• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Şehâdetinin yıldönümünde Enver Paşa’yı Tacikistan’da anmak (4 Ağustos 1922)

08 Ağustos 2026
A


Halit Kanak İletişim:

Şehâdetinin yıldönümünde Enver Paşa’yı Tacikistan’da anmak (4 Ağustos 1922)

HALİT KANAK 

4 Ağustos 1922 tarihinde bir kurban bayramı sabahı Sovyet Bolşeviklerince kuşatmaya alınarak şehit edilen Enver Paşa ile arkadaşları Devletmend Bey ile Faruk Bey’i şehâdetlerinin 104’üncü yıldönümlerinde ziyaret etmek amacıyla bizi Tacikistan’a taşıyan Türk Hava Yollarının A-321-200 uçağının tekerleri gece 01.00 civarında Duşanbe havalimanının pistine değdiğinde bütün yolcular gibi bizi de tatlı bir telaş kapladı. 

Bir an önce baş üstü dolabındaki çantamı almak, pasaport kuyruğunda ön sıraları kapmak ve beni almaya gelen Yusuf Yılmaz kardeşimizle buluşmak.

Terminal çıkışında bu telaş yerini heyecana bıraktı. Bu heyecan; Enver Paşa’nın Turan Ülküsü ile bölgeyi komünist Sovyet işgalinden kurtarmak için geldiği bu topraklara ayak bastığı yerlere basacak olmamdan kaynaklanıyordu.

Neyse ki her şey planladığımız gibi oldu. Çıkış kapısında bekleyen Yusuf Kardeşimizle buluşup birkaç saatliğine istirahat edeceğimiz otelimizin yolunu tuttuk. Yusuf Kardeşimiz sabah 06.00’da gelip beni alacağını söyledikten sonra evine gitti.

06.00’da buluştuğumuzda ise tercümanlığımızı yapacak Şahabettin Kardeşimizi de alıp yola koyulduk. Sabahın serinliğinde yol almak için hızlı gidiyorduk. Enver Paşa’nın, Buhara Emirliğine bağlı iken 23 Temmuz 1922’de Kızıl Sovyetler tarafından işgâl ettiği Duşanbe’yi kurtarmak için gelip karargâhını kurduğu Belcivan’a bağlı Âbı Deryâ köyüne gitmek için Belcivan’da araba değiştirecektik. 


O dağ yollarına bizi tırmandıracak şoför arkadaş eski model Lada Niva cipi ile bizi bekliyordu. Ancak ondan önce, “Belcivan’a hoş geldiniz” tak’ı önünde fotoğraf çektirip, kapı karakolunun yan tarafındaki küçük parkta fotoğrafları bulunan aralarında 1952 Dangara doğumlu kurucu Cumhurbaşkanı (devam ediyor) Sayın İmamali Rahman’ın da olduğu 6 önemli şahsiyet hakkında tercümanımızdan aydınlatıcı bilgileri alıyoruz.

Oradan ayrılıp cip şoförü ile buluşmadan önce Yusuf Kardeşimiz uğramamız gerek bir yer daha olduğunu söyleyince şehir müzesine gidiyoruz. Orada başta Enver Paşa olmak üzere diğer silah arkadaşlarına ait kılıçları onları hürmetle yâd ederek inceleyip fotoğraflarını çekiyoruz. Ardından arabamızı değiştireceğimiz kavşağa geliyor, burada mütemâdiyen akan birde gözesi bulunan buz gibi sudan içerek Lada Niva ciple yola koyuluyoruz. 

Dağları-taşları, dereleri-tepeleri, olmayan yolları ve derin yarıkların üzerinden atlaya atlaya geçiyor kanyonlar, zirveler aşıyoruz. Nihayet Çeğan Tepesine yakın bir yerden, üç kuşaktır şehitlerimizin türbedarlığını yapan ailenin reisini yanımıza alıp, şehitlerimizin defnedildiği, kabirlerinin bulunduğu tepeye varıyoruz. 


Etrafı derme-çatma şekilde çevrilmiş, kalın ağaç dallarından yapılmış bel hizasındaki kapıyı türbedarın açmasıyla üç kabrin bulunduğu küçük kabristana selam vererek giriyoruz. Birisi boş üç kabri tek tek ziyaret ediyoruz. Devletmend Bey ile Faruk Bey’in kabirlerini, Enver Paşa nakledildiği için mâkâmına Fâtihalarımızı ve duâlarımızı okuyor, namazımızı kılıyoruz.  


Birde şehitlerimiz adına oraya çeşme yaptıran 1996-2000 yılları arasındaki Duşanbe Büyükelçimiz Sayın Aydın İdil Beyefendinin annesi Kamran İdil Hanımefendiyi de duâlarımıza katıyoruz. 

