Şah-Mat Sonrası Suriye Analizi -2-
Şah-Mat Sonrası Suriye Analizi -2-
REFİK TUZCUOĞLU
Muhaliflerin Suriye’de yaptığı devrimin etkilerine dair analizlerimi sürdüreceğimi bir önceki köşe yazımda ifade etmiştim. Kaldığım yerden devam etmek ve çerçeveyi tamamlamak niyetindeyim. Sırada en önemli müdahil aktörler arasında olan ABD’nin pozisyonu var.
ABD AÇISINDAN
Birinci Dünya Savaşı’nda bölgeyi şekillendiren İngiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kontrolü ABD’ye devretti. İngiltere görülmez bir karaltı gibi her olayın perde arkasında olsa da ABD’nin Ortadoğu’da etkisi tartışılmaz.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde, Roosevelt, Stalin ve Churchill üçlüsü Yalta Konferansı’nda dünyadaki yeni paylaşım düzenini belirlemek için bir araya geldi. Roosevelt’in de içinde bulunduğu ABD donanması Yalta Konferansı’ndan hemen sonra gizlice Suud açıklarına gelerek demir atar. Suudi Arabistan petrolünün ne şekilde işletileceği, petro-dolarların ABD bankalarında nasıl tutulacağı Suud yönetimine dikte edilir. O gün bugündür ABD, Ortadoğu’dan elini çekmemiştir.
Dün Melih Aşık önemli bir bilgi paylaştı. NATO eski başkomutanı General Wesley, 11 Eylül saldırısında üst düzey bir Pentagon yetkilisi general ile görüşür. General; “Afganistan’ı bombalıyoruz, Irak’la savaş kararı alındı. Daha kötüsü arkasından Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve Sudan gelecek” diye bilgi verir. General Wesley bu bilgileri 2007 yılında bir TV kanalında aktarır.
Bölgedeki gelişmeler General Wesley’in aktardığı bilgiyi doğruluyor. Ancak ABD hedeflediği ülkelerde çıkardığı karışıklıklardan istediği sonuçları alabilmiş midir? İşte o tartışmalı. Kan ve gözyaşı ekip nefret devşirmek dışında kesin bir netice elde edemedi. Vietnam’da olduğu gibi Afganistan’da da batağa saplandı. Irak’ta düzen bir türlü kurulamadı. Suriye’de öngörülmeyen işler oluyor.
Suriye coğrafyasında PKK/YPG’yi destekleyen ABD, bölgenin en büyük gücü ve NATO üyesi olan Türkiye’yi yıllardır karşısına aldı. ABD’nin temel hassasiyeti İsrail’in güvenliği. Ancak Türkiye’ye karşı tehdit içeren bir güvenlik mimarisinin başarılı olma şansı yok. ABD; binlerce yıllık devlet geleneği olan ve bölgeyi geçmişte asırlarca yöneten Türkiye yerine, etnik istismar temelli bir terör kurgusunu tercih etti. Milyar dolarlık kaynaklar PYD yapılanmasına harcandı. Emeklerin boşa gidecek olması büyük kayıp onlar için.
Şimdilerde yaşanan gelişmeler ABD’yi de kritik kararların kıyısına getirmiş durumda. Münbiç’ten sonra Ayn el Arab ve Kamışlı ekseninde PYD’yi bölgeden kazımak isteyen Türkiye ve SMO’ya baskı kurarak operasyonları durdurmak istiyor. Bölge YPG’den tamamen boşaltılsın, ABD güvenliği devralsın şeklinde alternatifler dillendiriliyor. Geçmişte tutulmayan sözlerin oluşturduğu bir güven kaybı var. O sebeple Türkiye bu tekliflere soğuk. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; “ABD bize, terör tehdidine karşı aksiyon almayın diyemez” diyerek operasyonların devam edeceği mesajını veriyor.
Pentagon ve CENTCOM’un Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almadıkları biliniyor. Trump ise onlardan daha farklı düşünüyor. Geçmişte Pentagon’un dayatmalarına boyun eğen Trump’ın bu defa daha özgüvenli kararlar alacağı tahmin ediliyor. Nitekim Türkiye’nin bölgedeki gücünü takdir etmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine yaptığı övgüyü dikkate almak lazım. Trump gücü seven, gücü takdir eden, güçlüyle ittifak kurmayı tercih eden bir lider.
Suriye’de kontrolün muhalif güçlerin eline geçtiğini ve kuvvetli halk desteğini ABD görüyor. Terör örgütü ile birlikte yürüyeceği yolun sonu yaklaştı. ABD, Türkiye ile ilişkilerin geleceği hakkında hayati kararların eşiğinde. Türkiye öyle ya da böyle hedeflerini adım adım gerçekleştirecek iradeyi gösteriyor. Çok yakında birçok şeyin netleştiğini görmüş olacağız.
“Her şeyin bir kemal bir de zeval noktası olur” derler. ABD için kemalden zevale dönüş başladı. Yani Ortadoğu hakimiyetinde zirve noktasından dönüldü, diyebiliriz. Bundan sonra kademeli bir düşüşü göreceğimizi tahmin ediyorum.
İSRAİL AÇISINDAN
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Hades kanalına yapmış olduğu açıklamada kullandığı bir cümle çok önemliydi; “Biden Başkan Yardımcısıydı, Türkiye'ye geldi, Cumhurbaşkanımıza ‘Biz Beşar’ın gitmesini istemiyoruz’ dedi. Bu onun değil İsrail'in görüşüydü. İsrail hiçbir zaman için Beşar’ın gitmesini istemedi.”
İsrail gerçekten Beşar Esad’ın gitmesini istemiş midir? Hakan Fidan’ın tespitlerini dikkate almak yerinde olur. Nitekim muhaliflerin kontrolü eline almasından İsrail’in rahatsız olduğu çok aşikâr. Bir telaş içinde Suriye’deki askeri altyapıyı tamamen yok etmeye çalışıyor. Rus TASS ajansı kısa bir süre önce; “Beşar Esad, Suriye'den ayrılmadan önce İsrail'e askeri hedeflerin koordinatlarını verdiği” bilgisini paylaştı. Karşılıklı işbirliğinin gizli bir şifresi mahiyetinde.
İsrail açısından Suriye’de işler istediği gibi gitmiyor. Davut Koridoru ciddi risk altında. PKK/PYD yapılanması sürekli mevzi kaybediyor. Ve şimdi İsrail’in komşusu olan Suriye’yi yöneten kadrolar Türkiye ile yakın ittifak içinde. Suriye geçiş dönemini başarıyla atlatır ve toparlanma evresine girerse İsrail’in “ali kıran baş kesen” eşkıyalığı eskisi gibi olmayacak. Suriye devrimi üzerinden oluşan bir etkiyle Lübnan’ın Türkiye’yi adeta kurtarıcı gibi gören yaklaşımı İsrail’in hoşnut olacağı gelişmeler değil. Türkiye’deki bazı idrak sığlığı yaşayanların her gelişmeyi ABD ve İsrail komplosuna bağlayan yaklaşımları da iyice kabak tadı verdi. Madem her şeyi İsrail planladı da ne diye feryat figan bir halde?
İsrail’in en büyük korkusu, zamanla Suriye savunmasının Türk askeri disipliniyle yapılanma ihtimali. Yayılmacı hedefi olan ülkeler komşularının güçlü olmasını istemez.
Arap Ligi’nde de tedirginlik hakim. Komşu ülke Ürdün sonra Mısır ve diğerleri ihtiyatlı. Suriye’dekine benzer bir reaksiyonun kendi ülkelerini etkilemesinden korkuyorlar. Nitekim Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin adeta günah çıkartırcasına verdiği mesajlardan bunu anlıyoruz.
Türkiye dışında ne yaptığını bilen bir ülke rahatlığı şimdilik bölgedeki hiçbir aktörde görülmüyor.







