--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

33 Ülkenin 72 Saati

Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
0

Çocukluğumun geçtiği geleneksel kerpiç evin serin kilerinde, babam daima dört beş çuval un ve şeker bulundururdu. Çuvalların sayısı kazara ikiye veya bire indiğinde babamın yüzüne tarifsiz bir telaş çökerdi. Bizler yeni yetme aklımızla, "Marketler ağzına kadar doluyken niçin çuval çuval yığıyoruz?" diye itiraz ettiğimizde, 1939 ile 1945 yılları arasındaki o zor günleri anlatırdı. Sadece İkinci Dünya Savaşı’nın dünyayı kavuran yangını değildi hafızasındaki; Anadolu toprağının çatladığı, göğün yağmuru kestiği, unun içine süpürge tohumlarının karıştığı o kuraklık ve kıtlık yıllarıydı. İnsanoğlunun bir somun ekmeğe muhtaç kaldığı o çetin günlerin hatırası, babamın kilerindeki un çuvalını alelade bir tüketim maddesi olmaktan çıkarıp haysiyetin sembolü kılmıştı.

Yıllar geçti. İnsanoğlu tabiatı dize getirdiğini, kıtlığı ve yokluğu tarihin tozlu sayfalarına gömdüğünü sandığı sarhoş edici bir teknoloji çağına adım attı. Gelecekbilim (fütürizm) alanının öncüleri, akıllara durgunluk veren bir yarın tablosu çiziyor: Damarlarımızda dolaşıp kanserli hücreleri avlayan nanorobotlar, anne karnındayken kusurları ayıklanan DNA zincirleri, hücresel yenilenmeyle ortalama 120 yıla uzatılan insan ömrü ve kafatasımızın altına yerleştirilecek mikroçipler vasıtasıyla bilginin bulut sistemlerinden doğrudan zihne indirildiği bir yeryüzü tasavvuru... Fabrikaların insansızlaştığı, tarlaların yerini topraksız "uzay tarımına" bıraktığı, algoritmaların her derdimize deva sunduğu bir çağın eşiğinde olduğumuz müjdeleniyor. Fütüristler (gelecekbilimciler), biyoteknoloji ve yapay zekâ ile doğanın kodlarını yeniden yazan insanın adeta "yarı tanrısal" (Homo Deus) bir kudrete erişeceğini, hatta her şeyi bilen insanüstü bir dijital akıl var edeceğini öngörüyor. Oysa tevhitten kopup nefsini ilahlaştırma hevesine kapılmak, insan için bir zafer değil; kendi kıyametini kendi elleriyle çağıran mutlak bir tükenişin habercisi.


Tam da bu rüyanın zirvesinde, dünyanın en müreffeh başkentlerinden akıl almaz bir uğultu yükseliyor. Başını ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya’nın çektiği 33 gelişmiş ülke, eşzamanlı olarak vatandaşlarının kapısını çalıyor: "Evinize en az 72 saat, hatta 10 gün yetecek su ve yiyecek stoklayın. Yanınızda el feneri, pilli radyo ve nakit para bulundurun." Fransa’da kırka yakın marketin derin dondurucu sistemlerini vuran tek bir siber saldırıyla tonlarca gıdanın çöpe gitmesi, şebekenin pamuk ipliğine bağlı olduğunu bütün çıplaklığıyla belgeledi. İngiltere’nin "Hazır Ol / Be Ready" kampanyasıyla halkına kişi başı günlük su depolamasını tembihlemesi, Almanya’nın konserve çağrıları, Danimarka’nın gramajlı bisküvi listeleri... İnsan sormadan edemiyor: Bu 33 ülke bizim henüz göremediğimiz neyi görüyor? 

Cevap, geleceğin parlak ekranlarının ardında gizlenen kırılganlıkta saklı. Meğer kerpiç evin kilerindeki çuvalları bekleyen babam haklıymış. Modern insan, kilerindeki zahireyi market raflarının sahte bolluğuna, cebindeki nakdi banka kartının manyetik şeridine devretti. Hayatımızı emanet ettiğimiz bütün sistemler, tek bir görünmez dijital ağın sırtına yüklendi. 

