ABD seçimlerinin İsrail’e yansıması
ABD’de 3 Kasım’da yapılan, Temsilciler Meclisi’nin tamamını ve Senato’nun üçte birini belirleyen ara seçimlerin sonuçlarının tüm dünyada heyecana sebep olduğu görülüyor. Çünkü gördüğümüz kadarıyla zulmün ve vahşetin ete kemiğe bürünmüş hali olan siyonist işgale destek veren bir yönetimin kitlesel desteği kaybetmesi vicdan sahibi herkesi heyecanlandırıyor.
Seçim, Trump’ın ikinci dönemine dair bir referanduma dönüştü. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu ele geçirdi.
Bu, Trump yönetiminin kalan iki yıllık döneminin “topal ördek” olarak geçeceği anlamına geliyor. Ocak ayından itibaren Kongre bütçeden savaş yetkilerine kadar her alanda Beyaz Saray’ın önünde bir set olacak. Seçimler Trump’ın onay oranının yüzde 38’e gerilediğini gösterdi. Bu, ABD’de bir başkan için ara seçimlerde görülen en düşük seviyelerden biri.
Ancak sonuç Demokratlar için bir zafer ilanından çok uyarı niteliğinde. Anketlere göre seçmenlerin yüzde 44’ü oyunu Trump’a muhalefet için kullandığını söyledi. Demokrat adaylara oy verenlerin yaklaşık beşte biri Demokrat Parti hakkında da müspet görüşe sahip değil. Sırf Trump’a muhalefetinden bu partiye oy vermiş. Yani sandıktan çıkan, Demokratlara destek değil Trump’a öfkeydi.
Yenilginin sebeplerinin İran savaşı, İsrail’e verilen sınırsız destek ve ekonomik sıkıntılar olduğu açıklamalarda da belirtildi. Bizzat Trump bile kaybın bir kısmını İran savaşına bağladı. Yardımcısı JD Vance ise faturayı açıkça bu savaşa ve ABD-İsrail ilişkilerine kesti.
Bu üç husus birbirinden bağımsız değil. Trump’ın İsrail’le birlikte başlattığı ve dokuzuncu ayına giren savaş, akaryakıt fiyatlarını artırdı, durulmaya başlayan enflasyonu yeniden alevlendirdi. Seçmenlerin yüzde 89’u hayat pahalılığını oy tercihinde belirleyici bir etken olarak gösterdi. Yani Amerikalı seçmen benzin istasyonunda ve market kasasında, siyonist işgalin hatırına başlatılan savaşın bedelini ödediğini hissetti.
İsrail’e desteğe karşı çıkanların artmasının arkasında köklü toplumsal dönüşümler yatıyor. Gazze’deki soykırımı ana akım medyanın süzgecinden değil sosyal medyadan, doğrudan sahadan izleyen bir kuşak yetişti. Gallup’un şubat ayında yayımladığı ankette, ölçümlerin sürdürüldüğü çeyrek asırda ilk kez Amerikalıların Filistinlilere sempatisi İsraillilere sempatisini geçti: yüzde 41’e karşı yüzde 36. Gençlerde bu fark çok daha belirgin; 18-34 yaş grubunda İsraillilere sempati duyanların oranı yüzde 23 ile tarihin en düşük seviyesinde.
Trump’ın yenilgisi işgalci siyonistleri de endişelendirdi. İsrail basını sonuçları İsrail için de ağır bir darbe olarak yorumlarken, Netanyahu’nun muhalifleri onu iki partinin ortak desteğini heba etmekle suçladı.
İsrail’in artık ABD’nin sırtında siyasi, ahlaki ve stratejik bir yük olduğu sıkça dile getiriliyor. Bu tespit doğru; ancak buradan ABD’nin İsrail politikasında hızlı bir kırılma yaşanacağı sonucunu çıkarmak gerçekçi değil. Trump’ın yardımı kesme açıklaması bir seçim taktiğiydi ve henüz hayata geçmedi. Silah satışları, istihbarat paylaşımı, BM’deki veto kalkanı ve her iki partiye nüfuz etmiş İsrail lobisi gibi derin bağlar yerinde duruyor. Kongre’ye taşınan yeni isimler şimdilik bir eğilimi temsil ediyor, bir çoğunluğu değil.
Yine de bu eğilim sürerse İsrail için ağır sonuçlar doğar. On yıllardır ABD’nin askeri, mali ve diplomatik desteğiyle ayakta duran işgal rejiminin, bu destek kesildiğinde kendi ayakları üzerinde durması çok zordur.
Yalnız bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekir. İsrail’in zulmünü ve varlığını sürdürebilmesinde ABD’nin ve Batı’nın desteği kadar, İslam dünyasındaki yönetimlerin ihanetinin de büyük payı var. Soykırım sürerken normalleşme anlaşmalarını askıya almayan, ticareti ve enerji akışını kesmeyen, hava sahalarını ve limanlarını kapatmayan rejimler, İsrail’e en az ABD kadar nefes aldırdı. Amerikan seçmeni İsrail’e verilen desteğin bedelini sorgulamaya başladıysa, İslam âlemindeki yönetimleri bu konuda sorguya çekmek daha önceliklidir.







