Mesaj taşıyan mekanlar
Mevlevi meşrep bir dostum ziyaretime gelmişti. Kendisine çay ikramında bulundum. Çaya bir adet şeker koyarak karıştırdı. Sonra çay kaşığını öperek tabağın kenarına nazikçe bıraktı. Kendisine çay kaşığını niçin öptüğünü sordum. Cevabı şöyle oldu: “İnsan elinden çıkmış bir ürün. İnsan ise eşref-i mahlukat yani yaratılmışların en şereflisi. İnsana hürmeten eserine hürmet ettim”.
Günlük hayatımızda onlarca davranışımızı, yapıp ettiğimiz yığınla işi bir anlamlar manzumesine oturtmadan yaşıyoruz.
Peki bu mümkün müdür? Evet mümkündür. Ancak bunun için bir değerler sisteminden beslenmemiz, ilham almamız lazım. Bunu başardığımızda davranışlarımız bir anlama bürünür. Bu anlamlar belli bir çoğunluğa ulaştığında bir gurup kültürü oluşur. Bu kültür ekosistemi milletçe benimsendiğinde ise milli kültür düzeyine ulaşır.
Milli kültür; insan ve toplumun sahip olduğu değerler üzerinden oluşturdukları bir iklimdir. Biz, buna kültür ve medeniyet iklimi ya da kültür ve medeniyet tasavvuru da diyebiliriz. İnsan ve toplum, hayata dair her şeye bu zemin üzerinden bir idrak ve yorumlama geliştirir. Şehirler bu idrak ve yorum ışığında inşa olur ve bir şekle bürünür. Planlanmasından mimarisine, sosyal hayatın dinamiklerinden ibadethanelerine kadar gördüğümüz her şey bu idrakin mücessem halidir.
Bugün aslında kültür belediyeciliği konusunda söyleyeceklerim vardı. Ama kalem öncelikle böyle bir konuya götürdü beni. O zaman bir miktar daha ilerleyelim.
Şehirciliğimiz açısından, ‘şehir kültürü’ ve ‘şehir kimliği’ son derece stratejik kavramlardır. Şehrin kimliği o şehrin ruhudur. Şehri biricik kılan değerlerden oluşur.
Şehir kimliği oluşurken birçok faktörün tesiri altındadır.
Coğrafya belirleyicilerden biridir. Şehrin kurulduğu yerin konumu, topografyası, iklimi vs.
İkincisi, sosyal karakter. Yani ekonomi, hukuk, yönetim biçimi vs.
Bir diğeri; anlamlar manzumesinin esasını oluşturan maneviyat, ait olunan kültür ve medeniyet havzası.
En sonuncusu ise; tüm bu bileşenlerin mekanın karakterini tayin etmesi. Yani tasavvur ve tasarım…
Mekan ve kültüre odaklandığımızda dikkate alacağımız iki konu vardır: Coğrafya ve mekan.
Coğrafi karakteri insan tayin etmez. Dağların, denizlerin, vadilerin oluşumunu insan belirleyemez. “Kün fe yekün - Ol deyince oldu (yaratılma)” sırrının tecellisidir. İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ dediği konu.
Ancak mekanı insan biçimlendirir. Mekan üzerinde insanın tasarrufta bulunma imkanı vardır. Bu tasarrufun nasıl gerçekleşeceğini, tasavvurun eşya ve mekanda nasıl şekil bulacağını, kültür ve medeniyet birikimi yönetir.
Kültür ve medeniyet kendi mesajlarını eşyaya ve mekana yansıtır. İnşa işine bir anlam kazandırır. Kendi simge ve sembollerini inşa işine yükler.
Koca Sinan yapmış olduğu her esere bir mesaj yüklemiştir. Örneğin; Süleymaniye’nin alan hesapları Allah Lafza-i Celal’inin katlarından oluşur. Başka bir örnek; Osmanlı mezar taşları. Mezar taşında kırık bir gül işlemesi görürseniz, mevtanın çok genç yaşlarda vefat etmiş bir kız çocuğu olduğunu anlarsınız. Örnekler çoğaltılabilir. Medeniyet, kendi mesajlarını estetik bir değer halinde her şeye yansıtır.
Dolayısıyla mekan dediğimiz konu öyle sıradan bir mevzu değildir. Mesajsız mekanlar yapmamamız gerekir. Şehir için kullanılan tanımlardan biri şöyledir: “Şehir simgeler deposu, hatıralar ambarıdır”.
İddiası olan devlet ve milletler mekana mesaj yükler.
Mekanlarımızı kaybetmeye başladığımızda, milli şuurumuzu kaybetmeye başlarız.
Mekanlarımızı kaybettiğimizde bizi biricik kılan kimliğimizi kaybetmiş oluruz.
Mekanlarımızı kaybettiğimizde insanlığımızı kaybederiz.
Eğer bir milletin özgün mekanları kaybolmaya başlamışsa kuvvetli bir kültür istilasının saldırısı altındadır. Tahrifat, kendini en belirgin bir şekilde mekanlarda hissettirir.
Kültür istilası bir milli güvenlik sorunudur.
Entelektüel birikimimiz bize; “Milletleri yıkan, savaşta değil kültürdeki mağlubiyetleridir” der.
Kültür ve medeniyet, aynı zamanda insanın eşya ile arasındaki ilişkiyi de düzenler. En temel referans kaynağı ise inanç değerleridir. Mevlevi meşrep dostumuzun çay içerken uyguladığı ritüelin dayandığı kaynak tabii ki İslamiyettir.
Peygamber Efendimiz eşyaya nazik, itinalı davranırmış. Hatta kullandığı eşyalara isim verirmiş. Mesela; bir eşyayı sert bir şekilde atmaz veya bırakmazmış. Açık bir anlatımla izah edecek olursak; bardağı masaya vurarak koymazmış. Mevlevi kültürü, ilhamını sünneti seniyyeden alarak çok farklı alanlarda bir hayat tarzına dönüştürmüş.







