Nasrallah’ın Ardından…
İsrail’in Lübnan’da Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın ölümüyle sonuçlanan saldırısından sonra sosyal medyaya yansıyan görüntülerden çok etkilendim. İçine düştüğüm duygu atmosferini kelimelere dökmek oldukça zor.
Özellikle Suriye coğrafyasındaki insanların Nasrallah’ın ölümü üzerine sevinç kutlamaları yapması fazlasıyla manidar. Normalde böyle bir saldırının nefretle karşılanması beklenirdi. Oysa öyle olmadı. Hizbullah ve İran’ın vekil güçlerinin Suriye’de yaşattığı vahşet ve katliamlar zincirinin bir sonucuydu bu fotoğraf.
1990’lı yılların ortasında bir gurup araştırmacı-yazar ile birlikte İran’da bir programa katılmıştım.
İranlı yetkililer her fırsatta; ‘Müslümanların vahdet olması gerektiği’ konularını gündem yapıyorlardı. Bir ara hazırûna: “İslam ülkelerinin vahdet olmaları fikri çok doğru. Vahdet demek bir/birlik demek. Peki neden gittiğiniz her yerde ihtilafları artıracak İran merkezli bir fraksiyon örgütlüyorsunuz?” sorusunu yönelttiğimde masaya buz gibi bir hava hakim olmuştu. Tatmin edici bir açıklama da yapamadılar.
İran, tarih boyunca şii/mezhepçi siyasal politikaların karanlık tünelinden çıkmayı bir türlü başaramadı. Oysa bu politikaları Osmanlı’dan bugüne, ne İran ne de İslam dünyası için faydalı sonuçlar üretmedi. 1979-1989 arasında devrim ihracına soyundu. Sonraki yıllarda vekil unsurlar üzerinden bir güvenlik ekseni oluşturmayı hedefledi. Ortadoğu’nun bugünkü karışıklığa düşmesinde İran’ın payı büyük.
Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın, “Körfez Savaşı sırasında ABD’nin yanında yer aldıklarını” ifade ettiği konuşma, İran’ın anti-emperyalist(!) politikalarının pragmatizm sokağında nasıl da kaybolduğunu gösterir.
Bölge ülkeleriyle sağlıklı, güvene dayalı ittifaklar geliştiremeyen İran, devlet altı örgütlenmelerle desteklediği vekil güçler üzerinden kendi ittifaklarını oluşturmaya yöneldi. Yemen’de bunu yaptı. Irak’ta bunu yaptı. Suriye ve Lübnan’da bunu yaptı. Bu politika İran’ı bölge ülkeleri nezdinde daha da tehditkar bir ülke görüntüsüne sürüklüyor. “Şia Emperyalizmi” kavramının içini fazlasıyla dolduran bir görüntü veriyor İran. Bu politik tutum aynı zamanda İsrail’in yayılmacı hamlelerine de gerekçe üretiyor.
Başka bir konu ise, İran’ın öznesinde yer aldığı olaylar zincirinde cevabı meçhul pek çok sorunun zihinleri alabora etmesi.
Kasım Süleymani’yi kimler öldürttü mesela?
Süleymani/Nasrallah ikilisinin geçmişte Suriye ve Irak’ta yürüttüğü operasyonlardaki katliam görüntüleri İsrail’i aratmadı. İran’daki derin yapıların, prestiji giderek artan Süleymani’nin konum bilgisini paylaşarak sonunu getirdiği bilgisi doğru mu yanlış mı? Cevap meçhul.
‘İbrahim Reisi’nin helikopteri nasıl düştü’ bilen yok. Azerbaycan ziyareti dönüşü esnasında Reisin’in helikopterinin düşüşü üzerinden birçok komplo teorisi üretiliyor. Şimdilerde İsrail’in bomba haline getirdiği çağrı cihazının patlamasına bağlanıyor. O da kesin değil.
Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’da devlet koruması altındayken şehadeti nasıl oldu? Güvenlik zaafı neydi? Bunlar açıklanamadı. Hangi silahla öldürüldüğü dahi muvazaa konusu?
II.Karabağ savaşında ve Zengezur koridoru sorununda Azerbaycan yerine Ermenistan’ın yanında açıkça yer alması nasıl izah edilebilir?
Nasrallah’ın, İran’ın nükleer çalışmalarının devamı karşılığında ve diğer başka sebeplerle yem olarak İsrail’in önüne atıldığı iddiası da var. Lübnan Arap Meclis Genel Sekreterinin Al Arabiya’ya yapmış olduğu açıklamada; “Bu geceden itibaren toparlan ve vasiyetini yaz. Seni himaye eden İran seni sattı” sözleri kuşkuları artırıyor. Hakikaten İran Nasrallah’ı satmış olabilir mi?
İstihbarat kuruluşlarının kafa karıştırmak için propaganda faaliyeti yürütmesi anlaşılabilir ancak cevabı verecek merkez olan İran’dan karışık mesajlar geliyor olması anlaşılamaz.
İran’da kim neye hizmet ediyor belli değil. Hakikaten İran ne yapıyor, nereye gidiyor?
Söylenecek söz çok. Ama bu tablo hiç iyi bir tablo değil. İran’ın mezhepçi politikaları, İsrail’in ve bölgeyi karışıklığa sürüklemek isteyen küresel güçlerin ekmeğine yağ sürüyor.
Dedim ya! Nasrallah’ın ölümünden sonra Suriye/Arap dünyasındaki sevinç kutlamaları beni çok etkiledi diye. İsrail’i hain saldırılarından dolayı telin ediyorum elbette ama, keşke Nasrallah da İslam dünyasını kucaklayan bir kardeşlik politikası yürütebilseydi. Suriye’deki insanlar tatlı dağıtmak yerine gözyaşı dökebilseydi.