ENVER PAŞA VE ŞEHÂDETE GİDEN YOL

23 Kasım 1881 yılında İstanbul Cağaloğlu’nda devlet memurlarının yabancı dil öğrenmeleri için açılan eski Lisan Mektebinin (şimdiki Cağaloğlu Hüsamettin Yivlik Geleneksel Türk El Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi.. Sultanahmet tramvay durağına 50 metre mesafede Çatalçeşme Sokağındaki bina) karşısındaki evlerinde dünyaya gelen Enver Paşa, 3 erkek (Enver, Mehmet Kâmil, Nuri) 1 kız (kız kardeşi Cumhuriyet dönemi Genelkurmay Başkanlarından Kâzım Orbay'ın eşi) olmak üzere 4 kardeştiler.  

Enver Paşa, fırtınalarla geçen mücâdeleci hayatına Birinci Dünya Savaşından sonra da devam etti. Bolşevik- komünist Ruslar tarafından işgâl edilen Türk topraklarını bağımsızlığına kavuşturmak için yollara düştü. 

Hedefinde esir edilmiş, toprakları ellerinden alınmış Türkleri bağımsızlığına kavuşturmak, onlara serbestçe ibâdetlerini yapabilecekleri ve insanca yaşayabilecekleri bir hayatı sağlamak, kısaca Türk Birliğini Turan’ı kurmak vardı. 

Bakü üzerinden Aşkabat ve Merv'e uğradıktan sonra Ekim 1921 tarihinde yanında Teşkilât-ı Mahsûsa efsane liderlerinden Kuşçubaşı Eşref’in kardeşi Hacı Sami olduğu halde Buhara'ya ulaştı. Basmacı komutanlarından Madamin, Mayıs 1920’de ölmüştü. Başsız kalan hareketi toparlamak Enver Paşa’ya düştü.


Önce savunma sistemlerini yerinde inceledi. Eksikleri tamamladı. Ardından sevk ve idare ettiği Basmacı Hareketiyle 1921’de Buhara’nın büyük kısmını yeniden ele geçirdi. Ayrıca bu dönemde hareket daha merkezi bir hale geldi; Hive, Buhara ve Fergana liderleri arasında birlik sağlandı.

Kendisine refakat eden birkaç Türk Subayıyla bütün Türk bölgelerini korumak, işgâl altındakileri kurtarmak için yeniden yola koyulduğunda takvimler 12 Kasım 1921’i gösteriyordu. Bu tarih bütün Türkistan Coğrafyasında mücâdelenin başlangıç tarihi olarak alındı.  


(1933 ve 1944’te iki kez kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devleti 12 Kasım’ı gözeterek iki devleti de 12 Kasım’da kuracaktır. Ayrıca Türk Devlet Aklı bu tarihi unutmayacak, 12 Kasım 1921 tarihindeki Enver Paşa’nın bu hareketinden tam yüzyıl sonra; Türkçülük-Turancılık dâvâsında yargılanmasına, tabutluklarda işkence görmesine rağmen TURAN fikrini dâima gündemde tutarak günümüze taşıyan Alparslan Türkeş’in elindeki meşâleyi devralan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Türk Devletleri Teşkilâtı” yâni TURAN Birliği, hareketi başlatan Enver Paşa’ya nispet olsun diye  yine 12 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da ilân edilecek ve bu isim milyonların gönlüne “Turan” olarak girecektir.) 

Enver Paşa 19 Kasım'da Akbulağ, 21 Kasım'da Başçardak kışlağına ve 24 Kasım'da Gurgantepe'ye ulaştı. 

Burada, Türkistan’ın bağımsızlık savaşı için Rus’lara karşı birlikte mücâdele yapalım teklifi yaptığı Lakay Kabilesinin reisi Lakay İbrahim tarafından 70 gün kadar bir köy evinde silah zoruyla gözetim altında tutuldu. Lokay İbrahim geç de olsa durumu anlamıştı Enver Paşa’yı yolcu etti. Ancak dostça ziyaretine geldiği İbrahim’in bunu yapması işleri sekteye vurmuştu. Ama yılmadı yoluna devam etti. (Lokay İbrahim 1931’de Rus’lar tarafından  idam edilecektir.) 

Enver Paşa Şubat 1922’de Ruslar'a karşı vatanlarını savunacak yeni Basmacılar'ı teşkilatlandırmak için Duşanbe ilerisindeki kışlaklara kadar gitti. 24 Temmuz'da Duşanbe’nin Ruslar tarafından işgâl edilmesi üzerine karargâhını Satılmış kışlağına kurdu. Kısa bir süre sonra da Belcivan bölgesindeki Âbıderyâ köyüne geçti. Burası onun son karargâhı oldu.. 

PAŞA’NIN ŞEHÂDETİ  

Takvimler 4 Ağustos 1922'yi gösterdiğinde Kurban Bayramı'nın ilk günü yâni Zilhicce’nin 10’uncu günü cuma'ya girilmiş, henüz cuma namazı vakti gelmemişti. Enver Paşa ve beraberindeki mücâhitler iki bayramı bir arada yaşıyorlardı. Aynı anda üçüncü bayrama (şehitlik) yaklaştıklarının farkında değillerdi.

Enver Paşa'nın karargâhı, Türkistan'ın Belcivan vilayetinin Âbıderyâ köyünde binlerce Kızılordu askerlerince gizlice kuşatıldığında Paşa, askerlerin bayramını kutlamak ve harçlıklarını dağıtmak üzere geniş bir yerde toplanmalarını emretmişti. 

Tam bu sırada ileri karakoldan bir el silâh sesi duyuldu. Bu, baskın hareketini bildiren bir parola idi. Çevik bir hareketle derviş adlı atına atlayan Paşa’yı aynı serilikte 30 kadar mâiyeti takip ederek atlarına bindiler. Paşa bazı emirler verdikten sonra atını hızlı bir şekilde silahın atıldığı tarafa sürdü. 


Fakat deşifre olan kuşatmadaki Kızıl Ordu birlikleri de taarruza geçmişlerdi. Yanında gözünü budaktan esirgemeyen ölümlerle eğlenmiş 30 yiğit neferle Enver Paşa müthiş bir direniş gösterdi. 

Aynı direniş; Faruk, Danyal, Boribetaş, Devletmend ve sair diğer kumandanlardan da geldi. Kısa sürede çarpışma şiddetlendi. Rus’ların ateşi yoğunlaşınca Paşa, ateşi kırmak için yanında az sayıda karargâh askerleri olduğu halde hızla düşman mevzilerine daldı. Düşman ile aralarında beş altı metre kalınca da kılıcını da çekti. Bir elinde tabanca, diğerinde kılıç “Allah Allah” nidâları ile Rusların üzerine atıldı. 

Paşa; birkaç Rus’u öldürünce mitralyöz başında olan Rus askerleri “teslim tesliiimm” diye bağırarak ellerini kaldırdılar. Fakat, bu kez de arka saftaki Rus takviyeli mitralyözleri çok şiddetli ateşe başlamıştı. 

Enver Paşa saniye tereddüt göstermedi. Ölümü korkutan adam diye bilinen Enver Paşa, atını ölüm kusan bu mitralyözlerin üzerine sürdü. Yoğun ateş altında kalan Paşa’ya isabet eden peş peşe kurşunlar tâbiri caizse Paşa’yı biçti. Sonradan anlaşıldığına göre Enver Paşa, asıl adı Hagop Melkumyan, isminin Rusçalaştırılmış şeklinde Yakov Arkadiyeviç Melkumov olan aslen Ermeni bir Kızılordu subayının emrindeki müfreze tarafından, göğsündeki Kur’ân-ı Kerim delik deşik olmuş haliyle mitralyözlerle şehid edildi. 

Paşa atından yuvarlandığında yoğun ateş devam etmekteydi, bu yüzden Paşa’nın yanına gidilemedi. Ruslar, işledikleri cinayetin farkında bile değillerdi. Ancak Enver Paşa’nın şehâdet haberi hızla yayıldı. Enver Paşa’nın can karındaşı Devletmend Bey, acı haber karşısında bir an şuurunu kaybederek, “İntikamı almak, bize farz oldu” diyerek cehennemî ateşin içine atıldı. Kısa süre içerisinde de şehit düştü. Yiğit komutanların toprağa düşmeleri karşısında mücahitlerin ateşleri yavaşladı, bir müddet sonra da sustu. Bunu zafer diye kabul eden Ruslar da kısa süre sonra sustular. 

Geride kalıp da oraya buraya dağılan mücahitler ortalık sakinleşince aynı zamanda Devletmend’in Köyü olan Çeğan Tepesi’nin hemen yanı başındaki Âbıderyâ’da toplanmışlardı. Enver Paşa’nın şehâdeti için hem feryat figân ağlıyorlar, hem de cenâzesi Rusların eline düştü diye çok üzülüyorlardı. 

