Barış’ın eline para trafiği gelmiş, ama yazmamış. Bilin niye?
Bu solcuları anlamak mümkün değil. Ahirete inanmazlar ama dürüstlük taslarlar.
Ahlak kavramını kabul etmezler ama “iyi olma” iddiasına soyunurlar.
Yolsuzluklara karşı çıkıyormuş rolüne yatarlar. Yolsuzluk girdabına batmış mahallelerindekileri görmezler.
Son zamanlarda bir de buna, yolsuzluğu gazete sayfalarında savunma ahlaksızlığı da eklendi.
Tekil örnekler de olsa, fon yolsuzluğuna karışanlardan, “bizim mahalle”den diye, hiç kimseye sahip çıktığımızı gördünüz mü?
Ama Mustafa Sarıgül’e nasıl sahip çıktıklarını; “100 avroluk dekontu, 100 milyon avroluk dekont gibi gösteriyorlar” diyenler...
Şimdi, “Taciz edilen 18 yaşındaki kızı, 14 yaşında gösteriyorlar” diyerek savunmayı sürdürecekler de..
Sürdüremiyorlar..
Sarıgül rezilliğinden kendilerini kurtarma, unutturma çabasına girişmişler.
Ama bu sizi şaşırtmasın.
Bundan sonraki yolsuzluklarda, suç işbirliklerinde artık savunma görevlerini ihmal ederler diye düşünmeyin.
Buyurun tazesinden bir örnek daha... Bakın, yolsuzluklar nasıl savunuluyor, mahallelerindeki suçlar nasıl örtbas edilmeye çalışılıyor.
Barış Terkoğlu, Cumhuriyet gazetesinde yazıyor:
“Ahmet Şık hakkında, (..) sosyal medyada bir trol saldırısı başladı. Geçmişinden bugüne, yaşamına dair çeşitli meseleler hakkında ‘belaltı’ denen ithamlar yapıldı.”
Neymiş? Ahmet Şık, ciddi bir muhalefet yapıyormuş. Ciddi muhalefeti sebebi ile bir grup harekete geçip, eski defterleri açığa çıkartmaya başlamış.
Bunlar “belaltı” şeyler imiş.
Haydi cesaretin var ise, belaltı dediğin şeyleri bir anlat da öğrenelim Barış...
Yol arkadaşın, iki bakana birden iftira atmıştı.
O size mübah idi.
Ama sizin arkadaşlarınızın dün, önceki gün, daha önceki gün yaptıkları ortaya saçılınca, “Ayıp yahu... Eski defterleri niye karıştırıyorsunuz” denilerek, “belaltı saldırı” ithamı yapıyorsunuz.
Ve hemen akabinde devam ediyorlar:
“Eşi ve kızı hakkında ancak devletin elinin altındaki bilgiler kullanılarak elde edilebilecek kimi meseleler ortaya döküldü.”
Aaaa! Ancak devletin elinde olabilecek belgeler varmış...
Gazetecisin.. Bunların ifşasına niye karşı çıkıyorsun, Barış?
Bunların bilinmesine niye itiraz ediyorsun?
Hani siz, dindar bir insan gördünüz mü, sadece devletin elinde olan belgeleri yazmayı da yeterli görmeyip, bir de iftira atarak onları itibarsızlaştırmaya çalışıyordunuz ya...
Şimdi niye arkadaşınızın ve yakınlarının hakkındaki, devletin elinde olabilecek bilgilerin kamuoyu tarafından bilinmesinden rahatsız oluyorsun?
Bir mahkeme dosyasında, manyağın teki, bir dindar hakkında iftira mahiyetinde ifade vermiş olsa...
O ifadeler, pazarda satılan bir şey olmadığına göre..
Sen onları alıp, bir de ifadeyi verenin delinin teki olduğunu gizlemiyor muydun? O ifadeden dolayı ilgili kişinin beraat ettiğini gizleyip, okuyucuyu aldatmıyor muydun?
“Saldır Jo!” diyerek, dindar diye bildiğin kişiye saldırmıyor muydun?
Ama senin arkadaşın hakkında, devletin bilebileceği diye tanımladığın bilgilerin çarpıtılmadan yayınlanmasına sıra gelince, ona itiraz ediyorsun.
