İnsan ve Toplum Kıvamı
İnsan ve Toplum Kıvamı
Refik Tuzcuoğlu
Belediyelerin konser etkinlikleri üzerinden birçok değerlendirmeye şahit olduk. Eğrisi doğrusu tartışıldı. Sanatçı ve organizasyonlara harcanan dudak uçuklatan rakamlar şaşkınlığımızı bir kat daha artırdı.
Kültür Belediyeciliği’nin neresine oturuyor konserler? Külliyen yanlış bir icraatı mı? Değil elbette, kararında ve kıvamında olduktan sonra. Ancak Kültür Belediyeciliği’ni sadece konser olarak anlamak; ufuksuzluk ve vizyonsuzluk alameti.
Kültür Belediyeciliği’nden maksat nedir diye sorarsanız, çekirdeğin özü olarak “kaliteli insan yetiştirmeye katkı sunmaktır” derim. Özünü kavramış insan. Yani rahmetli Turgut Cansever’in deyişiyle “bir sevgi toplumunun inşası”. Yapılan her icraat, insan kalitemizin bir yönünü ikmâl etmeli. Sanat ruhunu, estetik algısını… Böyle bakmalı her işe…
Vak’a zengini bir ülkeyiz ya!
Gündeme Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in lâiklik tartışması girdi. Milli Eğitim politikalarında atılan adımlar dikkat çekiyor. Doğal olarak jakoben kesimin tenkit okları da ona yönelmiş durumda. Eleştirilere şöyle cevap verdi;
“1940’lı yılları hatırlayın, camilerin kapısına kilit vurmak, camileri ahıra çevirmek, vatandaşı Kur’an’ı Kerim öğrenmesini yasaklamak. Sizin laiklikten anladığınız şey bu. O zaman sizin laiklikten anladığınız şeyle benim anladığım şey aynı değil. Ben laiklikten bütün vatandaşların hangi dine inanırlarsa inansınlar dini inanç ve ibadet hürriyetinin devlet garantisi altına alınmasını anlıyorum.”
Şimdi siz de soracaksınız, bu iki gündemi peşi sıra niçin yazdınız diye?
İkisi de nasıl bir insan ve nasıl bir toplum hedeflediğimizle ilgili.
Uygulanan yöntemlerin ne tür sonuçlar doğurduğuyla ilgili.
Aylar önceydi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in sunumunu dinlemiştim.
“İşte budur” diye bir duygu kopmuştu içimden.
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismini verdiği milli müfredatı anlatmıştı. İsmi de dikkatimi çekmişti. Tarihi bir bağ kuruyordu geçmişimizle.
Maalesef dilde sadeleşme/yenileşme adına bin yıllık kavramlarımızı çöpe attık. Oysa ne kadar derin anlamları ihata eden kelimelerimiz vardı. “Maarif” kelimesi, beyin ile öğrenmenin yanında kalp ile kavramayı ve anlamayı da kapsıyor. Kadim birikimimiz ilim yanında irfandan, âlim yanında ariften bahseder. İlim okuyup öğrenmek ise, irfan kalp ile hissedip yaşamak... Yusuf Kaplan’ın ifadesiyle “akleden kalp” kıvamına ulaşmak.
Dramatik bir şekilde yangında ölen beş çocuğun yaşadıkları zihnimde canlandı. Baba uyuşturucudan mahkûm. Anne çalışmak için dışarda. Devrilen elektrik ocağından çıkan yangın yürekleri sızlatan bir faciaya yol açtı. Öyle hikâyeler işitiyoruz ki, “nereye doğru sürükleniyoruz?” diye sormadan edemiyor insan. Uyuşturucu müptelası olan babaya uyuşturucunun ne kadar zararlı olduğu okullarda anlatılmıştır muhakkak.
Demek ki, öğretim modeli yeterli bilinçlenmeyi sağlayamamış.
Demek ki, bu insanlara toplumsal mekanizmalar yetişememiş.
Demek ki, hayır kuruluşlarımız el atamamış. Sözü hikmetli dillerden bir nasihat ulaşamamış.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Bey doğru yolda ilerliyor. Eğitim ve öğretimi maarifle, bilgiyi irfanla buluşturma azminde. Böyle hayırlı bir yolda eleştirilere kulak asmamak lazım.
Arif bir zât şöyle söylerdi; “Her çabadan maksad kâmil bir insan yetiştirmektir. Ecdadın yolu öyle olmuştur. Mevlâna’yı yetiştirmek için Seyyid Burhaneddin Mâverâünnehir’den kalkıp Konya’ya gelmiş ve tam 9 yıl tek vazifesi Mevlâna’yı yetiştirmek olmuştur”.
Şehircilik hizmetlerinden maksat da böyledir. “İnsan Odaklı Şehircilik” deriz ya hani! İşin hep fiziki tarafı konuşulur. Ancak iş çok boyutludur aslında. İnsan şehri inşa ederken, şehir de insanı inşa eder. Erdemli insanlar, erdemli bir toplum yapısı oluşturur. İşte o vakit yüreğimizi sızlatan bu kadar çok hadise ile karşılaşmayız.
Huzurlu bir gelecek, “Maariften Belediyeciliğe” insana ne kattığımızın veya ondan neyi kopardığımızın muhasebesine bağlı.