Nasıl üzülmesinler ki? Enver Paşa’nın şehâdeti ile bütün ümitlerini yitirmişlerdi. Kaybettikleri sadece Enver Paşa değil, milyonlarca Türk’ün ümidi, istiklâli ve istikbâli idi. 

Saatler sonra kendilerine geldiklerinde önce Danyal Bey’i aralarında komutan seçip geceyi geçirdiler. Sabah olunca ihtiyar bir imam gelerek Dereyipayân'da Enver Paşa'nın cenâzesini gördüğünü bildirince koşarak tarif edilen yere gittiklerinde gördüler ki, Paşa’yı tanımayan Ruslar, üzerindeki elbise ve çizmelerini alıp Paşa’yı şehit olduğu yerde bırakıp gitmişler.

Oraya toplananlar, Paşa'nın başucunda oluk oluk gözyaşı döküyorlar. Sonra da üzerlerine bir  bayrak örtüyorlar ve etrafına nöbetçiler koyarak beklemeye başlıyorlar. Paşa’nın şehâdeti öyle çabuk yayılıyor ki, kısa sürede binlerce kadın-erkek Çeğan Tepesinde birikiyorlar. 

Önce bir kâğıda "Şehîd-i Muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve maksat peşinde Buhara’da (o sıralar Buhara Emirliğine bağlı) Belcivan Vilayetinin Çeğan isimli mahallinde Kurban Bayramının birinci günü olan 4 Ağustos 1922'de, öğle vaktine yakın bir zamanda, temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehâdet rütbesine nâil olmuştur" diye yazıp mühürlüyorlar.  


Ardından getirilen tekbirler, yanık sesli hâfızların okuduğu sûreler sonrası kılınan cenâze namazı ile bayrağa sarılı cenâzesi Çeğan Tepesinde silah arkadaşı Devletmend Bey’le yan yana toprağa veriliyor…Kabir üstünde günlerce Kur’an okunup, duâlar ediliyor. 

Paşa'nın özel hizmetlerinde bulunan Mirza Muhiddin ile Halil Komutan savaş meydanında sonradan buldukları Paşa'nın Luger P08 (Parabellum) tabancasını ve kanlı çamaşırlarını Afganistan'da bulunan Osman Hoca ve Kuşçubaşı Hacı Sami Beylere teslim etmek üzere yola koyuluyorlar.  

Paşa'nın tabancası, o zaman Afgan Harbiye Nâzırı olan Nâdir Han'a günümüzde büyük bir kısmı Tacikistan’da kalan Bedehşan'da törenle veriliyor. (Nâdir Han 1929 Afgan iç savaşında gâlip gelerek Afgan Kralı oldu. 1933’de bir lise mezuniyet töreninde öldürüldü. Yerine geçen oğlu Muhammed Zâkir Şâh 1973’e kadar Afganistan’ı yönetti, Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yardım ettiği gibi, Doğu Türkistan Devletini yıkmak isteyenlere karşı silah ve asker yardımı yaptı ve 2007’de vefât etti.) 

Afganistan'da Büyükelçilik yapan Medine Müdafîi Fahrettin Paşa’nın Sefâret ekibinde hususi murahhası olarak bulunan Bartınlı Muhiddin Bey, Halil ve Mirza Muhiddin Beyler de, Paşanın çamaşırlarını ailesine vermek üzere İstanbul'a hareket ediyorlar…  

74 yıl sonra Şehîd-i Âli ve Gâzi-i Namdâr Enver Paşa, iâde-i itibâr yapılarak şehid edildiği Çeğan Tepesinin hemen yanıbaşındaki Âbıderyâ köyündeki şehitler tepesindeki  kabrinden alınarak Türk Hava Kuvvetleri uçağı İle İstanbul’a getirildi. O gün 3 Ağustos’du. Enver Paşa’nın nâşı bir gece Gümüşsuyu Askerî Hastanesinde bekletildi. 

Ertesi gün 4 Ağustos 1996 Pazar günüydü ve Paşa’nın şehâdet yıldönümüydü. Nâşı Taksim Gümüşsuyu Askerî Hastanesinden alınarak Şişli Camiine getirildi. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ve hükümet protokolü, yerlerini almışlardı. Namaz huşû içerisinde kılındı. Sonrada kara, deniz, hava askerlerinin kortejiyle top arabasında taşınarak, kalabalık vatan evlatlarının yanısıra MHP İstanbul İl Başkanı olarak bizim de talip ettiğimiz devlet töreniyle Çağlayan Hürriyet Tepesindeki ebedî istirahatgâhına defnedildi. Mekânı cennet olsun inşaallah…

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Öğretmen

Abi İnkılâp tarihi kitaplarımız hain olarak anlatır Enver Paşayı.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23