--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

20 Eylül 622 İslâm Tarihinin en önemli olayı.. HİCRET ve getirdikleri

Halit Kanak
Halit Kanak
0

İslâm tarihinin en önemli olayı HİCRET’tir. Hicretle İslâmiyet Mekke dışına çıkmış, devlet olmuş ve yeryüzünü aydınlatmıştır.. 

Mekke müşrikleri, 610 yılının Ramazan Ayında ilk vahyin gelmesiyle İslâm Dinini tebliğ etmeye başlayan Allah Resûlü’ne (s.a.v.) karşı cephe almışlar, koruması altında olduğu amcası Ebû Tâlib’in vefâtıyla düşmanlıklarını iyice artırmışlar, Müslüman olanlara karşı da akla hayale gelmeyen işkencelere başlamışlardı.

Efendimiz önce kızı Rûkiye Annemizle kocası Hazreti Osman’ı (r.a.) toplam 15 kişiyi güvenli gördüğü Habeşistan Necâşi’si Ashame bin Ebcer’in hüküm sürdüğü topraklara hicret etmelerine izin vermiş, bir yıl sonra da amcası Ebû Tâlib’in oğlu Hazreti Câfer’le (r.a.) 108 kişiyi peşlerinden göndermişti. 

Ancak şiddetin boyutu artınca birincide 12, ikincisinde 75 (ikisi kadın) Medineli Müslümanın iki kez Allah Resûlü Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle Akabe’de buluşarak, Yesrib’e (Medine) dâvet etmeleri ve kendisine sarsılmaz bir inançla biat etmeleri üzerine, yavaş yavaş Medine’ye başlayan hicret, Mekkeli inananları teşvik etmiş, böylece Efendimiz’in gemi ehli dediği Habeşistan yolcularından sonra Medine’ye de hicret artarak devam etmişti.

Bu durum Mekkeli müşrikleri endişeye sevkedince harekete geçtiler. Bunca Müslüman gittiği yerde birleşerek kervanlarımızın yolu üzerindeki Medine’de ticaretimizi engellerlerse telaşına kapıldılar. Bununla kalmadılar, “Ya birde Peygamberleri de onlarla buluşursa ne olur” vehmine kapıldılar. Bu durum uykularını kaçırıyordu. Tedbir almak amacıyla ileri gelenlerin bir araya gelerek, önemli kararların alındığı bir nevî hükümet konağı olarak kullanılan “Dârü’n-Nedve’de” toplandılar.

(Dârü’n-Nedve; Kureyş’in atası konumundaki Kusay tarafından 440’lı yıllarda Kâbe’de tavafa başlanan yerin arka tarafına yaptırdığı kapısının Kâbe’ye doğru açıldığı yapı. Bugün müezzin mahfilinin olduğu yer.) 

Görüşecekleri konu son derece önemliydi. Önce toplantıya çağırılacakların isimleri titizlikle belirlendi. Öyleki, Hâşimoğulları’ndan bile Ebû Leheb’in dışında listede kimse yoktu. Sonra ismi belirlenenler tek tek özel ulaklarla toplantıya çağırıldılar. Güvenmedikleri kimse içeri alınmadı. Güvenlik ise üst düzeydeydi binaya kimseler yaklaştırılmadı.  


Dârü’n Nedve’de başlayan toplantı uzadıkça uzadı. Uzun müzakereler ve hararetli konuşmalardan sonra Ebû Cehil’in teklifiyle Efendimiz Sallallahû aleyhi ve sellemi öldürme kararı alındı. Kararın uygulanma şekli de uzun tartışmalara sahne oldu. Cinayeti işleme görevi kime verilecekti? Hangi zamanda ve nasıl yapılmalıydı? 

Nihayet cinayeti sadece bir kişinin değil, Kureyş kabilelerinin her birini temsilen görevlendirilecek kılıç kullanmada usta gençler tarafından işlenmesi oy birliği ile kabûl edildi. Böylece Hâşimoğulları’nın kan davasına kalkışması önlenecekti. 

Görevlendirilen kişiler suikast hazırlıklarına başlarken Resûl-i Ekrem de Cebrâil vasıtasıyla Allah-û Teâlâ tarafından durumdan haberdar edildi. Ayrıca Mekke’yi terkedip Medîne’ye hicret etmesi emredildi. 

Peygamberimiz bu emri alır almaz Hazreti Ebû Bekir’in evine geldi. Evde Hazreti Aişe, kardeşi Esma ve annesi Ümm-i Rumân vardı. Kendisini heyecanla karşılayan Hazreti Ebû Bekir’e “Medîne’ye hicret için bana izin verildi”  buyurdu. Hazreti Ebû Bekir, “Size arkadaşlık etme şerefine erecek miyim?” diye sordu. Efendimiz’in, “Evet, beraber olacağız” cevabı heyecanını bir kat daha artırdı. Hazırlıklar hemen başladı. 

Hazreti Ebû Bekir, iyi bir para ödeyerek, Abdullah bin Uraykıt adlı bölgenin en iyi klavuzunu çağırıp ona, birisinin parasını Efendimiz’in ödediği iki deve verdi ve üç gün sonra Sevr Dağının eteğinde buluşmak üzere onunla sözleşti. (Kulağındaki kesikten dolayı Kasvâ ismi burada kondu. Harîş bin Kâ‘b’ın hayvanlarındandı ve Hz. Ebû Bekir tarafından 400 dirhem karşılığında satın alınmış aynı bedelle Resûl-i Ekrem satın almıştı)  

Geriye, Efendimiz’in bâzı kişilerin kendisine bıraktığı emânetlerin sahiplerine verilmesi kalmıştı. Bunun için de Efendimiz Hz. Ali’yi (k.v.) görevlendirdi ve gece yarısı evini kuşatan müşriklerin arasından geçti Hazreti Ebû Bekir’in evine gitti.  

Daha sonra beraberce Mekke’den yola çıkarak Yemen istikametinde Sevr dağına vardılar ve bir mağaraya gizlendiler. Resûl-ü Ekrem’i öldürmekle görevlendirilen katiller uzun bekleyişleri sonucu çıkmadığını görünce evine girdiler. Ancak evde Hazreti Ali’den başka kimse yoktu. Telaşla hemen aramaya koyuldular. Önce Hazreti Ebû Bekir’in evinde arama ve soruşturma yaptılar. Netice alamayınca bütün çevreyi taramaya başladılar. Bir taraftan da etrafa haberciler gönderdiler. Yerlerini haber verene 100 deve ödül koymayı ihmâl etmediler. 


Bunun üzerine neredeyse bütün Mekke ve çevredeki müşrikler seferber oldular. Hatta Efendimiz’in izini sürenlerden bir grup saklandıkları mağaranın yanına kadar gelmişti. Kendi aralarında ki tartışmaları dinleyen Hazreti Ebû Bekir endişeyle, “Ey Allah’ın Resûlü eğilip baksalar bizi görecekler” deyince Efendimiz, Kur’an’da da buyurulduğu üzere, “Üzülme, elbette Allah bizimledir” cevabıyla onu teskin etmişti. (Tevbe 9/40). 

Üçüncü gün kılavuz Abdullah bin Uraykıt develerle birlikte Sevr’e geldi. Burada kaldıkları üç gün boyunca Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdullah geceleri gelerek elde ettiği bilgileri onlara aktarmıştı. Ona çağırttıkları Ebû Bekir’in azatlısı Âmir bin Füheyre’yi de yanlarına alarak yola çıkıldı. 

Kılavuz eşliğinde taktik gereği önce sahil yoluna doğru gidildi, Hudeybiye’nin arkasından geniş bir hilal çizildi. Bilinen mûtat yolun gerek sağ açığından, gerekse sol açığından zikzaklar çizerek yol alınacaktı. Bu niyetle Usfan teğet geçildi. Emec’e uğramadan yollarına devam ettiler. Kudeyd yakınlarında yiyecek bir şeyler almak üzere Ümmü Ma‘bed Âtike bint Hâlid’in bulunduğu çadıra uğradılar. Burada Resûl-ü Ekrem Efendimiz sürüye katılamayacak kadar zayıf, sütten kesilmiş bir koyunu besmeleyle sağınca koyun oradakilere yetip artacak kadar süt verdi.  

