Afrika’nın Batı emperyalizmiyle tarihi hesaplaşması
Son dönemde birbiri ardına darbe ve sömürge karşıtlığının yaşandığı Afrika’da Fransa’nın büyük ve çeşitli ekonomik çıkarlara dayalı sömürgeci politikaları ciddi anlamda etkilendi.
Asırlardır devam eden ABD ve Fransa öncülüğündeki sömürgeciliğine karşı bilhassa son 10 yılda milli bir uyanış sayesinde başlayan direniş ve isyanın darbelerle sonuçlandığı dikkat çekmektedir.
Güney Sudan, Çad, Gambiya, Nijer, Burkina Faso, Burundi, Zimbabve, Sudan, Gabon ve Etiyopya’da yaşanan askeri hareketlilik, hem ülkelerin hem de bölgelerinin kaderini değiştirdiği gibi bazı ülkelerde onlarca yıl süren iktidarlara da son verdi, veriliyor.
Sudan’da 1989’da darbeyle devletin başına geçen Ömer el-Beşir, Nisan 2019’da askeri müdahaleyle devrilmesinden sonra yaşanan askeri müdahaleleri ve darbe girişimleri sonucu ülke resmen bir iç savaşa sürüklenmiş ve çatışmalar hâlâ tüm şiddetiyle devam ediyor.
Sudan’dan ayrılarak 9 Temmuz 2011’de bağımsızlığını ilan eden Güney Sudan’da Aralık 2013’te yaşanan darbe girişimi iç savaşa yol açtı. 2018 yılında son bulsa da yerelde kaos ve çatışmalar kısmen devam etmekte ve iç savaşta binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe, Kasım 2017’de askerler tarafından istifaya zorlandı ve 37 yıllık iktidarını kaybetti.
Kısacası, son 3 yılda 2019’da Sudan, 2020’de Mali, Gine, 2021’de Çad, 2022’de Burkina Faso ve 2023’te Nijer’in ardından en son olarak kısa bir zaman önce Gabon’da olmak üzere 5 Afrika ülkesinde ABD ve Fransa öncülüğündeki Batılı emperyalizminin sömürgeci politikalarına karşı 7 darbenin gerçekleşmesi Afrika’da Batıya bir meydan okuma olduğu açıktır.
Ayrıca Kuzey Afrika’da yer alan Mağrip Arap ülkelerinden Mısır ve Tunus’ta yaşanan Arap Baharı ile diktatörler yenilendiği halde iç siyasi kaos devam ederken, Libya’da ise iç savaşın halen devam ediyor olması Batılıların kendi çıkarları yönünde bir düzeni inşa edememelerinin bir sonucudur.
Fas ve Cezayir’de ise Fransa karşıtlığı her gecen gün artarak devam ederken, asırlık sömürü ve toplu katliamların bedeli ödenmedi.
Kısacası Afrika kıtasında yerel halkla, sömürgeci Batılılar arasından bir tarihi hesaplaşma yaşanıyor.
•
Eğitimli veya eğitimsiz düzeyinden yoksun bırakılan milyonlarca genç iş bulamıyor, zengin yeraltı ve yer üstü maden zenginlikleri içinde yoksunluk ve sefalet diz boyu.
Sömürgeci Batılıların kuklası diktatörlerin oluşturduğu yönetimler, devlet mekanizmalarında reformlar, ekonomide çeşitlilik ve dışa bağımlılık bağlamında sömürgeci ülkelerden kurtulma yönünde hiçbir adım atmamış olmaları ve sadece kendi koltukları uğruna ülkedeki Batılı sömürgecilerin hizmetkârı olarak ülkeyi baskıcı bir anlayışla yönetmeleri ise önemli bir öfke kaynağı.
Bugün Afrika kıtasındaki Batıya isyanın bir diğer sebebi, ABD ve Fransa’nın sömürü ve yerel halkı köleleştirme politikalarının bir parçası olan İşbirlikçi yerli yüksek gelirli aileler ile kukla yönetimlerin hakkında yolsuzluk ve iltimaslarına duyulan kızgınlığın, öfke ve nefrete dönüştüğü bir gerçektir.
Diğer yandan, Afrika kıtasında Batılı sömürü düzeni içinde yardımcı yerel güç olarak görev yapan Afrika Birliği veya genellikle “görevdeki başkanlar kulübü” olarak adlandırılan Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi kurumlar, Afrika’nın veya Afrikalıların çıkarlarını korumadığı ise diğer bir gerçektir.
•
Afrika ülkesi Gabon’da sömürgeye karşı yapılan askeri darbede Fransız askerlerinin ülkeden çıkarılacağı duyurulurken, Başkan Sayın Erdoğan’ın 2013 yılında Gabon Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada ‘’Burada çok çok anlamlı bir Afrika atasözünü sizlerle paylaşmak istiyorum, ‘Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları yer’. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin zira kimin kimi yiyeceği suyun akışına bağlıdır” şeklinde kullandığı şu ifadeler aklıma geldi.
…Ve bugün Batı, Afrika’da bu gerçekle karşı karşıyadır.







