Türk’ün Zafer Ayı Ağustos’un kısa özeti
Türk’ün Zafer Ayı Ağustos’un kısa özeti
HALİT KANAK
1 Ağustos’ta Kıbrıs’ın fethinden, 30 Ağustos’ta Millî Mücâdele’nin zaferle sonuçlandığı güne kadar tarihin her safhasında ağustosta gelen Türk’ün zaferlerinin başlıcalarını yeniden bir hatırlayalım.
1 AĞUSTOS 1571 KIBRIS’IN FETHİ :
Dîvân-ı Hümâyûn; bir süredir Venediklilerin elindeki fitne yuvası Kıbrıs’tan yapılan korsanlık faaliyetlerini takip ediyor, durumu Sultan II. Selim Hân’a rapor ediyordu. Ancak içinde Mısır Defterdârı’nın da bulunduğu gemi Venedikliler tarafından zaptedilince bardak taştı. II. Selim Kıbrıs’ın fetih emrini vermeden önce Ada’nın devrini istemek üzere has yaverlerinden Kubad Çavuş’u Venedik'e yolladı. Piyâle Paşa’nın emrindeki Türk Haber Alma Teşkilâtı mensupları Venedik’te uzaktan heyeti karşıladı ve göz hizasında takibe aldı.
Kubad Çavuş’un Venedik Devletine yaptığı “Kıbrıs’ı devredin” teklifi Senato tarafından reddedilince Türk heyeti şehirden hızla ayrıldı. Bunun üzerine geride kalan Türk istihbaratçıları Avrupa'nın en büyük tersanesi olan Venedik Tersânesinin (Arsenale di Venezia) barut deposunu havaya uçurdu. Çıkan büyük yangın limandaki bütün gemileri yaktı.
Buna rağmen Venedik Avrupa'dan temin ettiği 204 parçalık gemiyi süratle Kıbrıs sularına sokarak savunmaya geçti. Ancak ordu, Sultân II. Selim Hân'dan "Fermânımdır Kıbrıs fethedilsin" emrini almıştı. Bunun geri dönüşü olamazdı. Nihayet; Kaptân-ı Deryâ Ali Paşa, büyük denizci 3. Vezir Piyâle Paşa ve Serdâr-ı Ekrem olarak 6. Vezir Lâlâ Mustafa Paşa komutasında ki Osmanlı Türk Ordusu Akdeniz’de bütün engelleri bertaraf ederek Limasol’a asker çıkarmış, 13 ay sonra da Magosa’nın düşmesiyle 1 Ağustos 1571’de Kıbrıs’ın fethi tamamlanmıştı…
11 AĞUSTOS 1473 OTLUKBELİ ZAFERİ :
Papa IV. Sixtus 6 kardinalini çok özel görevle Avrupa devletlerine göndererek; Sûltân Mehmed’in ortadan kaldırılarak yeryüzünde Haçlı hâkimiyetinin yeniden tesis edileceğini, bunun için Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan’la anlaştığını, onlar doğudan vururken, kendilerinin de Anadolu’ya denizden asker çıkaracağını; Almanya, Lehistan ve Macarların Balkanlar’dan saldırısıyla da Türkleri imha ederek İstanbul’u alacaklarını, Üsküdar’dan sonrasını Akkoyunlu Devletine bırakacaklarını tek tek anlattırarak hazır olmalarını istedi.
Hazırlıklar tamam olunca Uzun Hasan Fâtih Sûltân Mehmed Hân’a bir mektup göndererek; kayınpederine ait olan Trabzon Rum İmparatorluğu ile (Trabzon Rum İmparatoru IV. İoannis’in kızı Katherina ile evlenmiş bu evlilikten olan kızından Şâh İsmail doğmuştur), Karaman ve İsfendiyar topraklarını iâde etmesini yoksa zorla alacağını belirtiyordu.
Mektubuna cevap gelmeyince Uzun Hasan bu kez de yeğeni Murad Mirza’yı bizzat Fâtih’e göndererek; kendisinin Timur’un vârisi olduğunu, Fâtih’in dedesi Sûltân Çelebi Mehmed’in hem Timur’a, hem de oğlu Şâhruh’a verdiği vergileri aynıyla talep ettiğini bildirdi. Fâtih; bu akıl almaz cüret karşısında elçiye, “Varıp hükümdarına söyle, Fâtih Sûltân Muhammed Hân olarak diyorum ki, Doğu Anadolu’ya geleceğim vergi meselesini bizzat halledeceğim” diye gürledi.
Uzun Hasan bu cevap karşısında Fâtih’in hışmından kaçan Karaman Beyleri Pîr Ahmed ile Kasım Bey’i alelacele Karaman tahtına yeniden oturtmak amacıyla, oğulları Yusufça Mirza, Zeynel ve Ömer Mirzaları veziri Bektaşoğlu Emir Bey’le Anadolu’ya gönderdi.
Tokat ve Sivas’ı âni baskınla yağmalayan Yusufça Mirza Konya’ya yürüdü. Fâtih’in Şehzâdesi Mustafa, Lalası Gedik Ahmed Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa Beyşehir’de onları bekliyordu. Kıreli Mevkiinde Akkoyunlu ordusu feci şekilde bozguna uğratıldı. Hesaplaşma büyük buluşmaya kalmıştı..
Fâtih, doğudaki Akkoyunlu tehlikesini bitirmek üzere Şehzâde Cem’i İstanbul’da taht muhafızı bırakarak 11 Nisan 1473’te hareket etti. Uzun Hasan da hazırladığı 300 bin süvârinin 100 binini ihtiyaten Harput’ta bırakarak Fâtih’i karşılamaya çıktı. Bir taraftan da ittifak yaptığı Almanya İmparatoru III. Friedrich, Macaristan Kralı Mathias ve Venedik Doç’una mektuplar göndererek harekete geçmelerini istedi.
Fâtih; Otlukbeli’ne geldiğinde 100 bin kişilik muharip ordusunu 5 kolorduya ayırdı. İkisini yedeğe çekti. Şehzâde Mustafa ile Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa’yı sağ kanat’a, Şehzâde Bayezid ile Sadrâzâm Gedik Ahmet Paşa’yı sol kanat’a verdi.
Fâtih’ten hücum emrini alan Şehzâdeler Akkayunlular’ın her iki kanadını kısa sürede çökertip komutanlarını esir aldılar. Son darbeyi vurmak bizzat Fâtih’e düştü. 8 saat’in sonunda Akkoyunlu Ordusundan eser kalmamıştı. Uzun Hasan’ın çağırdığı düşman donanması ise Midilli, İzmir, Antalya limanlarını denizden bombaladıysa da asker çıkarmaya cesaret edemedi. Balkanlar’da sınıra yığınak yapan haçlı ordusu da Uzun Hasan’ın yenildi haberiyle geriye dönünce konu kapandı.
.24 AĞUSTOS 1516 MERCİDABIK ZAFERİ :
Yavuz Sûltân Selim Hân, Zenbilli Ali Cemâli Efendi’nin fetvâsı ile Mısır Memlûk seferine başlamak üzere 5 Haziran 1516’da Üsküdar’a geçerek yola koyuldu. Suriye’nin kuzeyinde Azez’i geçerek Türkmen yurdu Türkmenbarı’nın 5 km. batısında bulunan Dâbık Kasabasına geldiğinde Sûltân Kansu Gavri’de Dâbık düzlüğünde kendisini bekliyordu. Burası yeşil çayırlıkların yer aldığı geniş bir düzlük oluşundan dolayı Dâbık’ın Düzlüğü mânâsına gelen Merc-i Dâbık diye anılmaktaydı.
Bu geniş sahranın tarihi yanı da vardır. Buda, Hz. Dâvûd’un (Aleyhisselam) bu sahrada bulunan Türkmen Köyü Toybuk’ta bir makâmı ve üzerinde türbesi bulunmasıdır. Kansu Gavri; Davud Aleyhisselam’ın mânevi desteğini alarak gâlip gelmek arzusuyla Yavuz’u burada karşılamak istemiştir. Bu savaşın ana sebebi ise; Çukurova'ya hâkim olan Memlükler’in Kütahya'ya kadar sarkarak Osmanlı vezirlerini ve komutanlarını şehit etmeleri olmuştur.
İşte Yavuz Sûltân Selim Hân, bütün bunları bir çırpıda çözmek için Kahire’de nihayete erecek olan bu sefere çıkmış Merc-i Dâbık’a kadar gelmişti. Şimdi iki ordu 24 Ağustos 1516 günü sabah erken saatlerde karşı karşıya gelmiş kozlarını paylaşacaktı.
ilk saldırı sabah sekizde Memlük süvarilerinin iki kanat üzerine yaptıkları sert hücum ile başladı. Osmanlı kanatları bir an bocaladıysa da ateşli silahlar devreye girince toparlandılar. Tam bu sırada Yavuz yalın kılıç emrindeki kuvvetlerle merkezden bindirdi. Bir taraftan da sağ ve sol kanatlara Memlük Ordusunu çevirme emri verdi. Kanatlar birleşince ortada kalan Memlük Ordusunun yapabileceği bir şey kalmamıştı. Kansu Gavri ve komutanları ölmüş, Abbâsî Halifesi III. Mütevekkil esir edilmişti.
Burada aynı gün yapılan devir-teslim töreniyle İslâm Halifeliği el değiştirdi. Böylece Halifelik Abbasîlerden 3 Mart 1924 yılına kadar devam edecek şekilde Osmanoğulları’na geçmişti.
Ertesi gün Cuma ve mübârek Recep Ayı’nın son günü idi. Yavuz Sûltân Selim Hân adına meşhûr Halep Emevî Camiinde (Zekeriyya Camii) hutbe okundu.
26 AĞUSTOS 1071 MALAZGİRT ZAFERİ :
Bizans, güçlü ve dirayetli bir komutan olan Romen Diyojen’i Türkleri Anadolu'dan atsın diye tahta geçirmişti. Romen Diyojen, Roma İmparatoru sıfatıyla Türk Ordusunu imha etmek ve merkezleri konumundaki Rey, İsfahân, Hemedan'ı alarak, işi kökünden halletmek için 13 Mart 1071'de yaklaşık 200 bin kişilik muazzam ordusuyla yola çıktı.
Dönüşte Irak, Suriye ve Mısır’ı alma planlarını da yapmış, buraları yönetecek valilerin atamasını yola çıkmadan yapmıştı. Hedefinde Türklerin eline geçen Bizans'ın doğudaki en güçlü kalesi Malazgirt vardı.
Kalabalık Bizans Ordusunun doğuya geldiği haberini Halep’te alan Sultân Alparslan önce düşman hakkında ordu komutanlarından son durum bilgisi aldı. Aldığı brifing, Anadolu'da Bizans'ın önemli askerî üsleri ve lojistik depolarının tahrip edildiği, Bizans Ordusu bozulursa Anadolu kapılarının ardına kadar açılacağı yönünde idi. Acele İmparatoru karşılamak üzere harekete geçti.
İki ordu Malazgirt’te karşılaştığında; Yıl 1071, aylardan ağustos, günlerden cuma idi. Ova’da yaklaşık 200 bin kişilik Bizans Ordusu, 50 bin kişilik Selçuklu Ordusu karşısında çok kalabalık gözüküyordu. Sultân Alparslan ordusuyla birlikte cuma namazını edâ ettikten sonra secdeye kapandı namaz duâsını secdede yaptı. "Yâ Rabbi. Seni kendime vekil yapıyor, âzâmetin karşısında yüzümü yere sürüyor, uğrunda cihâd ediyorum, bana yardım et."
Secdeden kalkınca beklemedi. "Bozkır çevirme hareketi" işâretini verdi. Bu işâretle Türk Ordusu ilk vuruşmaların ardından önce geriye çekildi, sonra hilâl şeklinde yayıldı. Bizanslılar hilâlin içinde kalmış ve pusuda bekleyen ihtiyat kuvvetlerinin âni hücumuyla şaşkına dönmüş, vakit geçtikçe de erimeye başlamıştı. Akşama doğru Türk kılıcından kurtulanlar topluluklar hâlinde teslim oluyordu. Çılgınca dövüşen İmparator Romen Diyojen bütün mâiyetiyle birlikte yaralı olarak esir alındı. Savaş Bizans’ın Türk’e secdesi ile sona ermişti.
Türk Ordusunda; Kutalmışoğlu Süleyman Şah, kardeşi Mansur ve yine Sultân Alparslan'ın kardeşi Yakuti Bey, Artuk Bey, Afşin Bey'in yanı sıra Sav Tigin, Ahmed Şâh, İnal Bey, Gümüş Tekin, Mengücek Bey, Dilmaçoğlu Mehmed Bey, Aslantaş Bey, Danişmend Bey, Tavtavoğlu Bey, Saltuk Bey, Uvakoğlu Atsız ve kardeşi Çavlı Bey, Tarankoğlu Bey gibi gözü kara yiğit komutanlar başarıda imzası olanlardı.
29 AĞUSTOS 1521 BELGRAD’IN FETHİ :
27 Nisan 1495’te Trabzon’da doğan Kânûnî Sultân Süleyman, babası Yavuz’un vefâtı üzerine 30 Eylül 1520’de İstanbul’da tahta çıktığında 25 yaşını 4 ay, 25 gün geçiyordu. Dört bir yana gönderilen saray özel görevlileri Sultân Süleyman’ın tahta geçtiği haberini dünya devletlerine duyurdu.
Bunlardan birisi de Macaristan’a giden Divân Çavuşlarından tam özel yetkili Behrâm Çavuştu. Fakat Türk Elçisi Behrâm Çavuş’un Macar Kralı II. Layoş’un emriyle şehid edilerek, kesilen kulakları yeni hükümdar Sultân Süleyman’a tehdit amaçlı gönderilmesi hem bardağı taşırmış, hem de İtalya ile İran’a rahat bir nefes aldırmıştı. Demek ki ilk sefer kendilerine değil, Macaristan’a yapılacaktı.
Öyle de oldu. Türk Hâkânı 17 Mayıs 1521’de babası adına yaptıracağı Sultân Selim Camii’nin temelini attıktan bir gün sonra 46 yıl sürecek hükümdarlığının ilk seferi için İstanbul’dan hareket etti. Hedefinde, daha önce yapılan üç kuşatmada da alınamayan, Sırpların azınlıkta yaşadığı Macarların yenilmez kalesi Belgrad vardı.
Belgrad önlerine geldiğinde şehir nehirden ve karadan kuşatılmıştı. Kânûni, Hristiyan dünyası tarafından hiç düşürülemez denen Belgrad Kalesini üç hafta içinde düşürmeyi başardığında takvimler 21 Ağustos 1521’i gösteriyordu.
29 AĞUSTOS 1526 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ :
23 Nisan 1526’da İstanbul’dan yola çıkıldı. Haftalarca süren yağmurun altında bata-çıka 26 günde Filibe’ye, 36 günde Sofya’ya varıldı. 9 Temmuz’da Belgrad’a ulaşıldı. 800 parçalık ince donanmada Tuna üzerinden Belgrad önlerine gelmişti.
Nehri üzerine ordunun geçeceği çok büyük bir köprü bizzat Kânûni’nin nezâretinde yapıldı. 19 Ağustos’ta biten köprüden son asker 21 Ağustos’ta geçişini yapmıştı ki Kânûni âni bir kararla, hiçbir iz kalmayacak şekilde köprüyü yıktırdı. Bu, dönüşü olmayan mutlak zafer mânâsına geliyordu ve bu hareket Türk Askeri üzerinde doping etkisi yaptı. Bundan sonra uçsuz bucaksız Macar Ovası Türk Ordusuna açıktı. Kânûnî Kızılelma’sına bir adım daha yaklaşmıştı.
Diğer taraftan Papa’nın öncülüğünde Avrupa’nın her yanından gelen kuvvetler bölük bölük Macaristan’a akmıştı. Toplanan ordu 200 bini geçince sayı yeterli bulundu ve Türk Ordusunu karşılamaya geçildi. Bu ordunun 162 bini muharip güçtü.
Türk Ordusu 28 Ağustos 1526 günü akşam üzeri Tuna Nehri’nin batı yakası takip edilerek Karasu denilen bir tarafı tamamen bataklık olan bölgeye ulaşıldı. Düşman güçlerin hareketi an be an takip edildiği için çok yakında oldukları biliniyordu. Onun için Kânûnî daha fazla ileriye gitmedi.
29 Ağustos 1526 Çarşamba sabahı namazlar kılınmış, yapılan duâların ardından Kânûnî askerine hitâben yaptığı konuşma bitmişti ki düşman kuvvetleri de gözüktü. Türk Hâkân’ı önce zırhını giydi, sonra ordusunu savaş düzenine soktu. Buna göre; merkezde akıncılarla kendisi, sağ kanatta Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa komutasında Anadolu Sipahileri, sol kanatta ise Dâmâd İbrahim Paşa Rumeli Sipahilerine kumanda edecekti.
Karşılıklı bekleyiş ikindiye kadar sürdü. Kânûni’ye göre akşam olmadan bu işin bitmesi gerekiyordu. İkindi vakti henüz geçmişti ki, o gün itibariyle 31 yaşını 4 ay, 2 gün doldurmuş olan Türk Hâkân’ı daha fazla beklemedi, işâretini verdi.
Mehterin ürpertici sesi ovanın sessizliğini bozduğu an, akıncılar merkezdeki Macar atlı birliklerinin üzerlerine ok gibi fırladılar. Tekbirlerle öyle bir daldılarki düşman neye uğradığını şaşırdı. Türk Ordusunun kanatları da aynı sertlikte saldırınca düşman bozuldu.
Çembere alınan düşman kasıtlı olarak açık bırakılan Karasu Bataklığına doğru şuursuzca kaçmaya başladı. Kaçanların bir kısmı sipahiler ile akıncıların kılıcından kurtulamazken, kalanlar atlarıyla bataklıkta boğuluyorlardı. Boğulanlar içinde bütün komutanlarıyla birlikte Kral II. Layoş da vardı. Ayrıca 7 piskopos da aynı âkıbete uğramaktan kurtulamadı.
Tek bir düşman sağ olarak kalmayıncaya kadar vuruşma emri alan Türk Ordusu, karşılarında savaşacak düşman kalmadığını görünce durdu..Birlik komutanlarınca yapılan sayımda toplamda 3.500 yaralı ile sadece 150 şehidin olduğu görüldü. Dünya harp tarihinin en kısa ve en kesin neticesinin alındığı savaş 2 saatte bitmişti..
26–30 AĞUSTOS 1922 BÜYÜK TAARRUZ :
Mondros Mütârekesinden sonra Yunanlılar, topraklarının devamı niteliğinde düşündükleri Anadolu’yu işgâl etmek için İzmir'e asker çıkarmak istiyordu. Ancak; İzmir Valisi ve 17. Kolordu Komutanı Nureddin Paşa o bölgede çok iyi hazırlanmış bekliyordu. Yer yer direniş komiteleri kurdurmuştu. Ayrıca Papaz Hrisostomos'un bütün çalışmalarını da yakın takibe almıştı. Yunanlılar, Nureddin Paşa İzmir Valisi olduğu sürece 1897 savaşında okkalı Osmanlı Tokadı yedikleri bu Paşayı geçemeyeceklerini biliyorlardı.
İstanbul'u işgâl altında tutan İngilizlere müracaat ettiler. İngilizler'in baskısı netice verdi ve Nureddin Paşa İçişleri Bakanlığınca 22 Mart 1919'da görevden alınarak yerine Kambur İzzet Paşa getirildi. 17. Kolordu Komutanı ise Ali Nâdir Paşa oldu. İzmir'de başta Metropolit Papaz Hrisostomos olmak üzere Rumlar çılgınca sevindiler.
Yunan işgâlinin önünü açmak için çalışan Hrisostomos'un gayretleriyle de 15 Mayıs’ta Yunan işgâli başladı. İngilizlerin desteğiyle işgâl hızla yayılıyordu. Çünkü önden İngilizler şehirlere giriyor, işgâl ettikleri şehirleri Yunanlıları çağırarak teslim ediyorlardı.
Kısa zamanda Ege Bölgesi ile Marmara’nın Güney kısmı işgâl edilmişti. Bu böyle devam edemezdi. Yunan'ın dilinden ancak Nureddin Paşa anlardı. İzmir Valiliği yaparken görevden alınan Nureddin Paşa, Milli Mücâdeleye katılmış, Amasya'da 10 bin kişilik merkezi ordu kurarak başına geçmiş, ayaklanan Rum Pontus ve Koçgiri isyanlarını bastırmıştı.
Beklenen karar gecikmedi. Nureddin Paşa 1. Ordu Komutanlığına getirildi ve işin seyri değişti. Büyük Taarruz öncesi, Başkomutanlığı Mustafa Kemal Paşa'nın üstlendiği, Mareşal Fevzi Çakmak'ın Genel Kurmay Başkanlığı yaptığı, 1. Ordu Komutanlığında Nureddin Paşa'nın olduğu bir yapı dizayn edilmişti. Bu yapı 1922 Ağustos’unda planları titizlikle yapılan büyük taarruzu başlattı. Ve önlerine kattıkları Yunan Ordusunu Ege'de denize döktüler.
İzmir'e giren Türk Ordusunun başında Nureddin Paşa vardı. Yeterli deniz aracı olmadığı için kaçamayarak İngiliz ve Fransız gemilerine sığınmaya çalışanlardan arta kalanlarını temizledi. Sonra İl Müftüsünü ziyâret etti. Ardından halktan son durumla ilgili bilgi aldı ve Yunanlıların kaçarken ateşe verdiği mahallelerde tedbirler aldı.
Mustafa Kemal Paşa 13 Eylül’de İzmir’e geldi. Tekmili Nureddin Paşa verdi. Son durumla ilgili brifing vermek üzere hükümet konağına geçildi. Şehrin ileri gelenleri de ziyârete ve tebriğe gelmeye başladılar. Ziyârete gelenler arasında İzmir Rum Metropoliti Hrisostomos da vardı. Yanında belediye meclis üyesi Klimadoğlu ile Timoleon Efendi ve Sarraf Yanko olduğu halde hükümet konağına geldiler.
Mustafa Kemal Paşa'ya haber verdiler. O da Nureddin Paşa'ya gülerek, "Senin adamın gelmiş ben görüşmek istemiyorum sen ilgilen" dedi. Nureddin Paşa heyetiyle birlikte kabul ettiği Papaz Hrisostomos'a, "Vatandaşı olduğun ülkeye ihânet ettin bunun hesabını mahkemede vereceksin" dedi. Sonra çağırdığı iki jandarmaya Hrisostomos'u ifâdesi alınması için İkiçeşmelik Karakoluna götürmelerini söyledi. Dışarı çıkıldığında protestoya başlayan halk peşlerine takıldı. Karakola yaklaştıklarında artan öfkeli kalabalık birden saldırıya geçti. Askerlerden biri, "Durun sizin bu yaptığınız doğru değil, kânun gereğini yapacak” diye bağırdı. Dinleyen olmadı, Hrisostomos linç edildi. Yeni bir devlet kurulmaya başlamıştı.
Yeni devlette Bursa Milletvekili olarak TBMM’de yerini alan Nureddin Paşa seçim tanıtım broşürüne, "İzmir Fâtihi, Karahisar (Afyonkarahisar) ve Dumlupınar Muharebeleri Gâlibi, Kut'ül Âmâre Muhasırı, Gâzi Nureddin Paşa Hazretlerinin Tercüme-i Hâli" diye yazdırmıştı. Ruhu şâd olsun.
Ağustos ayında daha onlarca irili ufaklı zaferlerimiz olmasına rağmen buraya başlıcalarını aldık. Her biri, Türk’ün kudretini, imânını ve vatan sevgisini tarihe kazımış destanların özetini burada sonlandırırken, bu sene de coşkuyla katıldığımız Ahlat ve Malazgirt anma programı coşkusuyla şehitlerimize ve gâzilerimize binlerce rahmet diliyorum…