Buradan ilerleyip Kızıldeniz Sahilinin hemen yanıbaşında Râbîgurrelm’e geldiklerinde ödül peşinde koşan Sürâka iz sürerek Efendimiz’e yetişti. Zarar vermek istediyse de atının ayakları yere gömülünce bundan vazgeçti. Yazılı bir “emannâme” alarak geriye döndü. Yetmedi iz süren bütün müşrikleri geri çevirdi. (Sürâka daha sonra Tâif Seferi’nin ardından Huneyn ganimetlerinin dağıtılması esnasında Ci‘râne’ye gelerek Peygamber Efendimizle görüşmek isteyecek, isteğine olumlu cevap verilmemesi üzerine elindeki emannâmeyi göstererek kendisini tanıtınca Allah Resûlü yanına gelmesine izin verecek ve Sürâka da aynı gün Müslüman olacaktır.) 

Efendimiz’in küçük kafilesi yoluna devamla Cuhfe’ye vardılar. Sonraki ilk güzergâhları Bedir, Medlicetülekif, Medlicetümicâc, Mercihmicâc, Batnızîkeşr, Cedâcid Ve’l Ecred, Zûselm, Medlicetüti’hin ve Münsarif paralel geçilerek Rüveyse’ye ulaşıldı. Çok kısa bir yol kalmıştı. Ravha ve Seyâle geçilip Melel’e gelince Mekke’ye giden kervan yoluyla birleştiler. Artık tehlike de kalmamıştı. Burada Şam’dan dönen Zübeyr’e rastladılar. Zübeyr Efendimiz ve Hazreti Ebû Bekir’e bembeyaz elbiseler hediye etti. Bu elbiseleri giydiler. Önlerinde bir tek Hâfir kalmıştı ondan sonra Medine’ye bir saat mesafedeki Âliye (Kûba) gözüktü.


Kûba’da bütün Medine toplanmış yol gözlenmekteydi. Heyecan had safhaya ulaşmış, büyük buluşma için nefesler tutulmuştu. Sonunda takvimler 20 Eylül 622’yi gösterdiğinde dam üstlerinde, hurma ağaçlarında gözetleme yapanlar ufukta küçük kafileyi görüp çığlıklarla müjdeyi verdiklerinde yer yerinden oynadı.. Bütün ensar ve muhacir hep birlikte tefler eşliğinde o meşhur kasideyi okumaya başladı. “Taleâl bedrû aleynâ min seniyyâti-il vedâ Vecebe'ş-şükrü aleynâ…” 

Aman Yarabbi bu nasıl cezbe haliydi, nasıl bir karşılamaydı.. Burada konakladılar ve Kûba Mescidi yapıldı. Medine’ye hareket edildiğinde Benî Sâlim topraklarında emredilen ilk Cuma Namazını burada kıldırdılar. İlk hutbeyi de burada irad buyurdular; "Ey mü'minler, ölmezden evvel Allah'a tevbe ediniz. Bir mani sizi işgâl etmezken salih ameller işleyerek Allah'a yakınlaşınız… Biliniz ki, Allah şu günde, şu bulunduğum makamda Cuma namazını üzerinize farz kılmıştır… Her kim tevbe ederse, Cenâb-ı Hak onun tevbesini kabul eder… Ey nâs, sağlığınızda Ahiretiniz için tedarik görünüz. Muhakkak bilmiş olunuz ki, Kıyamet gününde Cenâb-ı Hak bizzat diyecek ki: Sana benim peygamberim gelip tebliğ etmedi mi? Ben sana mal verdim, sana lûtf’u ihsân ettim. Sen kendin için ne tedârik ettin? Dünyada iken Ahiretin için hangi hayır ve hasenâtı, hangi fazîleti yaptın..? 

Medine’ye gelindiğinde hasret bitmiş, ensar-muhacir Efendilerine kavuşmuştu. Bu hicret sadece sıradan bir şehir değiştirme değildi elbet, bu aynı zamanda bütün engellemelere rağmen kurulacak İslâm Devleti’nin temellerinin atılmasıydı.

Zâten Hicret’in özünde; sıkıntıdan-felâha, şirkten-sevaba, yoktan varoluşa yürüyüş, dahası Devlet olmak vardı.. Öyle inanıyoruz ki, bütün yeryüzüne Hicret’le dağılmış Filistinli Kardeşlerimiz gün gelecek tersine Hicret’le topraklarına kavuşacak, gaspçı siyonistlerden kurtaracakları vatanlarında “Devlet” olacaklardır.. Yakındır Gazze, yakındır Kudüs..

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Halit Kanak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle