--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kentten Şehre Yürümek

Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
4

“O hâlde güvercinler neye bu mimarîyi sevmiyorlar?” diye sormuş Ahmet Haşim Gurabahâne-i Laklakan adlı kitabında yer alan “Güvercin” başlıklı yazısında.

Birinci Mimari Akım’da yabancı tesirinden kurtulma arayışıyla yapılmış eserlerin Türk mimarisini yansıtmadığına gerekçe olarak söylemiş bunu.

Okuduğumda çok ilginç bulmuştum. Bizim gibi modern zamanların insanlarına tuhaf geliyor. Hani öyle bir mimari olmalı ki, güvercinler dahi o eserden bedii bir haz duysun. Çatısına keyifle konsun, saçaklarında huzur bulsun. Ahmet Haşim’in kriteri böyle.

Ahmet Haşim hayatta olsaydı şehirlerimizdeki mimari çizgi hakkında nasıl bir değerlendirme yapardı bilemiyorum.

Eski dönem insanlarının konulara yaklaşımları bana çok orijinal gelir. Bir o kadar da samimi.

Vaktiyle Sahaflar Çarşısı’na gelen bir genç; “Olağanüstü haller içindeyim, bana tasavvuf eserleri tavsiye eder misiniz?” deyince kendisini merhum Muzaffer Ozak Efendi’ye yönlendirmişler.

Genç adam, Muzaffer Ozak Efendi’yi henüz tanımamaktadır.

“Evreni farklı görüyorum, yıldızları farklı görüyorum, dağları farklı görüyorum. Allah ile farklı bir irtibatım var, benim halime uygun eser tavsiye eder misiniz?” demiş.

Muzaffer Ozak Efendi de ona; “Evladım siz hiç ilmihal okudunuz mu?” diye sormuş. Gençten “Hayır” cevabını alınca hemen raftan Mızraklı İlmihal kitabını indirerek gence vermiş. “Evladım siz önce bir ‘İlmihal’ okuyun. Yoksa gördüğünüz her şeyi Allah zannedeceksiniz” demiş.

Geçmişteki şehir hayatına yönelik bu ve benzeri hatıralar, anekdotlar bende hep sıcak duygular uyandırır. Yol gösteren, sağlam istikamete işaret eden, güven veren ve güvenen… Sevgi ve şefkat toplumunun, erdemli insanların olduğu bir dünya.

O güzellikleri bu çağa taşımak isterim.

O samimiyeti…

O hasbiliği…

O zerafeti…

O nezaketi…

O bilgeliği…

Belki yaşadığımız dünyanın soğuk, samimiyetsiz, menfaat tabanlı ilişkiler ağı beni böyle bir duygusallığa itiyor.

Bu sebepledir ki zihnimdeki şehir ve kent kavramları farklı anlamlara, farklı misyon ve muhtevaya bürünüyor. Belki uzun yıllardır şehircilik hizmetlerinin içinde bulunmuş olmamızın tesiri ile şehir ve kent kavramları farklı çağrışımlar uyandırır bende.

Bu arada kent kavramına kelime olarak karşı olduğum düşünülmesin. Şehircilik alanında kullandığımız birçok tanımlama var. ‘Kentsel Dönüşüm’diyoruz mesela. ‘Kentsel Tasarım’ diyoruz mesela. Bahsettiğim şey bunlarla ilgili değil. Ben modern çağın yozlaşmış ilişkilerini ve çarpık şehirleşmesini ‘kent’ kavramı üzerinden sembolleştiriyorum.

Şehir, kültür ve medeniyet havzamıza ait bir ifade. Özgün, orijinal ve özgürlükçü.
Kent ise; tanımlanması zor, karmaşık, dolaşık, kaotik bir dünya hissi uyandırıyor. Taklitçi, özgüvenden yoksun, öyle olduğu için üretmekten ziyade esinlenen.

Şehir; fedakârlık, vefâ, diğerkâmlıkgibi ahlaki değerler üstüne kurulmuş derin dostluklar dünyası. Gönlün ve fikrin tekâmül mekânı.
Kent ise; iş hayatına, mesaiye, ekonomik çıkar ilişkilerine dayalı bir tanışıklık ve çevre ilişkisi.

Şehir; yüzyılların birikiminden beslenerek gelen, söz ve ses zerafetinden bestelenmiş bir musiki yelpazesi.
Kent ise; sığ ve derinliksiz ifadelerde duygu arayan çağdaş çılgınlığın sesi.

Şehir; insana ve eko-sisteme saygılı. Hayatı tabiatla harmanlar. Burada Yaratılanı Yaratan için sevmek’ ve onu aslî hüviyetinden ayırmamak esas.

Kent ise; tabiattan kopuşun adı. Tabiatla savaşır, tabiatı var eden detayları birer süs olarak görür. Gün olur ihtiras ve büyümek adına hiçbir şeye hayat hakkı tanımaz.

Şehir; ilim erbabını, ahlak ve maneviyat önderlerini, örnek şahsiyetleri, entelektüelleri, hayırseverleri itibarlı bir mevkie oturtur.
Kent ise; popüler kültürün temsilcilerini, şov dünyasının yıldızlarını, bilimsel görünümlü yanılgıları pazarlayanları, baronları ulular.

Şehir, gelişmişlik kıstasını Farabi’de ifade bulan “Şehirdeki faziletli insanların çokluğu”na bağlar.
Kent ise, gelişmişlik kriterini Max Weber’de ifade bulan Suç oranındaki artış”ta arar.

Şehir, gelişimde insan merkezli fıtrat ve nisbet terazisini kaybetmez. Her şey olması gerektiği kadardır.

Kent ise, ilkesiz, kuralsız varlık iddiası içinde vahşi bir gelişim ihtirasıdır.

Şehir; bir fikir, bir dava, bir misyondur.
Kent ise; akıntıya, günün hakim modasına teslim olmaktır.

Şehir, dün ile uyumlu bir kültür üretimini sürekli taze tutar.

Kent ise, hunharca tüketir. Tüketmek esastır. Doyumsuzca tüketir, tüketir…

Şehrin insanla irtibatı ilişkiseldir. Dostlukta ebediyeti arar.
Kentin insanla irtibatı işlevseldir. İşlev bittiği anda irtibat da kesilir.

Şehir, insanın çekim alanındadır.
Kent ise, güçlünün çekim alanındadır.

Şehir, davet eder, çağrıda bulunur.
Kent ise, dikte eder, dayatır.

Şehir, birlikteliktir.
Kent, yalnızlıktır.

Şehir, ruhtur.
Kent, kalıptır.

Şehir, aşktır.
Kent, şehvettir.

Şehir, medeniyettir.
Kent, uygarlıktır.

Daha müreffeh, huzur dolu bir insan, toplum ve dünya için kentten şehre doğru yürümek gerekiyor.

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

BİLAL BAĞCI

30 Eylül 2024 18:20

Rabbim yar ve yardımcınız olsun inşaallah başkanım can-ı gönülden takip ediyorum başarı ve güven ama hep birlikte el ele bermemiz gerek

Bayram ergül

27 Eylül 2024 15:57

Yazılarınız çok mükemmel kalemine sağlık. Kent ve şehrin ayırıcı özelliğini ne güzel anlatmışsınız. Sizin gibi kadim dostlara yöneticilere ne kadar ihtiyaç olduğu bir kez daha anlaşılıyor. Rabbim önünü açsın. Selam ve saygılarımla

ŞEREFLİ TS

27 Eylül 2024 10:02

dünya liderimize helal olsun katil esedle sisiyi dize getirmiş

Harun

27 Eylül 2024 08:07

Bilim, ekonomi ve maneviyat alanında yeterli seviyede değilseniz , şehirleşme de yetersiz olur.Genel bilim sıralaması Hirsch index , 34. Sıradayız.ABD 1,İngiltere 2, Hindistan 19. Sırada.Niye bu durumda akademik yapıyı Hirsch index ine göre yapılandır mıyoruz?Doçentlik ve profluk h- katsayısına göre düzenleniverse bu iş oluverecek.Ama bazı profların işine gelmiyor, çünkü kendisinin h- katsayısı (0),asistanı bu konuda kendisini geçecek ve rezil olacak.Akademik yapının Hirsch index ine göre yapılmaması için her şeyi yapıyor.Hindistan bizden 15 sıra ilerde , bunun sebeplerinden biri de İngilizce.Hintli aydınların hemen hepsi İngilizce biliyor. Üniversite giriş sınavında matematikten sorulan 30 soru ,ABD de olimpiyat sınavlarında sorulan , challenge denilen yarışma sorularıdır.Matematikten fonksiyon, limit, türev , integral sorulmalı , yavrularımız challenge sorular için boşuna zaman ve enerji harcamamalıdır.İngilizcenin önemi Hindistan’ın h- katsayında görülüyor.Tüm İngilizce öğretmenlerini , liselere toplayalım, liselerde 4 yıl boyunca haftada 8 ders İngilizce okutarak yavrularımızı İngilizce öğretelim, Üniversite giriş sınavlarında İngilizcenin katsayısı, matematiğin katsayısı ile aynı olsun.Mühendislerimiz iyi derecede İngilizce bilseydi , devlet kapısında iş aramayacaklardı, üretimde çalışıp ülke kalkınmasına katkıda bulunacaklardı.

Refik Tuzcuoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle