--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kahire, hüzünlü bir şiirdir

Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
0

Bazı kentler vardır, bir kere gittiniz mi artık bir daha ne zaman geriye dönerseniz aklınız hep orada kalır. Kahire böyle bir yer, büyülü bir şehir. Adeta doğal bir film platosu.

Bu şehri göreli üç yıl olmuştu, ama yine depresif bir güçle çağırdı. Gitmeliydim. Kahire sizi çağırdığında gitmezseniz bir daha asla davet edilmeyebilirsiniz.

Orada aldığım bazı notları paylaşacağım. Bu yüzden bir köşe yazısından çok “sayıklama notları” niyetiyle okunması gerekir. Her yazma faaliyeti bir tür doğum sancısını andırır. Bu sancının çığlık seslerinden fragmanlar…

•••

Yakındaki bir camiden Kur’an sesi geliyor. Güneş sokağı aydınlatıyor ama insanın içindeki karanlığa ulaşamıyor. Ruhun karanlık labirentlerine yolculuk tahtında bir tecrübe bu.

•••

Kavurucu, tozu dumana katan kalabalığının ortasında, kentin gürültüsünden kaçıp sinemanın serin gölgesine sığınmış afişlere bakarken ruhumdaki anlam arayışı biraz daha derinleşiyor. Parlak renkler, yalan gülüşler, unutmaya yaramayan müsekkinler… Teker teker onların kişiliklerine bürünüyorum.  İnsanın kendinden kaçmak için kurduğu sûni dünyanın sonunda ölüm var.

•••

Her şey bir süre sonra mutlaka tuhaflaşıyor, karmaşıklaşıyor, sıradanlığını kaybediyor. Ve bir noktadan sonra insan ister istemez kendinden de şüphe etmeye başlıyor. Acaba tuhaflık gerçekten diğerlerinde mi? Yoksa ben de onlar gibi normal biri değil miyim?

•••

Belki de bütün bu karmaşanın içinde, fark etmeden kendime benzeyen hayatları ve insanları çekip duruyorum. Sonra da dönüp, neden hiçbir şeyin normal gitmediğini kendime soruyorum. Bu çürümüş döngü yakamı asla bırakmıyor; nereye kaçsam peşimden geliyor. Beni kendimden çekip alarak karanlığın kucağına bırakıyor.

•••

Bazı kentlerde zaman, sökülüp yok oluyor. Geriye ne geçmiş kalıyor, ne de gelecek. Sadece o tanıdık, ağır ölüm ruhsallığı dipte sessizce kıpırdanmaya başlıyor. Sanki daha önce hiç bilmediğim başka bir yerde aynı varoluş sancılarıyla kıvranan o insanları görmüşüm de şimdi onların izlerini yeniden buluyorum.

•••

Karşımdaki yıpranmış kapı ve duvara asılı belirsiz levha, terk edilmiş bir anının, unutulmuş bir zamanın hüzünlü tanıkları gibi. Sokağın derinliklerine doğru uzanan akis, depresif bir sırrı saklarmış gibi yorgun ve tekinsiz.


•••

Havadaki toz, geçmişin anılarını taşıyan ağır bir koku gibi burnumun direğini sızlatıyor. Çok eski bir motorsiklet ve uzun süredir kullanılmadığı belli bir araba sanki bu ölgün sokakta asılı kalmış, hareket etmek için güçlerini yitirmiş gibi sessizce duruyor. Binaların pencereleri, uğultu senfonisi hissi uyandırıyor. Sanki üstü örtülü acıların iniltisini duyuyorsunuz.

•••

Bu dar sokak, şuuraltını ele geçiriyor. Girenin bir daha asla çıkamayacağı sonsuz bir mağara metaforu… Sonsuz bir düğümün kopuş yeri. Kırılgan ve saydam, şiirsel ve ölümcül…

•••

Binaların yorgun, dökülen sıvaları, kirli taş duvarlar arasından sızan bir umutsuzluk geçidini andırıyor. Dar sokak, mezarlık sessizliğinde, tarihin yükünü omuzlamış, çökmüş binalar arasında kıvrılıp kayboluyor. Yukardan sızan cılız ışık huzmesi, sokağın tozlu zeminini aydınlatıyor. İnsana hem tanıdık gelen, hem de bir o kadar yabancı ve mistik bir atmosfer.

•••

Dinginlikle uyuyan iki köpek… Üzerlerine konmuş yüzlerce sinek…

Bu canlılar, Nerval’in aradığı o kayıp zamanın sessiz bekçileri. İnsan burada zamanın içinde değil, dışında kalmış gibi hissediyor. Bu yüzden Kahire’nin sokaklarında yürürken yalnızca bir şehri değil, içimdeki dehlizleri de geziyorum. 

Aynı gökyüzünün altında cami ve kilise. İnsan, yüzyıllardır değişmeyen şeyin dinler değil, insanın Allah’a doğru uzanan yalnızlığı olduğunu düşünüyor. Bunca kalabalığın, bunca sesin ve bunca tarihin ortasında insan yine kendi yalnızlığıyla baş başa…


•••

Kahire, bütün o kavurucu kalabalığı, tozu, yıpranmış duvarları, dar sokakları, camileri ve kiliseleriyle insanın içine doğru açılan tuhaf bir kapı gibi. Bir tarafta hayat bütün gürültüsüyle akıyor, diğer tarafta sanki zaman durmuş, geçmiş ile gelecek arasındaki o ince çizgi ortadan kalkmış.

•••

Tüm kaçışlar mutlaka bir bahaneye tutunur. Mazeret arar insan kaçışına. Başka insanlar, başka hayatlar, başka mimari yapılar görmek. 

Hepsi insanın kaçışına verdiği yalan müsekkinlerdir. 

Bir süre sonra o da anlamsızlaşır. Çünkü gerçek hayattan kaçan insanın işi çok karanlıktır. O karanlığı aydınlatmak için çırpınır durur. Ama kazdığı sadece kendi cesedinin toprağıdır.

Hayyam’la bitirelim o halde…

•••

Bir gelmişiz, bir gideceğiz bu dünyadan. 

Ne bir iz kalacak bizden, ne bir ses, ne bir ad.

Bir damla suyuz koca bir deryada, 

Toz olup gideceğiz bu rüzgârlı sahrada.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Ahmet Can Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle