--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Katillerin ana-babası...

Halil Kışlacık
Halil Kışlacık

Geçtiğimiz günlerde Amerika, dünyanın nükleer olmayan en büyük ikinci bombasını Afganistan’da kullandı. GBU-43/B isimli bombaya “Mother of All Bombs” yani “Bombaların Anası” deniliyor. Gazeteci milleti hazır gelen haberi kurcalamayı, gerisini araştırmayı sevmediği için, bu bombanın en büyük konvansiyonel silah olduğu söylendi. Değil...

Önce bir ara verelim...

Ünlü bilimkurgu yazarı Hainlein şöyle demiş: “Silahlı bir millet, nazik bir millettir. İnsanlar hatalarının canlarına mal olabileceğini düşündüklerinde, davranışlarına çekidüzen verir...” 

Bireysel olarak ele alırsak, abartılı bir yaklaşım tabii... Ama milli güvenlik açısından konuya yaklaşırsanız, bu önerme karşılığını bulur. 

Bütün ülkeler, en az “ihtimali düşman” olarak gördüğü ülke kadar silahlanmak ister. Bu da doğal olarak sonu olmayan bir silahlanma yarışını doğurur.

“Soğuk Savaş”ın “soğuk” kalmasını sağlayan, Amerika ve Rusya’nın karşılıklı silahlanmasının karşı tarafı hamle yapmaktan alıkoymasıydı. İki ülkenin de atom bombaları vardı ve eğer biri bu silahı kullanırsa, diğerinin de kullanacağı neredeyse kesindi. Hatta “Küba Füze Krizi”nin yaşandığı 1962 yılında, nükleer füze taşıyan bir Rus denizaltısına yüzeye çıkması için yapılan uyarı atışlarının gerçek saldırı sanılması yüzünden, denizaltıdaki nükleer füze ateşlenmek üzereydi ki, denizaltının rütbeli subaylarından biri ateşlemeye karşı çıkarak muhtemel bir nükleer savaşı engelledi.

Rusya ile Amerika’nın karşılıklı nükleer yığınağı öyle bir hale geldi ki, şu an dünyadaki 17 bin nükleer bombanın yaklaşık yüzde 97’si bu iki ülkeye ait.

Amerika en son, yaklaşık 15 megatonluk bir atom bombası üretti. Yani yaklaşık 15 bin ton TNT patlayıcısına eşit bir silah.

Rusya’nın cevabı ise TSAR bombası oldu. Yaklaşık 100 megatonluk, yani 100 bin ton TNT’ye eşdeğer bir bomba.

Büyüklüğünü anlamanız için bir örnek verelim. Allah korusun, böyle bir bombanın İstanbul Boğazı’nda, söz gelimi Beşiktaş ile Üsküdar arasında patlaması halinde, oluşacak ateş topu Avrupa yakasında Alibeyköy’e, Anadolu yakasında Göztepe’ye kadar ulaşabilir. Çatalca’dan Gebze’ye kadar neredeyse bütün binalar yıkılır. Batıda Çerkezköy, güneyde Gemlik ve kuzeyde Derince’ye kadar yaşayan bütün canlılar üçüncü derece yanıklara maruz kalır.  

Bu silahları kullanmak her zaman mümkün olmuyor tabii... Bu yüzden gözler farklı seçeneklere çevrildi.

İşte bu seçeneklerden biri de, yazının başında bahsettiğimiz “termobarik” tabir edilen silahlar... Amerika’nın kullandığı bu bomba, bildiğimiz yere çarpınca patlayan türden değil. Bunun yerine, havada belirli bir irtifadayken önce küçük bir patlamayla içeriğindeki yanıcı maddeyi havaya yayıyor, daha sonra bu yayılan ve havadaki oksijenle beslenen yanıcıyı ateşleyerek büyük bir alev topu ve basınç alanı oluşturuyor.

Amerika bu bombayı yüzeydeki canlıları öldürmekten ziyade, oluşacak basınç alanıyla bölgedeki mağaraların çökmesi için attı. İnsan yapımı sığınakları “Bunker Buster” adı verilen delici özellikli konvansiyonel silahlarla yıkmak mümkün ancak mağaraları yıkmak daha büyük, deprem etkisi oluşturacak bir patlama gerektiriyor. İşte bu yüzden, nükleer silahlardan sonra en büyük patlama etkisine sahip bu bombalar kullanıldı.

Amerika elbette bu silahı kullanarak bir mesaj vermek, bir algı oluşturmak da istiyor. Medyaya yansıyan haberlerde, silahın şaşırtıcı gücünden, bunun bir adım üstünün nükleer seçenek olduğundan bahsediliyor. Ancak Rusya, nükleer silah konusunda olduğu gibi, bu konuda da Amerika’dan ileride. Amerika’nın kullandığı GBU-43/B isimli bomba yaklaşık 11 ton TNT’ye eşit. Rusya’nın ürettiği ATBIP isimli aynı yapıdaki bomba ise, yaklaşık 44 ton TNT’ye eşit.

Bu rakamlar büyük, ama nükleer bombaların yanına yaklaşamıyor. Yukarıda verdiğimiz örneğe, yani Beşiktaş ile Üsküdar arasında (Allah korusun) bir patlamaya uygularsak, en fazla sahildeki evlerin camlarını kırabiliyor.

Daha fazla uzatmadan, Platon’a atfedilen bir sözle bitirelim: “Eğer barış istiyorsanız, savaşa hazır olun.”

 

Halil Kışlacık Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle