--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hatıra defterimden (1)

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
37

 

“Moral Dünyası Dergisi, vefatının ellinci yılı vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’yle ilgili bir dosya çalışması yaptıklarını ve çeşitli yazar, düşünür ve sanat çevresinden bu doğrultuda, sınırı belirlenmiş ölçüde görüş ve düşünce talep ettiklerini söylediler.

Benden de istiyorlardı. Dedim ki:

Ne uğruna yaşanmışsa hayat ondan ibarettir. Bediüzzaman Hazretleri için de bu böyledir. Bu perspektiften bakıldığında Bediüzzaman’ın hayatı, Rabbiyle arasında sır olan manevi aşkınlıklar dışında, kayda alınmış keyfiyetiyle Risale-i Nur’dur. Yani ona bir ömür biçilecek, ona bir hayat tayin edilecekse bu, Risale-i Nur’un ömrü olmalıdır. Beşeri yanıyla vefat etmiş olması söz konusu hakikati değiştirmez. Bu açıdan da Bediüzzaman, Nur Risaleleri’yle ve hizmetiyle hâlâ yaşamaktadır ve inşallah kıyamete kadar da yaşayacaktır.

Elbette onu, sadece bir milletin iftihar anlayışına sığdıramayız. Nitekim günümüzde bütün dünya milletleri kendi lisanlarıyla onun eserlerini okuma seferberliğine girmiş ve ona olan medyuniyet tüm dünyada konuşulur olmuştur. Gecikmeli de olsa Bediüzzaman’ın kadr-ü kıymeti bilinmeye, anlaşılmaya ve takdir edilmeye başlanmıştır. Bu sürecin yaşanılır kılınmasında, Bediüzzamanı, davasını ve eserlerini tanıtmak amacıyla gerçekleştirilen uluslararası sempozyumların payı büyüktür ve bu gerçek de tarihe böylece not edilmelidir.

Bediüzzaman, kendisinden sonraki dönemlerin bütününde ve bir bütün olarak yaşayacak tek isimdir. İman-hayat-şeriat ekseninde gelişeceği bildirilen çalışmaların hepsi, sadece ondan ilham almakla kalmayacak, onu ve eserlerini kendilerine bir rehber ve bir nizam kabul edecek ve varmak istedikleri medeniyet hedefine de ancak bu surette varacaklardır. Çünkü o, Peygamberimizin külli, umumi ve hakiki son varisidir. Yani, Mehdiy-i Azam’dır, mehdilik makamının son sahibidir. Yani, vazifesi cüzi, hususi; makamı, hali zılli değildir.

Kendi şahsiyetini Risalelerde ifna ile etini, kemiğini, maddi yanını adeta mücerret nura, müheykel ruha ifrağ etmiş bulunan bu bahtiyar kulu, fani ve fenaya ait kıstaslarla tartıp değerlendirmek yerine, onun uğruna yaşadığı hayatı, gaye ve hedef merkezli yorumlarla geleceğe taşımak en doğru, en isabetli, en verimli uğraşlar olsa gerektir.

Bu tür uğraşlardır ki, kâinatı, Kur’an’ı, Peygamberimizi ve vicdanı birer külli burhan mahiyetinde okumamızı temin edecek ve bizleri hem birey hem de toplum olarak Mutlak Sevgili’yle ebedi vuslata erdirecektir. Gerçekleşmesi istenilen ulvi maksat da zaten bu mutlu final değil midir?

Bediüzzaman, bu mutlu sonuca ulaştıracak en kısa, en geniş yolu keşfetmiş insandır. Hem kelami anlatımlar hem de tasavvufi tecrübeler onun eserlerinde gayet ahenkli ve gayet istikametli dengeyle mükemmel ve harika denecek çapta bir senteze ulaşmıştır. Bu sebeple de onun mirasına hem ehl-i ilim hem de ehl-i tasavvuf birlikte sahip çıkmak zorundadır. Nur Risaleleri, diğer tali nurlu yolların da buluştuğu müşterek bir “cadde-i kübra” hüviyetiyle hizmet görmelidir.

Risale-i Nur’un kendisinden beklenilen terbiyevi işlevi görebilmesi onun anlayarak, sürekli ve külliyat bütünlüğü içinde okunması şartına bağlıdır. Ve bir de ondan tam istifade ancak farzları yerine getiren, kebireleri terk eden ve Sünnet-i Seniyye’ye uymayı ilke edinen talihlilerin kârıdır. Rabbimiz cümlemizi o talihlilerden eylesin, amin.

Moral Dünyası’nın mart sayısını merakla bekliyorum..” (Bugün Gazetesi, 2010)

Yazımın yayınlanmasından bir gün sonra Rahmetli Mustafa Sungur Abi aradı. Yazıdan duyduğu memnuniyeti anlattı, bu arada da pek çok iltifatta bulundu. Manevi bir haz duydum, Rabbime şükrettim.  

Birkaç gün sonra kendisini ziyaret ettim. Salon çok kalabalıktı, o gece ders varmış. Sungur Abi beni yakınında bir yere davet etti, oturdum. Ders bitince, yukarıdaki yazıyı sesli olarak okuttu.

Hastalanmıştı. Hastanede ziyaretine gittim. Yatıyordu. Refakatçi kardeşlerimiz haber verdiler, kabul edildim. Sağlık durumunu sordum. “Elhamdülillah, dedi. Bu vesileyle inşallah günahlarımızı dökmüşüzdür.” İnşallah terakkiye vesiledir, dedim.  Hemen ardından, “ben o yazıyı yanımda en az beş yüz kere okuttum,  Anadolu’daki bütün kardeşlere de okusunlar diye gönderdik” dedi. Ve sordu: Bu yazı sebebiyle Fetullah Hoca sana bir şey dedi mi? Kızdı mı, öfkelendi mi? Abi niçin sordun, dedim. “Hani sen, Bediüzzaman son varistir, diyorsun ya…” dedi. Sungur Abinin keskin zekasına, engin ferasetine o gün bir daha hayran oldum. Nur içinde yatsın.

 

Yorumlar

(37)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Veysal Kutlukkaya

9 Mart 2024 14:00

Hocam üstad işaretül icazet kitabında hatemallahü ayetinin tefsirinde" fakat kafir kendi ameliyle bu duruma kesbi istihkak etmiş isede amelinin cezasını çektikten sonra ateş ile bir nevi ülfet peyda eder .ve evvelki şiddetlerden azade olur." diyor.Kuranda Bakara 162.ayette"onların azabı hafifletilmeyecek " buyuruyor.Üstadın bu yorumu Kuranın açık manasına zıt değilmi.Bu durum benim kafamı çok kurcalıyor.Beni bu konuda bilgilendirirseniz çok memnun olacağım.

L.e.

9 Mart 2024 18:15

Üstadın yorumu cehennem azabıyla alakalıdır. Söz konusu ettiğiniz ve benzeri ayetlerde söylenen ise, Allah’ın, meleklerin ve insanların llanetinde kalma azabıdır, bu iki azap farklıdır. Dolayısıyla bir tezat söz konusu değildir. Baki selamlar Bir tezat söz konusu değildir. B

Medyunu şükran bir okur

3 Mart 2024 02:41

Abi fitne zamanı basiretli duruşun ve alimane yorumların aklıma geldi. Arayıp bu yazıyla karşılaştım. İyi ki varsınız ülkemizin kalemini bu dünyaya satmayan, beynini kiraya vermeyen mütefekkir kimseleri. Cenab-ı Allah c.c son nefeste iman ve hüsnü hatime versin. Her türlü şerirden muhafaza etsin.

Sadullah Norşi

3 Mart 2024 00:15

Hizmet için . İyiyim.

Sadullah Norşini

2 Mart 2024 20:48

İlk diyalogcu Said Nursi'ydi. Kominizme karşı Hristiyanlara işbirliğinden söz etti. 2.Dünya Savaşı'nda ölen sivil Hristiyanları "masum Hristiyanlar şehit olmuştur" diye anlattı. Bana ilham olundu, bana bildirildi, Hz.Ali Risale-i Nur'u okudu ve hepsini tasdik etti. Hafız Ali ölünce mezarda Münker Nekir'e Risale'den bir bölüm okudu. Münker Nekir onu hesaba cekmekten vazgeçti, vb muhteşem ilmi, kitabi, sözlerin sahibi olan da Said Nursi'dir. Daha çok FETTOŞ VE FETÖ yapısı üretir bu İsevi Müslümanlık olan Nurculuk. Bu tamamen mesnetsiz yazılan Risale adlı kitaplar.

Sadullah Norşin in yorumunu okudum

2 Mart 2024 23:59

Bu güzel yorumu ancak bilgili biri yazabilir.

Abi iyi döktürmüşsün

3 Mart 2024 00:06

“…söz etti, …anlattı, …yaptı, …okudu…, …vazgeçti.” Hepsine şahit olmuşsun. Kullandığın zaman kipi -di’li geçmiş zaman olduğuna göre. Abi sen kaç yaşındasın? Enaz 100 olmalı.

Yorumdaki suçlamanın hiçbir fikri temeli yok

3 Mart 2024 10:27

İstikbalin kıt’alarında hakikî ve mânevî hâkim ve beşeri, dünyevî ve uhrevî saadete sevk edecek yalnız İslâmiyettir ve İslâmiyete inkılâp etmiş ve tahrifattan ve hurafattan sıyrılacak İsevîlerin hakikî dinidir ki, Kur’ân’a tâbi olur, ittifak eder. Bediüzzaman Said Nursi

Bu tamamen mesnetsiz yazılan Risale adlı kitaplar mı

3 Mart 2024 10:28

Beyefendi sen iyi misin?

Daha çok FETTOŞ VE FETÖ yapısı üretir mi?

3 Mart 2024 10:29

Daha çok FETTOŞ VE FETÖ yapısı üretir mi? Daha az ne üretir? Onu da söyle bilelim.

Ne güzel döşemişsin

3 Mart 2024 10:30

Bu güzel yorumu ancak güzel insan yazabilir.

Ahmet selim

2 Mart 2024 16:34

Allah razi olsun, hakikatleri soylemissin. Allah sizi payidar eylesin, mufterilerin iftirasindan korusun!

Bediüzzaman..

2 Mart 2024 12:31

Bediüzzamanı tanımak, anlamak isteyen bikaç Risaleyi okusun yeter.. inşallah Mevlana-Mesnevi gibi kıymeti zamanla, zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacak..

Hasan

2 Mart 2024 11:54

Sungur ağzının damadı ve kızına kim zulüm yapıyor ???

Hz Peygamber in amcası

2 Mart 2024 13:49

Peygamber e iman etmedi. Akrabalık değil mesele. Sungur Abi nin oğlu olmak birşey kazandırmıyor. Risaleye talebe olmak mühim.

ersan

2 Mart 2024 11:29

feto iti ile olan anılarını mi yazacaksin 

Hatıralar

2 Mart 2024 13:51

Ama maske düşüren türden. Penisilvanya sakinini krize sokar.

Bediüzzaman kimdir?

2 Mart 2024 11:01

Çünkü o, Peygamberimizin külli, umumi ve hakiki son varisidir. Yani, Mehdiy-i Azam’dır, mehdilik makamının son sahibidir.

Haşa Haşa

2 Mart 2024 18:36

Küfür, küfür, Haşa, haşa haşa... Peygamberimiz'in, (Ona ve ashabına selam olsun) bir vârisi yoktur. Ardında kimseyi vâris bırakmamıştır. Onun mirası elçi olarak Allah'tan getirdiği dîn-i mübîn-i İslam'dır. Peygambere mirasçılık iddia etmek onun mirasının üzerine çökmek, şakavettir, din eşkıyalığıdır. Bu fırka ortaya çıktığı günden beri İslâm'a kattığı bir şey yoktur. Saf Müslümanların bölünmesinden başka hiçbir fiilleri olmamıştır.

Hadisi Şerif:

2 Mart 2024 21:50

Şüphesiz ki âlimler nebîlerin varisleridir.

tefekkur

2 Mart 2024 09:24

bu durumda Abdülhamid han mehdiyi azamin kıymetini anlayamamış mı oluyor çünkü saidi nursiyi bir süre hapsettirmistir şu cümleleri de anlayamadım "Bediüzzaman kendisinden sonraki dönemlerin bütününde bir bütün olarak yaşayacak tek isimdir iman hayat şeriat ekseninde gelişeceği bildirilen çalışmaların hepsi sadece ondan ilham almakla kalmayacak medeniyet hedefine ancak bu suretle varacaktır çünkü o mehdilik makamının son sahibidir..ebedi vuslat a kavuşturacak yolu en kısa en geniş kesfetmis kişidir".. bunları anlayamadım bir de robocoplarla okul önlerinde başörtülülerin saçlarından yakalanip yerlerde sürüklendiği günlerde Arabistan'a gitsinler diyen hızını alamayıp 9 ncü senfoninin icra edildigi salonda işte çağdaş Türkiye diye haykıran Demirele nurlu Süleyman lakabını kimler takmıştı Erbakan'a yeşil komünist lakabını kimler takmıştı diye de düşünmeden edemiyor insan Bir de eski Sait yeni Sait meselesi var insana çok karışık geliyor

Doktor:”Bediüzzaman deli ise, dünyada akıllı insan yoktur”

2 Mart 2024 10:32

Maznun Sultan Abdülhamid Han ile memleket ve milletin düştüğü o zamanki sıkıntıların formülünü takdim etmek için geldiği İstanbul’da, önü Siyonist alçakları tarafından kesilmeyip, Abdülhamid ile görüşüp, o Kur’ânî formülleri anlatabilseydi, Allah bilir, Osmanlı İmparatorluğu bile yıkılmazdı. Araya girip, Sultanla görüşmesine mani olan Siyonist kumpasının fitnesi sayesinde, Abdülhamid ile görüşemediği gibi, üstüne üstlük, “deli” diye tımarhaneye bile atıldı. Tabiî, kendisini muayene eden tabibin, “Bediüzzaman deli ise, dünyada akıllı insan yoktur” dediği bir delilik ithamı ile…

Tefekkür böyle ise vah zavallı

2 Mart 2024 10:37

Tefekkür ama hakikate saygı lazım. Necmettin Erbakan: ''Onlar bizim namaz kılmayan din kardeşlerimiz'' chp ile 1974 te yaptığı koaliyon için söylediği o zaman dediği laf. Başka lafa gerek yok.

Lütfen araştır oku sonra yaz

2 Mart 2024 10:38

Gaye ve ideali büyüktü. Onların tahakkuku için çok uğraşıyordu. Abdülhamid ile görüşememiş, fakat Sultan Reşad ile görüşmüş, o da Said Nursî’yi idealinin tahakkuku için yanına alarak Kosova seyahatine beraber çıkmıştı. İdeallerinden biri; Din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite fikrinin, Sultan tarafından kabul edilmesiydi. O idealin tahakkuku için, Padişah tahsisatının bir kısmıyla, Van Edremit’te, Medreset-üz Zehra’nın, yani üniversitesinin temellerini atmış, ama hemen patlak veren 1. Cihan Harbi’nde, medrese talebelerini birer mücahid yaparak, tahsis edilen o paranın geri kalan kısmına silâh ve teçhizat alıp, gönüllü milis alayı teşekkül edip, kendisi de gönüllü alay kumandanı (albay) olarak, Osmanlı ordusunun vurucu bir timi olmuş, Doğu’daki Rus ve Ermeni çetelerine kök söktürmüştü. Muharebenin şiddetlenmesi üzerine Ruslara esir düşüp, Kosturma esir kampına götürülmüş, oradan, Cenab-ı Hakk’ın inayet ve muhafazasıyla, adeta kanatlanarak İstanbul’a gelmiş, işgal altındaki İstanbul’da, bu sefer de İngilizlere kök söktürmüştü. Vatanın kurtarılması için; Anadolu’daki Kuvva-yı Millîye hareketine cihad fetvası verenlerin içinde yer almıştır. Daha sonra, Ankara’ya dâvet edilmiş, İstanbul cephesinden, Ankara cephe gerisine pek gelmek istememiştir. M. Kemal’in şifreli telgraf ile yaptığı, birkaç dâvet neticesinde, araya giren hatırını kıramayacağı dostlarının ısrarı üzerine, Ankara’ya gelmiştir. Oradaki havayı anlamaya çalışmış, M. Kemal’in ısrarla, “Bu kahraman hoca bize lâzımdır, fikirlerinden istifade etmeliyiz” diye dâveti, daha sonraları, o ekibin dine muhalif tavırlarını görmesi üzerine Van’a çekilmiş, fakat bazı hadiseler neticesinde, sonradan tahakkuk eden hükümetler devrinde, bir anda sürgün, esir, mahkûm olmuştur. O devirde baş gösteren dinsizlik cereyanına karşı, Mehmed Âkif’in; “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhâmı, / Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı”beytine paralel olarak, Kur’ân’ın bu asra bakan âyetlerini tefsir ederek; Bu milletin, bu gençliğin, imanının kurtulmasına, Cehenneme gitmemesine çok uğraşmıştır. Eğer onun, 1911’de Şam Cami-i Emevî’de verdiği hutbedeki sözleri dinlenseydi, bugün âlem-i İslâm, bu hâle gelir miydi? Eğer, deccalist zihniyet, 25 senelik istibdat devrinde, ona; sürgün, zindan, hapis, zehirleme vs. gibi şen’i fiilleri irtikâp etmeselerdi, bu memleket, bu millet şimdi böyle mi olurdu? Kardeş kardeşe düşman olur muydu? İşin en garip kısımlarından biri de maalesef bazı dindarların ona karşı cephe alıp, fesatlık yapmasıydı. Dinî inkişafa destek verecekleri yerde, baltalamaya çalışmışlardı. Bir de utanmadan, ona her türlü iftirayı yapmaları yok mu, işte insanı bunlar çileden çıkarıyordu. Haydi, din düşmanları karşı çıkıyor, dinî gelişmeye mâni olmak istiyor, size ne oluyor kardeşim, kimin tarafındasınız siz? Ona atılan en büyük iftira ve haksızlıklardan biri de, “Kendisini Peygamber (asm) yerine, Risalelerini de Kur’ân yerine koyuyor” saçmalığı idi. Biz, yarım asırdır bu suallere çok muhatab olmuş ve gereken cevabı vermiştik. Hiç unutmam, gençlik zamanımızda, bir iki arkadaşla, bazı dindar kimselerle sohbetimizde, yine bunu dillendirmişlerdi. Biz o zaman onlara demiştik ki, “Bunu söylerken insan, Allah’tan korkar. Siz, hiç Risale-i Nurlar’ı okudunuz mu?” Tabiî, menfi manadaki kafa sallamadan sonra, kulaktan dolma bu iddiaları üzerine dedik ki, “Okuyun bir bakın, Üstadın o nur eserlerinde, en çok hacmi olan iki risale vardır. Biri Peygamberimizin (asm), diğeri de, Kur’ânın mu’cizeliğidir. En çok sayfa, bu iki risaleye yer verilmiştir” dedik. Tabiî sus-pus v.s. İşte, anlatılamayacak kadar büyük olan, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin gösterdiği, tarif ettiği nurlu yolda yürünür. Allah, akılsız başlara, akıl ihsan eder ve onun Kur’ândan aldığı sözleri dinlenir ve tatbik edilir de; bu millet de, bu âlem-i İslâm da, bu dünya da, insanlık da; haksızlıktan, zulümden, baskıdan vs gibi gayr-i insanî hâllerden kurtulur.

Risalei Nur okuyun..

2 Mart 2024 11:02

Sonra kendiniz karar verin.. en iyisi en doğrusu bu:)

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle