İsrail’in Ortadoğu hesabı
Akdeniz’den başlayıp Ürdün Nehri’nde sona eren egemenliklerini (işgallerini) genişletme politikalarının olup olmadığı sorusuna cevaben İsrail Maliye Bakanı Bazalel Smotrich hedeflerindeki ülkeleri de tek tek saydı: “Ürdün, Lübnan, Mısır, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan’ın bazı kısımlarını içeren bir Yahudi devleti istiyorum. Kudüs’ten Şam’a kadar topraklarımızın uzaması kaderimizde var.” Bunun nasıl hayata geçeceğini ise “yavaş yavaş” yani etaplar halinde olacağını söyledi.
I. Dünya Savaşı’nda, Kudüs’e doğru ilerleyen İngiliz General Edmund Allenby, bölgede bir yahudi devletinin kurulacağını henüz işgal gerçekleşmeden önce söylemişti.
Emperyal güçlerin Osmanlı’nın akıbeti ve ardından Ortadoğu bölgesiyle ilgili 200 yıllık bir planları vardı. Ve Smotrich’in söylediği gibi yavaş yavaş bu hedefe doğru ilerliyorlar.
Benim analizlerime göre bunun yaklaşık yüz yılı aşan periyodu geride kaldı. Kalan yüz yılın içindeyiz. Son şekillenmeyi tamamlamak iradesi gösteriyorlar. İsrail’in Türkiye için bir tehdit içermediğini düşünen gafil güruh için bu sözlerimizin bir karşılığı yok kuşkusuz.
Genç bir üniversite talebesi iken hep düşünürdüm; “Türkiye’nin bir hedefi yok mudur?” diye. Hani ‘Kızıl Elma’dan falan bahsederiz ya!
90’lı yıllardı. Eski istihbaratçı Mahir Kaynak; “Türkiye’nin sınırı aşan ideolojisi yok” derdi. Gençlik heyecanı işte, Türk Cumhuriyetleri ile irtibatlar geliştirilemez mi, İslam Dünyası ile daha sıkı temaslar, işbirlikleri kurulamaz mı diye hayal kurardık. Çok şükür o konularda önemli ilerlemeler var şimdi.
Bir de şunu düşünürdüm; “Emperyalizmin bu planları açık kaynaklarda yazılıp konuşulurken hiç mi tedbir alınamaz!” Hain emeller adım adım nasıl oluyor da hayata geçebiliyor? Bunu bir türlü anlamlandıramazdım.
Sonradan bunun tek bir cevabının olduğunu kavradım: İslam Dünyası’nın dağınıklığı. Osmanlı, tesbihin imamesi gibi İslam Dünyasını bir ipin etrafında tutuyordu.
Batı’nın yüzyıllık ilk hedefi Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla gerçekleşti.
Günümüze doğru geldiğimizde; İsrail/ABD merkezli analizde, Arap dünyasının birçok devletçiğe dönüştüğünü, neredeyse tamamının kağıttan kule olduğunu raporlarına dercetmişler. Aşiret, mezhep ihtilafları, kendi aralarındaki sorunların varlığı kayda düşülmüş.
Suriye ve Irak’taki mezhep ve etnik ihtilaflar her iki ülkeyi de vakti gelince müdahaleye açık tutuyor. Suudi Arabistan ve Yemen’in durumları belli. Mısır nerede konumlanacağını bilemez vaziyette.
Bir de kendi elleriyle ürettikleri proje yapılar var emperyalizmin. Ülkemizdeki FETÖ yapılanması gibi. Mesela Irak ve Suriye’deki DAEŞ belası. Güya Sünnilik adına uyguladığı vahşet -ki, hiçbir Sünni devletin ve Müslümanın kabul edemeyeceği, insanlık dışı bir yapı-.
Diğer taraftan, bölgede oluşan jeopolitik boşluğu fırsata çevirmeye çalışan İran’ın tutumu. Beslediği Şii milislerin DAEŞ’e rahmet okutan katliamları. Haşdi Şabi komutanlarının ateşte yakıp, döner bıçağı ile lime lime ettikleri insan görüntüleri. Şimdilerde kendi paylaştıkları bu vahşet görüntülerinin sosyal medyadan kaldırılması eğilimindeler. İran-İsrail arasındaki savaş rüzgarlarından sonra, bölgeden destek arayışında bu görüntülerden kurtulmak isteniyor belli ki.
Türkiye ile ilgili hesaplar da İsrail planlamasında mevcut. PKK, PYD terör yapısı üzerinden etnik ihtilafın giderek köpürtülmesi. FETÖ yapılanması çok büyük bir projeydi. Alevi-Sünni ihtilafın köpürtülmesi masada duruyor. Ve daha neler neler. Küresel hesabı doğru okuyamayan gafillerin sonu, emperyalizmin masasına meze olmak.
Son zamanlarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “iç kaleyi sağlam tutmaya ve iç kırılganlıkları azaltmayayönelik vermiş olduğu birlik ve beraberlik mesajları”nın rastgele yapılmadığını anlamak gerekiyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı elin öylesine spontane bir hareket olmadığı anlaşılıyor.
İsrail, İslam Dünyası’ndaki bu dağınık yapıyı biliyor. Gazze’ye, Beyrut’a yaptığı katliamlar karşısında ve yine ilerde Suriye’ye yapacağı operasyonlarda Arap dünyasının kılının kıpırdamayacağından emin.
Arap ülkeleri; “Biz ne yapıyoruz, kendimize çekidüzen verelim” diyemiyor. Zira mevcudiyetleri ABD’nin desteğine bağlı, ipleri Batı’nın elinde.
İran ise mezhep gözlüğünü bir tarafa bırakıp İslam’ın kaynaştırıcı, uzlaştırıcı misyonunu bir türlü tercih edemiyor. Maalesef tarih boyunca olduğu gibi.
Türkiye’nin devlet aklıyla ortaya koyduğu çözümler etrafında, emperyalizmin kendilerine devletçik armağan ediverdiği bu kabile yapılar toplanamıyor.
Öyle olunca İsrail bölgede istediği gibi at oynatmaya devam ediyor. Smotrich, hedeflerini rahatça paylaşıyor, sırasını bekleyen kurbanları bir bir sayıyor.
Ancak sahada oyun henüz bitmedi. Yeni bir uyanış beklentisi var ufukta. Allah’ın da kuşkusuz bir hesabı var.







