetmedi Suriye’de Rojava dedikleri bölgede kurdukları hakimiyeti Türkiye’ye taşıma hayali “çukur eylemleri” olarak yedi şehirde büyük yıkımlara yol açtı.
Çukur eylemleri ülkeye ağır bedeller ödetti. Ödetmesine ödetti ama bölge insanımızın PKK vahşetini bir kez daha net bir şekilde görmesini de sağladı.
Terör mağduru vatandaşlarımızın konutlarının yeniden yapılması sürecinde görev almış biri olarak, terör örgütünün vatandaşlar üzerinde ne denli korku saldığını bizzat gözlem yapma imkânım olmuştu. Ne tarihi değer, ne manevi değer, ne insanlık değeri, ne vicdan, ne merhamet… Hiç bir kutsalı yoktu PKK’nın.
Bugün Sayın Devlet Bahçeli aracılığı ile Cumhur İttifakı yeni bir kapı aralamak kararında. Zahide Güçlü’ler, Murat Arslan’lar ve daha niceleri hain terörün mağduru olmasın isteniyor. Diyarbakır annelerinin evlatları dağlarda ölmesin isteniyor.
Sayın Bahçeli; PKK yandaşlarının “serok apo” dedikleri “Abdullah Öcalan, terörün bitmesini sağlayacaksa TBMM’te DEM’lilere hitap etmesinin yolu açılabilir” diyor. Terör örgütü liderinin bunu yapması durumunda “umut hakkı” konusunun (AİHM’in 2014 yılı Mart ayında aldığı karar) değerlendirilebileceğine işaret ediyor. Bu yaklaşımın Türk siyasetinde milliyetperverliği tartışma götürmeyen Sayın Bahçeli tarafından sergilenmesi son derece önemli ve anlamlı. O sebeple içerde ve dışarda şok etkisi oluşturdu.
“Uzatılan ele yaklaşım nasıl olacak?” derken TUSAŞ’a yönelik hain PKK saldırısı gerçekleşti. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerim şöyle;
- Sayın Bahçeli son zamanların en stratejik politik duruşunu gösterdi. Bu siyasi duruş PKK içinde olduğu kadar onun ipini elinde tutan başta ABD olmak üzere PKK/PYD’ye destek veren diğer koalisyon ortaklarının da ciddi anlamda kafasını karıştırdı. İşlerin kontrolden çıkma riskini gördüler. Kandil’den şurdan burdan tuhaf tuhaf açıklamalar bunu gösteriyor.
- Türkiye, devlet olarak bir kez daha samimi bir duruş gösterdi. El uzattı, kapıyı araladı. Hemen akabinde PKK’nın panik halinde terör eylemine soyunması, çözüm arayışı gibi bir derdinin olmadığını gösteriyor. Terör eyleminin aynı zamanda PKK’nın ipini elinde tutanlarının tavrı olduğu da görülmeli.
- DEM; demokratik bir parti olduğu iddiasında samimi ise, bu duruşa karşı amasız/fakatsız müspet bir adım atmak zorunda. Aksi halde PKK uzantısı oldukları iddiası daha kuvvetli bir kabul görecek.
- Abdullah Öcalan; “PKK’yı kapattım, terör eylemlerini sonlandırmanızı istiyorum” demiş olsa dahi, Kandil’in bunu dinlemeyeceği bilinmiyor mu? Bence herkes biliyor. Sayın Bahçeli’nin de böyle düşündüğünü tahmin ediyorum. Devletin üst yönetimi de muhtemeldir ki böyle düşünüyor. Zira Kandil kendi iradesiyle karar alacak bir örgüt değil. Bölgede hesabı olan milletler koalisyonu tarafından yönetilen bir yapı. Elbette büyük patron belli. Yine de Türkiye bir kez daha el uzatıyor. Şayet uzatılan elin kıymeti anlaşılırsa bölge ve coğrafyamızın tüm sakinleri açısından hayırlı gelişmeler başlayacak. Ortadoğu’ya kumpas kuran, kaostan geçinen küresel güçlerin hesapları alt üst olacak. PKK/PYD’nin kandırmış olduğu gençler ABD’nin ve Siyonizm’in aparatı olma talihsizliğini yaşamayacak. İslam’a büyük hizmetleri olan Kürt kardeşlerimiz İsrail’in “arz-ı mevud”u peşinden değil Kudüs Fatihi Selahattin Eyyubi’nin yolundan gitmiştir her daim. Uzatılan el havada kalacak olursa, jeopolitik savrulmaların yaşandığı şu günlerde PKK’nın dış güçlerin maşası olduğunu kamuoyu bir kez daha görmüş olacak.
Türkiye bölgedeki tehdit alanlarında masaya bir gün yumruğu vurmak zorunda kalırsa kimseye kullanacak bahane kalmasın.







