Dünyaya umut ve kardeşlik mesajı! Hutbe-i Şamiye!!!(4)
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NDA “MÜNAZARAT” ADLI KİTABI EKSENİNDE “İTTİHADI İSLAM” ANALİZİ!!!
Münâzarât, Bediüzzaman Said Nursî’nin Osmanlı’nın son döneminde (1911 yılında) kaleme aldığı, hürriyet, meşrutiyet, demokrasi, eğitim ve Doğu Anadolu’nun sosyal yapısı üzerine odaklanan siyasi ve içtimai içerikli bir eseridir.
Kitap, Said Nursî’nin Doğu Anadolu’daki aşiretleri tek tek gezerek onların meşrutiyet ve yönetim şekilleri hakkındaki şüphelerini gidermek amacıyla sordukları 155 soruya verdiği cevaplardan oluşur. Bu yönüyle eser, yazarın erken dönem fikirlerini (Eski Said dönemi) yansıtan bir tür sosyo-politik manifesto niteliğindedir.
Eserin öne çıkan temel özellikleri ve işlediği konular şunlardır:
• Yönetim Biçimi ve Şeriat İlişkisi: İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra halkta oluşan hürriyet ve meşrutiyetin aslında İslam›ın özünde olan «meşveret” (danışma/parlamento) ilkesine uygun olduğunu savunur.
• İstibdada Karşı Duruş: Baskıcı, mutlakiyetçi yönetim anlayışını (istibdat) hem siyasi hem de ilmi açıdan eleştirerek bireysel hürriyeti ve adaleti savunur.
• Toplumsal Sorunlar: Bölgedeki ağalık, şeyhlik, cehalet, azınlıklarla ilişkiler ve taassup (bağnazlık) gibi kronikleşmiş sosyal problemleri masaya yatırır.
• Medresetü’l-Zehra Projesi: Bediüzzaman’ın Doğu’da kurulmasını hayal ettiği; din ilimleri ile pozitif fen ilimlerinin birlikte okutulacağı, Arapça, Türkçe ve Kürtçe dillerinde eğitim verecek olan üniversite projesinin detayları ilk kez bu kitapta kapsamlı şekilde yer alır.
• “Reçetetü’l-Avam” (Halkın Reçetesi): Yazar, aydınlara hitap eden Muhakemat adlı eserini “aydınların reçetesi” olarak tanımlarken, geniş halk kitlelerine hitap eden Münâzarât’ı ise “halkın/avamın reçetesi” (veya Ekrad Reçetesi) olarak adlandırmıştır.
İTTİHADI İSLAM VURGUSU! Kitabın girişinde yer alan “Azametli bahtsız bir kıtanın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi...” ifadesi, eserin İslam coğrafyasının ve Osmanlı’nın o dönemki kurtuluş reçetesi olarak tasarlandığını özetler. Günümüzde bu eser, Risale-i Nur Külliyatı’nın Eski Said Dönemi Eserleri veya Mektubat mecmuasının içinde basılmaktadır.
Münâzarat, İttihad-ı İslam mefkuresinin idari, siyasi ve sosyolojik parametrelerini belirler.
Nursi; Osmanlı Devleti’ni, şeriatın emrettiği hakiki hürriyeti tam olarak uyguladığı müddetçe İslam birliğinin nurlu medeniyet merkezi olarak tanımlar.
Ona göre hürriyet, bireyin ne kendine ne de başkasına zarar vermeden, yalnızca Allah’a kul olduğunu idrak etmesiyle kazanılan fıtri bir şereftir.
Nursi, İslam dünyasını geri bırakan ve birliği engelleyen en büyük siyasal marazın istibdat (baskı, zorbalık ve otoriterlik) olduğunu ilan eder.
Yöneticilerin lüks ve maddi refah içinde yaşarken halkın sefalete mahkum edildiği toplumlarda garaz, husumet ve kin kökleşir ve bu durum iç birliği imkansız kılar.
İstibdadın panzehiri ise “meşrutiyet-i meşrua” yani şeriata uygun anayasal yönetim, cumhuriyet ve meşverettir.
Meşveret-i şer’iye, yüz milyonlarca Müslüman’ı tek bir aşiret gibi birbirine bağlayan demokratik ve hukuki bir ağdır.
Ancak Münâzarat, hürriyet kavramının anarşizme alet edilmesine karşı sarsılmaz bir barikat kurar.
Nursi, devletin meşru yapısını bozmayı hedefleyen, hiçbir yönetim modelinden memnun olmayan ve sadece tahrip etme arzusuyla hareket eden marjinal yapılara “anarşist” teşhisi koyar.
Toplumsal huzurun muhafazası için “müsbet hareket” (yapıcı, barışçıl ve asayişi koruyucu eylem) esas alınmalı ve “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” düsturuyla hareket edilmelidir.
İTTİHADI İSLAM’IN TEMELLERİ ATILIYOR!
Nursi; İttihad-ı İslâm’ı kurmak için, bir beton için gerekli olan çakıl, çimento ve su gibi, Türk, Kürt ve Arapları kaynaştırmak için onların sosyal yapılarını onlarla yolculuklar yaparak öğrenmiştir.
Kendisi bizzat Kürtlerle birlikte yaşamasına rağmen yine onları yakinen, ilmî olarak tanımak adına aralarında gezerek, ilmen sorular sorarak, sosyal yapılarını incelemiştir. Sonra Araplar arasında seyahat ederek, Şam’a giderek onların sosyal yapılarını derinden incelemiştir!
Osmanlı döneminde ise ilmî ve idarî makamlarla bizzat bulunduğundan Türklerin de sosyal yapılarını ömrün de sonuna kadar içinde yaşayarak anlamış,
İttihad-ı İslam-İslâm birliğinin temellerini o gün atmıştır. Bediüzzaman’ın bu seyahatleri tesadüfî veya sıradan yolculuklar değildir.
İTTİHAD-I İSLAM’DAN; DÜNYA BARIŞINA GİDEN YOLU GÖSTERMİŞTİR!
Nursi; Volga Nehri kenarında esir olduğu zamanlar, 1917 ihtilâlindan kaçarak Avrupa üzerinden İstanbul’a gelmesinde de aynı manalar vardır.
Peygamberimiz (asm) mealen, “ahirzamanda Hıristiyanların büyük kısmı İslâm’a girecek, diğer kısmı ise Kur’ân ve Hz. Muhammed’i (asm) kabul edecek, fakat Hıristiyan olarak kalacaklar..!” manasındaki hadisin sırlarını anlamak için bizzat Hıristiyan toplumunu tanıması lâzımdı.
İSLAM BİRLİĞİ’NİN ÖNCÜSÜ TÜRKİYE OLACAK!!!
Nasıl ki İslâm birliğine Türkiye öncülük edecek, aynı şekilde de Dünya barışının öncülüğünü Müslüman olan Avrupalı İsevîler yapacaktır.
İşte Bediüzzaman’ın bu Rusya sınırlarında başlayıp oradan Avrupa üzerinden İstanbul’a gelişi sonrasındaki intibaları ve yaptığı faaliyetler ile bu gelecek olan ve doğumu yaklaşan “İslâm birliği ve dünya barışının” temellerini atmıştır.
Devam edecek..!
WhatsApp ilgi ve ihbar hattı: 053020000 96







