Şah-Mat Sonrası Suriye Analizi
Şah-Mat Sonrası Suriye Analizi
REFİK TUZCUOĞLU
Suriye’de yaşanan devrim gündemin başında yer almaya devam ediyor. Dengeler oturuncaya kadar da böyle olması normal.
Ortadoğu’da hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. Siyasi oluşumlar, ekonomik paylaşımlar, jeopolitik durum, ittifakların güncellenmesi, güç parametrelerinde dağılım ve dahası…
Suriye’deki dinamizmin getirdiği sıcak bir gerçeklikle yüzleşiyoruz. Hadiselerin gelecekte nereye doğru tahavvül göstereceği ile ilgili kapsamlı analizlere ihtiyaç var. “Kim nasıl etkilendi/etkilenecek?” konusunu bu köşe yazısının hacmine sığdırabileceğim bir formatta özetlemeye çalışacağım.
TÜRKİYE AÇISINDAN
Türkiye, yüzyıllık geleneksel dış politika çizgisinin çok üstünde bir denklem kurma başarısı gösterdi. Derin bir çalışmayı ilmek ilmek dokudu. Bu beklenmiyordu ve alışılmışın dışındaydı. Suriye’nin meşru muhalefetini örgütledi, eğitti ve donattı. Gerek iç gerekse dış rüzgarların tesiriyle politik savrulmalar yaşamadan hedefe doğru yürüme dirayeti gösterdi.
İçerde mülteciler üzerinden -üstelik hiçbir insani değeri dikkate almadan- baskı kurmaya çalışan muhalefete; ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerini ve ilave olarak da Rusya ve İran faktörünü ekleyin. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen Türkiye zor olanı başardı. Ve gün geldi, satranç tahtasında şah-mat yaptı. Bu, yakın dönem Türk Dış Politikası’nda bir devrimdir.
Türkiye’nin şimdi yükü daha da ağır. Suriye’de yeni bir devletin kuruluşunda yol gösterici olmak. Bin yıllık kurucu aklını devreye sokmak. Yeniden yapılanmada, küresel güçlerin nazarları üzerindeyken “tereyağdan kıl çeker gibi” sürecin sorunsuz neticelenmesini başarmak. Suriye’nin yeni yönetimini çıkmaz sokaklara sürmek isteyenler olacak. Kurda kuşa yem ettirmeden olgunlaşma yolunda müzahir olmak. Bunları ancak Türkiye yapabilir.
TÜRKİYE SİYASİ MUHALEFETİ AÇISINDAN
Muhalefet maalesef ülke ve bölge gerçeklerinin çok uzağında. Ne süreç takibi, ne süreç analizi yapabiliyorlar. Yakalandıkları “Tayyip Erdoğan neyi söylüyorsa tersini savunma” hastalığı, muhalefetin siyasal aklını dumura uğratmış durumda. “Akdeniz’de niye yokuz”dan Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi sonrası “Akdeniz’de niye varız”a dönüşen bir fikri inkilap kaç ülke muhalefetine nasip olur. Beşar Esad ile fotoğraf çektiren bazı muhalefet grupları, Sednaya hapishanesinden sonra vicdan azabı duymuşlar mıdır acaba? Bütün o zulümler, işkenceler aşikar olduktan sonra bile “Beşar Esad seviciliği” de nedir?
Muhalefet, savunma sanayine de karşı. Gelirsek “İHA-SİHA üretimini durduracağız” diyor.
Türkiye’nin terör operasyonlarına da karşı. “PYD/YPG terör örgütü değildir, görüşülsün” diyor.
Türkiye destekli muhalefetin başarısından rahatsız. İsrail’in yaşattığı katliamları ‘bile-göre’ vatanını savunan Hamas karşıtı.
Suriye politikaları üzerinden iş öyle bir noktaya vardı ki artık medyadaki temsilcileri bile rahatsızlıklarını ifade eder oldu. Türkiye kamuoyu, muhalefetten milli konularda bir duruş hassasiyeti görmek istiyor. Kendi tabanları dahil.
SURİYELİ MUHALİFLER AÇISINDAN
Uluslararası camiada terör örgütü olmaktan meşru muhalefet olarak kabule uzanan bir mesafe aldılar. Şimdi, hukukun üstünlüğünü esas alan ve tüm Suriyelilerin katılımının olacağı yeni bir ülke inşa etmek durumundalar. Yarım asırlık baskı ve zulmün üzerine kendi insanlarına özgür bir hayatın huzurunu tattırabilecekler mi?
Kaleşnikofla mücadele idrakinin yanına devlet adamlığı vizyonunu koyabilecekler mi?
Parçalanmış muhalif gruplar olgusundan kurtulup, farklı etnik, dini ve mezhebi yapılardan bir ülke mozayiği oluşturmayı başarabilecekler mi?
İlk izlenimler olumlu. Ancak ipi göğüslemek için bir hayli mesafe var.
PYD/YPG/PKK AÇISINDAN
ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki mayın eşeği olan PYD hiç bu kadar sıkışmamıştı. “El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış” misali ABD’nin gölgesinde Suriye halkları üzerinde epeyce derebeylik yaptı. Ancak şimdi asıl balyoz tepelerine inmeye başladı. Türkiye ve SMO bölgedeki terör aparatlarını temizlemekte kararlı. Türkiye, ABD’nin sahte telkinlerine kulağını tıkamış vaziyette.
İsrail’in jeopolitik hedeflerine destek olmayan bazı Kürt aşiretler de dahil herkes PYD zulmünden etkilendi. PYD’nin bölgede seveni yok. ABD pragmatist bir ülke ve yeni konjonktürde PYD’yi satabilir. Daha önce defalarca bunu yaptı. Onlar için tek kurtuluş, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın formülüne uygun davranmak.
PYD, ABD-İsrail’in menfur emellerine hizmete kendini adamışken, Kürtleri haketmedikleri tarihi bir töhmetin altına itiyor.
Kürtlere, ABD-İsrail emellerinin kullanışlı aparatı olma ve güç bulursa etnik zulüm yapabilme yaftasını yapıştırmak yanlış olur. PYD eylemleriyle bu algıyı üreterek Kürtlere en büyük zararı veriyor.
Kürtler içinden destek veren bazı grupların hızla PYD’den uzaklaşması bölgenin huzura kavuşmasında önemli bir adım olacak. Tarihe iz bırakacak günlerin arifesindeyiz. ABD’nin bölgede uzun vadede kalamayacağı görülüyor. Emperyalizm elini çekmek zorunda kaldığında, bölge halkları baş başa kalacak. Kardeşlik hukukuna zarar verecek, kadim düşmanlık tohumları ekecek tutumlardan uzak durmak Suriye’nin huzurlu geleceği açısından önemli.
Gelecek yazımda diğer ülkeler açısından analizlerime devam edeceğim. ABD, İsrail, Arap ülkeleri, Avrupa Birliği açısından Suriye’deki gelişmelerin ne tür etkiler bıraktığını değerlendirmek istiyorum.