Devam ediyor, arkadaşı sözkonusu olunca, bize vicdan kasan Terkoğlu:
“Sosyal medyada trol hesaplardan Ahmet Şık’ın bir restorana ortak olduğu yazıldı. Restoranda ortağı olduğu söylenen Ahmet Saymadi hakkında bir dizi itham Şık karşıtı trol hesaplardan sıralandı. Bir restorana ortak olmak da suç değil ya...”
Yaaa...
Bu arkadaşlara göre iki villa da suç değil.
Alınan rüşvetler de suç değil.. Çanta çanta dövizler, hiçbiri suç değil.
Fatma Betül Sayan, kendi mahallelerinden birisi olsaydı emin olun şöyle yazacaktı bu riyakarlar:
“Borsada hisse almak suç mu?”
Devam edeceklerdi:
“Aldığınız hissenin değerlenmesi suç mu?”
Yetinmeyeceklerdi: “Alınan hissenin satışı suç mu?”
Hiç utanmadan tüy dikeceklerdi:
“Herkes istediği zaman hisse alır, istediği zaman da satar. Kimse hisse alıp satmayı yasaklayamaz. İnsanlar zaten borsada kazanmak için hisse alırlar. Hisse almayı suç sayan ülke olduk.”
Fatma Betül ve kocasını işte böyle savunurlardı bu riyakarlar.
Nereden anlıyoruz?
Arkadaşı, TBMM’ye mal beyanında bulunmak zorunda olan bir isim olmasına rağmen, Barış Terkoğlu’na göre Ahmet Şık, Ahmet Saymadi’nin ortağı; ama Ahmet Saymadi’ye göre Ahmet Şık sadece arkadaşı.
Haydi çıkın işin içinden!
Kadim Meyhane diye bir yerleri var. Ve alkollü içecek de verilen bu mekan, geçtiğimiz günlerde narkotik polisi tarafından basılınca avukatlıklarına Barış Terkoğlu koşmuş.
Yok yok, nezarette sanığın ifadesine eşlik etme ehliyeti bulunmuyor Barış’ın.
O daha güçlüsünü yapıyor.
Cumhuriyet gazetesinde abisi Can Dündar, DHKP-C’liler savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit ettiklerinde Ahmet Şık üzerinden teröristleri masum gösterdiği gibi, şimdi de kardeş Barış, polisin “uyuşturucu kullanımını kolaylaştırma” suçlaması yaptığı mekan sahibinin propagandasını yapıyor.
“Ahmet Şık’tan intikam alınıyor” diyor.
Ahmet Şık’tan intikam alınacak olsa, DHKP-C’lilerin bir savcıyı şehit etmeleri sonrasında, teröristleri masumlaştıran sözleri manşet yaptırdığında alınırdı.
Buna intikam da denmezdi; terör örgütünü savunmanın karşılığı denirdi.
Ama o zaman Şık’ın bu terör seviciliği adeta seyredildi, milletvekili dokunulmazlığı zırhına bürünmesi beklendi. Şimdi de dokunulmazlık zırhına büründüğü için, meyhanelere ortak oluyor, mal beyanında göstermiyor; Barış’ı da basında avukat olarak tutup işlerini kotarmaya devam ediyor.
“Meyhaneye gerçekten ortak mıymış?” diye merak ediyorsanız; meyhaneyi de bilmem, mekanı da bilmem.
Sadece Asmalımescit ismindeki semtte bir meyhanenin bulunmasından duyduğum üzüntüyü, Saadet Partili kardeşlerimizin “Buna değdi, buna değmedi” hassasiyetleri sonucu kaybedilen belediyelerdeki rezillik olarak not ederim.
Ve Barış’ın yazısından ortaklığı ifşaya devam edelim:
“Savcılık sorgusunu açıyorum. Orada herhalde bunların yanıtını bulurum diye bakıyorum. Ahmet Saymadi’ye ‘uyuşturucu kullanımını kolaylaştırmak’ ile ne ilgisi varsa Ahmet Şık ile arasındaki para hareketleri sorulmuş.”
Sorulmasın mı, Barış.
Sen gazeteci isen, eline geçen o sorgudaki soruları yazardın.
Para trafiğini yazardın.
“Ben gazeteciyim. Bana gelen haberi, ben okurumdan gizleyemem” derdin.
Ama sende o dürüstlük nerde? Siz sadece, dindarlar aleyhine, hem de yalanlar savurarak haber yaparsınız.
Arkadaşlarınızın para trafiklerini ise, gizleyip, saklar, bir de savunmasını yaparsınız..
Ben Barış’a diyeyim.
Siz tüm solculara anlayın.







