--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Halep’ten Saraybosna’ya Gönül Köprüsü

Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
1

Halep’ten Saraybosna’ya Gönül Köprüsü

REFİK TUZCUOĞLU

2000’li yılların ortasıydı. Saraybosna’daydım.

Hafız Hacı Muliç isimli ilmi ve manevi derinliğini hissettiğiniz 90 yaşlarında Boşnak bir zat ile tanışmıştım. Sonraki yıllarda ne zaman Bosna Hersek’e gitsem bu mübarek zatı ziyaret etmek adeta bir Saraybosna Ritüeli haline gelmişti. Komünizmin olanca baskısına rağmen Kur’an öğretmekten ve Mesnevi okutmaktan vazgeçmemiş bir çileli insandı. Nur içinde yatsın.

Bir seferinde yine ziyaret etmek istemiştim. “Hasta yatıyor” dediler. Izdıraplı haline rağmen kabul buyurup bir saat belirtmişler. Gittiğimizde yatağından kalkmış ve ayakta bekliyordu. Hastalığın tüm belirtileri simâsına ve bedenine yansımıştı. Ayakta zor duracak vaziyette karşılaması bizi çok mütehassis etmişti… Mahcubiyetimizi kendisine ilettiğimizde şöyle bir söz sarfetti; “İstanbul payitahttır, hilafet merkezidir. İstanbul’dan her kim gelse ayakta karşılamamak su-i edebdir.”

Birkaç dakika oturup hemen müsaade isteyecekken bir Bosna kahvesi ikram ettiler. Bu esnada bizimle birlikte gelen Boşnak dostlarımızla bir şeyler konuştu. Merak ettim konuşulanları. Onlara; “Çocuklarınıza Türkçe öğretiyor musunuz?” diye sormuş. Meğer uzun yıllar boyunca etrafındaki tüm Boşnaklara; “Çocuklarınıza Türkçe öğretin, aydınlık yıllar yaklaşıyor, gelecek Türkiye’nindir” diye nasihat edermiş.

Balkanlar’daki Osmanlı etkisi diğer coğrafi bölgelere göre Türk insanının daha çok bilgisi dahilindedir. Fetihlerle birlikte Anadolu’dan Balkanlar’a doğru iskânların olduğu çoğunluğun malûmudur. Kendisi de bir Rumeli göçmeni olan rahmetli Münevver Ayaşlı yeni nesillere Rumeli’nin asli ana vatanımız olduğunu anlatmaya adamıştı neredeyse kendisini. O nezih dil ve üslubuyla size Rumeli’yi hissettirir ve içinizde bir yangın tutuştururdu. Oysa Osmanlı’nın Balkan coğrafyası dışındaki iskân politikaları çok fazla bilinmez.

Kafkas coğrafyasında da Balkanlar’a benzer iskân politikaları olmuştur. Ahıska Türkleri ve Kazan/Karapapak Türkleri ve diğerleri böyledir. Kimi kadimden gelen Müslüman Türklerdir. Ancak fetihlerle birlikte gerçekleşen yerleşimler de çoktur. Kuzeyin bir nevi uç beyleri olan Kafkas Türklerinin yaşadığı hikâye çok bilinmez. Yaşadıkları sürgünler, ızdıraplar, katliamlar…

Suriye’yi konuşacaktık.

Bugün Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Kayı Boyu, Halep üzerinden Anadolu’ya geçmiştir.

Moğol baskısından Batı’ya doğru göç yolu Amuderya (Ceyhun Nehri) üzerinden Horasan’a, oradan da Ahlat’a uzanır. Ahlat’tan sonra Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp (Süleyman Şah) Halep’e gelir. Buraya yerleşirler. Halep’te Caber Kalesi’nin kuzeyinde Fırat Nehri’nden karşıya geçerken boğularak Hakk’a yürümüş ve oraya defnolunmuştur. Defnedildiği yer su altında kalacağı için, 1921’de Münbiç Karakozak’a kabri taşınmış. Süleyman Şah’ın bilinen meşhur türbesi buradaydı. O topraklar Türkiye toprağıydı. Ancak terör olayları nedeniyle türbesi oradan Eşme köyüne bir kez daha nakil olundu. Süleyman Şah’ın vefatından sonra Ertuğrul Gazi Anadolu’ya geçer. Gerisi malum hikâyedir.

Osmanlı İmparatorluğu Suriye civarına Hac Yolu’nun güvenliğini sağlamak için Türkmenleri belli bir plan dahilinde yerleştirmiştir. Örneğin Hatay Kırıkhan eski bir Osmanlı garnizonudur. Suriye tarafında kalan dağlık ve ovalık alanlarda stratejik yerlere yine Hac Yolu’nun güvenliği için Oğuz boylarından iskanlar olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında zalim rejim ve diktatörler eliyle bu bölgelerde çok büyük katliamlar yaşandı. Maalesef bunlar çok fazla bilinmez. 1,5 milyon civarı Müslüman Türk yok edilmiştir. O insanlar yaşasaydı bugüne kıyasla Türkiye’ye yakın bir nüfusa ulaşacakları tahmin ediliyor.

Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesine ve ağır bombardımanlarla sivil bölgeleri yok etmesine ses çıkartmayanlar…

İran’ın -ki komşu ülke bile değil- Şii milisler üzerinden Safevi İmparatorluğu hevesine laf etmeyenler…

ABD’nin okyanus ötesinden gelip bölgeyi dizayn etmesine sessiz kalanlar…

İsrail tehdidini basite alacak kadar idrak yoksunu olanlar…

AB ülkelerinin PKK/PYD’ye silah ve her türlü lojistik desteğini gündem yapmayanlar…

Mevzu Türkiye olduğunda maşallah bülbül kesiliyor.

Rusya’ya, ABD’ye, İran’a, Zalim Esad’a iki çift kelam edemeyenler;

Türkiye’nin ortaya çıkan her türlü olumsuzluktan birinci derecede etkilendiği en uzun sınır komşusu olan, kendi vatandaşlarının güvenliği ve refahına yakın tehdit oluşturan Suriye’deki gelişmelere müdahil olmasına demediğini bırakmıyor.

Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Lakin Teröristan’ın kurulmasını engelleyecek mekanizmaları da sonuna kadar değerlendirmesi hakkıdır. Tel Rifat, Münbiç ve diğerlerine bu zaviyeden bakmak lazım.

Halep’te şehit düşen Süleyman Şah ile Saraybosna’daki Hafız Hacı Muliç’in nabzı aynı hassasiyetlerle atıyordu eminim.

Halep’ten Saraybosna’ya bir gönül köprüsü olduğunu görmeyenlerin, bin yıllık tarihimizde Suriye’den de başlayan bir hikâye olduğunu bilmeyenlerin bugün söyleyecek bir sözü olmasın.

Yorumlar

(1)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mücahaddin ..

6 Aralık 2024 06:28

Sayin Yazarimiz .. "gönül köprüsü"ne Afganistan ve talibani eklemeyi unutmus .. vesselam

Refik Tuzcuoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle