--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

DEM’in demsizliği

Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
5

DEM’in demsizliği

REFİK TUZCUOĞLU

Siyasi geleneğiyle birlikte ele alındığında DEM Parti’nin; toplumsal dokuyu onarmak yerine, çatlakları derinleştiren yöntemlerden vazgeçemediği görülüyor.

Oysa parti vitrine ilk çıktığında, kısa adı olan 'DEM', zihinlerde müspet bir çağrışım uyandırmıştı. Zira 'Dem'; hamlıktan kurtulup kıvamını bulmak, rengini ve olgunluğunu kazanmak demekti. Tıpkı çayın demlenmesi gibi... Hatta tasavvufta 'nefes' ve 'an' manasına da gelir.


Beklentim, daha olgun, daha 'kıvamını bulmuş' bir siyasetin sahne almasıydı. Heyhat! Karşılaştığımız tablo 'eski tas eski hamam' ezberinden öteye gidemedi. Siyasi bir 'demsizlik' (hamlık) ile haddini aşan bir 'densizlik' sarkacında gidip gelen bir fotoğraf veriyor sürekli.

Suriye sahasında yaşanan jeopolitik deprem sonrası, DEM’in önümüze koyduğu denklem şu: "SDG’yi kabul etmezseniz Kürt düşmanısınız." Bu, siyaseten sakat ve ahlaken sorunlu bir mantık.


Demokrasi Kılıfı

DEM’in temel sorunu, meseleyi "demokrasi olgunluğu" zemininde ele alamamasıdır. Demokrasi, hak ve özgürlük kavramlarını; maalesef etnik bir "statü" inşası ve fiili bir "özerklik" ajandası için suiistimal ediyor. Suriye’de çöken "Rojava" modelinin, aslında tek tipçi bir parti diktası olduğu bugün daha net görülüyor. DEM’in yapmaya çalıştığı şey; Suriye’de iflas eden bu "vesayet modelini" demokrasi ambalajıyla Türkiye’ye taşımak. Kâğıt üzerinde 'sosyalist', pratikte ise 'faşizan' yöntemlerden medet uman bu yaman çelişki; yıllardır bölge halkı üzerinde 'mahalle baskısı' diyebileceğimiz bir hegemonya kurdu.


"Kürt Düşmanlığı" Nedir?

Sürekli olarak devleti "Kürt düşmanlığı" ile itham edenlere şunu söylemek gerekir: En büyük düşmanlık, halkı kriminalize etmek, terörle özdeşleştirmek ve makul çoğunluğu marjinal bir örgütün ipoteği altına sokmaya çalışmaktır. Türkiye’nin, bir terör yapılanması olan PKK/SDG’ye yönelik tedbir alması Kürt düşmanlığı değildir. Asıl düşmanlık; Kürt gençlerini eğitimden, ticaretten, sanattan koparıp; küresel güçlerin vekalet savaşlarında "harcanabilir birer unsur" haline getirmektir. Bütün Kürtleri PKK/SDG parantezine sıkıştırmaya çalışmak; yıllardır bu terör örgütüyle mücadele eden, şehitler veren milyonlarca Kürt vatandaşına yapılmış büyük bir bühtandır.


Kürtlerin Temsilcisi mi?

Bugün sormamız gereken can alıcı soru şudur: DEM Parti, kimin aklıyla ve kimin ajandasıyla hareket etmektedir? Haseke-Kamışlı hattındaki karargâhlarda İsrailli istihbaratçı ve subayların SDG’nin stratejilerini belirledikleri bilinmiyor mu sanıyorsunuz? Siz, "Kürtlerin temsilcisiyiz" iddiasındayken, aslında emperyalizmin bölgedeki hesaplarının "siyasi operatörlüğüne" soyunmuşsanız, burada bir temsil değil, bir "tâbiiyet" (bağımlılık) sorunu var demektir. Kürtleri kadim medeniyetimizin asli unsuru olmaktan çıkarıp İsrail’in vekil unsurları haline getirmek mi Kürtlerin siyasi temsiliyetidir? Kendini sözüm ona "anti-emperyalist" ilan edip, modası geçmiş sol jargonla konuşup, günün sonunda emperyalizmin bölgeyi dizayn etme projesinde "aparat" konumuna düşmekten daha büyük çelişki olmaz.


Fare ve Deve

Suriye’de yaşananlar ve maksimalist hayalperestlik, akıllara Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinde anlattığı o meşhur "Fare ile Deve" kıssasını getiriyor. Hani bir fare, devenin yularını eline almış, deve de olgunluğundan ses çıkarmamış. Fare, koca deveyi çektiğini görünce kibre kapılmış, "Ben ne büyük bir pehlivanmışım" diye böbürlenmiş. Derken önüne bir ırmak çıkmış. Fare korkudan donup kalmış. Deve sormuş: "Ey dağlarda bana öncülük eden, neden durdun? Girsene suya!" Fare titreyerek cevap vermiş: "Su çok derin, boğulurum." Deve suya girmiş, su ancak dizine geliyor. "Ey kör fare" demiş, "Bu su bana göre karınca, sana göre ejderhadır. Boyuna bakmadan, kılavuzluğa soyunma!"

İşte SDG ve onun siyasi aklının durumu budur. ABD’nin ve konjonktürün verdiği geçici güçle (yuları tutmakla), kendilerini bölgenin "devesi" yani büyük gücü zannettiler. Cüsselerine bakmadan maksimalist hayaller kurdular. Ama gün gelip emperyalizmin “kullan at” politikası ve coğrafyanın doğal sosyolojik gerçekliği ile karşılaşınca, o devasa sandıkları gücün aslında bir "kağıttan kaplan" olduğunu gördüler.


"Psikolojik Getto" İnşası

DEM’in kullandığı zehirli dil, toplumsal barışı tehdit eden bir "psikolojik getto" örmektedir. Bu dil; İstanbul’da ticaret yapan, İzmir’de akademisyenlik yapan, Antalya’da turizmle uğraşan, yani Türkiye’nin her karışında hayatın doğal akışı içinde var olan Kürtlerin huzurunu kaçırmaktadır. Nusaybin sınırında bayrak provokasyonuna girişen o marjinal zihniyet, yıllardır ekmeye çalışılan "ayrıştırma tohumlarının" zehirli meyvesidir. Milletin şahs-ı manevisinden Kürtleri koparmaya, onları sürekli azınlık psikolojisine itmeye kimsenin hakkı yok.


Bölgesel Empati Körlüğü

DEM Parti, sürekli olarak devletten, kendi taleplerine yönelik "empati" bekliyor. Oysa asıl kendileri "empati körlüğü"nün içinde. DEM; ne Türkiye’nin bin yıllık tarihsel ve manevi misyonuyla, ne de bölgenin (Ortadoğu’nun) tabii dokusuyla en ufak bir empati kurabiliyor. Anadolu irfanının mayasını, bu coğrafyanın emperyalizme karşı direnç kodlarını ve toplumun hassasiyetlerini okuyamıyor. Sadece kendi "grupçul" hesaplarına odaklanıp, içinde yaşadıkları "büyük aileyi" yok saymak; siyasi değil, ontolojik bir kopuştur. Bu reel sosyolojik hakikati kavrayamamak, DEM’in en büyük handikabıdır.


Artık sözü dolandırmadan, net bir çağrı yapma vaktidir: “İnin artık Kürtlerin sırtından!” Kürt halkının kaderini, Kandil’in maceralarına ve küresel güçlerin masadaki pazarlıklarına rehin etmeyin. Şikâyet ettiğiniz o "hak ve özgürlük kısıtlamaları" söyleminin konforuna sığınıp, demokratik alanı tepe tepe kullanarak Türkiye düşmanlığı üretmeyi bırakın. Siyaset; sorunları derinleştirmek için değil, çözmek için yapılır. Eğer DEM, "demsizliği" bırakıp siyasi rüştünü ispat edecekse, yolu bellidir: Terörün vesayetinden çıkıp, Türkiye’nin birliği ve kardeşliği zemininde sahici bir siyaset üretmek. Kandil’in vahşi baskılarına maruz kalmak sizi de ürkütüyor biliyorum. O sebeple tiyatrosunu oynadığınız özgür demokratik siyasete bir türlü geçiş yapamıyorsunuz.

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

BAYBURT SEVDALISI

24 Ocak 2026 14:05

Yasiyasetyapsınlaryadadefolsungitsinler

OSMANLI TORUNU

24 Ocak 2026 10:56

DEM Parti’nin ve onun Suriye kolu olan SDG’nin en büyük mahareti, en kirli ajandaları bile "demokrasi" ve "özgürlük" gibi parıltılı kavramlarla ambalajlamaktır. Ancak bu yaldızlar döküldüğünde altından çıkan tek şey; Kandil’in vesayeti ve İsrailli istihbaratçıların çizdiği stratejilerdir. Kendi gençlerini dağa kaçırıp küresel güçlerin piyonu yapanlar, utanmadan devleti "Kürt düşmanlığı" ile suçluyor. Asıl düşmanlık; bin yıllık kardeşliği bozmaya çalışmak, Kürt vatandaşlarımızı "terör parantezine" mahkûm etmek ve onları Türkiye’nin asli unsuru olmaktan çıkarıp birer "operasyon aparatına" dönüştürmektir. Anti-emperyalist nutuklar atıp, günün sonunda Haseke-Kamışlı hattında Siyonist stratejilerle yol yürümek, siyasi bir tercihten ziyade bir (kölelik) belgesidir. Kürtleri İslam medeniyetinden koparıp emperyalizmin vekili yapmak isteyen bu zihniyet, halkın değil sadece efendilerinin temsilcisidir. İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da huzur içinde yaşayan, bu ülkenin her karışında emeği ve imzası olan Kürt kardeşlerimizi "azınlık" psikolojisine hapsetmeye çalışan o zehirli dil, aslında en çok Kürtlere zarar vermektedir. "SDG’yi kabul etmezseniz Kürt düşmanısınız" dayatması, sadece siyasi bir sakatlık değil, aynı zamanda büyük bir ahlaki çöküştür. Boyuna bakmadan kılavuzluğa soyunan "farelerin" devri kapanıyor. Coğrafyanın kadim irfanı ve Türkiye’nin bin yıllık DEVLET AKLI, kâğıttan kaplanların ve geçici güç sarhoşlarının maskesini birer birer düşürmektedir....

Hamit Yıldız/ Bingöl

24 Ocak 2026 16:35

Helal olsun sana Osmanlı torunu adlı yorumcu, Bir Kürt vatandaşlar ( ayrımcılık ve etnikcilik yapmıyorum) Sizi yürekten kutluyorum ki bunların kirli çamaşırlarını dilinle yazıya döktüğü için. Söylediklerim Aynı zamanda bu konuyu kalemin ile dile getiren sayın köşe yazarı içindir. Sayın yazar size ve akit gazetesi camiasına hürmetlerimi iletiyorum.Okuma ve bil sahibi olmak için AKİT GAZETESİ okumak şarttır.

okur

24 Ocak 2026 10:24

cumhur demleniyor

Atilla

24 Ocak 2026 10:18

Elinize sağlık olup biteni çok güzel yazmışsınız.Zevkle ve heyecanla yazılarınız okuyup takip ediyoruz.

Refik Tuzcuoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle