Ne Eski Dünya Ne Eski Türkiye
Ne Eski Dünya Ne Eski Türkiye
REFİK TUZCUOĞLU
Bir vakittir Suriye Sednaya hapishanesinden medyaya düşen görüntülerle ilgiliyim. İtiraf edeyim yansıyan hayat hikâyelerinin tesirinden kendimi bir türlü kurtaramıyorum. Binlerce söndürülmüş hayat ve onların yürek sızlatan hikâyeleri. Zavallılar dünyadan öyle kopmuşlar ki zalim Hafız Esad’in halen sağ olduğunu zannediyorlar. İçlerinden “Saddam Hüseyin mi bizi kurtardı?” diye soranlar var. Zalim Esad rejiminin devrilmesi onlar için büyük bir dönüm noktası.
Dönüm noktası sadece Sednaya’dan kurtulanlar için değil. Tüm İslam Dünyası’nın yüz yıllık mahkûmiyetten kurtuluş kapılarının yavaş yavaş aralandığını düşünenlerdenim.
Gelin birlikte bendenizin zaviyesinden kısa bir tarihi analiz yapalım.
Birçok badireler atlatmış olsa da, İslam Dünyası’nın üzerinde iki büyük kırılma çok derin tesir bırakmıştır.
Bunlardan birincisi Moğol İstilası’dır. İslam beldeleri inanılmaz bir vahşetle yakılıp yıkılmıştı. Medreseler, kütüphaneler, camiler... Ne var ki, Moğol mezalimi Müslümanların inanç, kültür ve kavrayışları üzerinde bir etki bırakmadı. Hatta bu coğrafyayı yıkmaya gelen Moğollar bir müddet sonra İslamiyeti tercih ettiler.
Moğol zulmünden hicret eden ilim adamları ve mütefekkirlerin içinde olduğu insan kitleleri Anadolu’da entellektüel bir birikim oluşturdu. Bu birikim yeni bir açılımı ve yeni bir inkişafı filizlendirdi. Samiha Ayverdi’nin “Osmanlı Asırları” diye hayranlık duyacağınız anlatımları bu yeniden doğuşun hikâyesidir.
İkinci büyük kırılma ise, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıdır. Tesbihin imamesi durumundaki Osmanlı’nın yıkılması, diğer tesbih tanelerinin rastgele savrulmasına benzer bir etki oluşturdu. İkinci büyük kırılma birinciden çok daha şiddetlidir. Zira istila sadece, parçalama, bölme ve toprak işgali ile değil aynı zamanda kültür istilası ile neticelenmiştir. Bin yıla varan Selçuklu-Osmanlı hakimiyeti ile mücadelede, Batı adına hareket eden küresel emperyalistler çok yönlü stratejiler belirledi. Her seferinde ayağa kalkmayı başaran “Büyük Doğu”nun bir daha toparlanamayacağı planları devreye soktular.
Bunlar nedir sorusunun cevabını kısaca:
- İnanç ve kültür değerlerinden uzaklaştırarak, sekülerleştirmek…
- Medeniyet birikimi ve tarihi miraslarından utanç duymalarını sağlamak…
- Bunların yerine Batı değerleriyle kuşanmayı ulaşılması gereken ana hedef olarak belirlemek. Batı öykünmeciliği, eski tabiri ile Frenk mukallitliği, özgüven kaybı… şeklinde özetleyebiliriz
Bu arada, yukarıdaki üçlü sistemin yazılımının konjonktüre göre güncellendiğini de unutmayalım. Yani dinamik bir süreç işliyor.
Bu projenin hayata geçirilmesinin dönemsel etkilerini yüz yıldır yaşıyoruz. Yüz yıllık periyotta aslanı sirk kedisine döndürmeyi başardıkları söylenebilir. Aziz milletin soyundan, bir grup kafası karışık nesil yetiştirdiklerini de kabul etmeliyiz.
Ancak uyanışın alametleri görülmeye başlandı. İlk alametler küçük sembolik kazanımlarda kendini gösterir:
- 1974 Kıbrıs Harekatı küresel hesaba ilk ‘dur’ deyiştir.
- Gezi ve FETÖ darbe girişimlerinde milletin ferâseti ile büyük yıkıma götürecek oyunun bozulması bir başkasıdır.
- Irak ve Suriye’de oldubittiye getirilerek oluşturulmak istenen terör koridorunu parçalamak da böyledir. Türkiye ilk defa sınır ötesi jeopolitik bir etki üretmiştir.
Dikkat edilirse savunma kabiliyeti üzerinden elde edilen başarılardır bunlar.
Ancak Suriye rejiminin yıkılmasına giden yol büyük bir stratejik hamledir. Türkiye’nin durduğu yerin sağlamlığıdır. Siperden çıkıştır. Aslanın kedi olmayı reddedip kafesi parçalamasıdır.
Gelişmeyi en iyi İngiliz ekonomist Timothy Ash özetlemiş: “Türkiye için büyük bir zafer. Erdoğan’ın dahiyane hamlesi. Esad, Rusya ve İran'ı tamamen mahvettiler. İsrail ve ABD'yi yendiler.”
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye’nin bölgede ve dünyada saygınlığı artık tartışma götürmez.
Güvenlik koridorunun tamamlandığını ve PKK/PYD terör yapısının ağır sonuçlarla karşılaşacağını da izleyeceğiz.
Türkiye’nin asırlık kumpasları dağıttığını, bölge için yeni bir umut olduğunu görmek lazım.
Hayretle karşıladığım şey ise, dünya alem Türkiye’yi takdir ederken muhalefetin gelişen hadiseleri bir türlü kavrayamaması. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kuşatılan çemberin kırıldığını, giydirilen deli gömleğinin yırtıldığını anlayamaması.
İçimden; “Hey ahali uyan artık! Ne eski dünya, ne eski Türkiye var” demek geliyor.