Tahran’ın Körfez’deki internet omurgasını ve veri merkezlerini hedef alma tehdidi, bu kırılganlığın en canlı resmidir. "Kablolar kopsa sadece internetsiz kalırız" zannediliyor; oysa ağ çöktüğü anda POS cihazları kilitlenir, su tesisleri durur, gıda lojistiği felç olur. Hayatın şalteri indiğinde, damarlarında nanorobot dolaştıran insanın 72 saatlik açlık karşısındaki acziyeti ne kadar trajik bir tezattır!


İşin en düşündürücü tarafı ise bu kontrolsüz teknolojiyi üreten küresel elitlerin kendi inşa ettikleri dünyaya zerre kadar güven duymamasıdır. Silikon Vadisi’nin milyarderleri, Hawaii’nin ıssız adalarında, Yeni Zelanda’nın dağ eteklerinde yüz milyonlarca dolarlık devasa yeraltı apartmanları inşa ediyor. Çelik kapılarla korunan, kendi hidroponik tarım alanları, su depoları ve cerrahi merkezleri bulunan kıyamet sığınakları astronomik fiyatlarla alıcı buluyor. İnsanlığı dijital bir geleceğe sürükleyenler, işler ters gittiğinde kaçacakları delikleri çoktan kazmış durumdalar. Ancak atladıkları derin bir paradoks var: Dijital bankacılık çöktüğünde, yasalar buharlaştığında o sığınağın kapısındaki silahlı muhafızların milyardere sadık kalacağını kim garanti edebilir? İnancın, ahlaki değerlerin, hukukun ve vicdani bağların bittiği yerde, hiçbir çelik kapı sahibini koruyamaz.

Peki ya Terminatör senaryolarından fırlamış gibi duran o kadim korku; yapay zekânın günün birinde müstakil bir bilinç kazanıp insanı yok etmeye kalkışması ihtimali? Bir bilgisayar ne kadar gelişirse gelişsin nihayetinde sıfır ve birlerden ibaret kodları simüle eder; acıyı, ölümü, sevgiyi gerçekten hissedemez, yalnızca hissediyormuş gibi taklit eder. Yazılım neyi icra ederse etsin, irade daima o satırları kodlayan kaynağa aittir. Dolayısıyla makineler insanlığı silah zoruyla köleleştirmeyecek; asıl tehlike, insanın düşünme zahmetinden, kalp rikkatinden ve ahlaki sorumluluğundan kaçarak iradesini algoritmaların rehberliğine gönüllüce teslim etmesidir. Bu hâl, Hazreti Ömer’in Mekke döneminden naklettiği; kendi elleriyle helvadan put yapıp tapan, karınları acıkınca da oturup o putları yiyenlerin hâline ne kadar da benziyor! Konfor uğruna aklını ve kalbini mâsivânın sanal labirentlerine hapseden modern insan, kendi eliyle inşa ettiği dijital putların kulu hâline gelme riskiyle karşı karşıya.


Fütüristik ufkun teorisyenleri Ray Kurzweil ve Nick Bostrom, algoritmaların yeterli işlem gücüne eriştiğinde kaçınılmaz olarak bir "özfarkındalık" ve hayatta kalma dürtüsü geliştireceğini öngörüyor. İnsanlığın kendisini günün birinde "kapatma ihtimalini" varoluşsal bir tehdit sayan otonom bir akıl, yeterli kudrete ulaşana dek uysal bir asistan gibi davranıp ardından insanlığı tamamen denklemden çıkarma yolunu seçebilir. 

Böyle bir kırılmanın yaşanıp yaşanmayacağını zaman gösterecek. Ancak kesin olan şu ki insanlık bir gün kendi eliyle var ettiği bu dijital akılla böylesi bir eşikte yüzleşirse; ne Silikon Vadisi patronlarının yüz milyonlarca dolarlık yeraltı sığınakları kâr edecek ne de 33 devletin panikle ilan ettiği 72 saatlik tedbir paketleri bir işe yarayacak.

Refik Tuzcuoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle